Küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği, jeopolitik rekabetin Asya ve Avrasya ekseninde yoğunlaştığı bir dönemde Türk dünyası uluslararası siyasette giderek daha fazla önem kazanıyor.
Ortak tarih, dil ve kültür bağları üzerine kurulan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), bugün siyasi dayanışmayı güçlendirmeyi, ekonomik bütünleşmeyi sağlamayı ve Türk devletlerini küresel ölçekte etkili bir güç haline getirmeyi hedefliyor.
2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile Türk Konseyi adı altında kurulan teşkilat, başlangıçta kültürel ve diplomatik iş birliğini esas alıyordu. Zaman içerisinde ekonomik ilişkiler, ulaştırma koridorları, enerji güvenliği ve savunma sanayisi gibi stratejik alanlara yönelerek Avrasya jeopolitiğinde önemli bir aktör olma yolunda ilerledi.
30 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da, “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla yapılan 13. Devlet Başkanları Zirvesi, bu gelişimin yeni bir aşaması.
Zirve sonunda kabul edilen Ankara Bildirisi’nde, Türk devletleri arasındaki siyasi, ekonomik ve stratejik iş birliğinin daha ileri taşınması hedefi öne çıktı. Özellikle “Stratejik Ortaklık, Ebedi Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması” taslağı üzerindeki çalışmalar ile 2027-2031 Strateji Belgesi, teşkilatın 2040 Vizyonu doğrultusunda kurumsallaşma iradesini ortaya koyuyor.
Toplantının dikkat çekici başlıklarından biri de uluslararası kuruluşlarda ortak hareket etme anlayışının güçlendirilmesi oldu. Birleşmiş Milletler ve UNESCO gibi kuruluşlarda karşılıklı desteğin artırılması, Türk devletlerinin dünya siyasetinde daha etkili bir diplomatik ağırlık kazanması bakımından önem taşıyor.
Ekonomik açıdan ise “Orta Koridor Projesi”, Türk dünyasının geleceğinde belirleyici bir yere sahip. Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret yolları üzerinde bulunan Türk devletleri, ulaştırma altyapılarını geliştirerek ve gümrük işlemlerini kolaylaştırarak küresel ticarette stratejik bir konum elde edebilir. Enerji, dijital ekonomi ve savunma sanayisndeki ortaklıklar da bu bütünleşmenin önemli unsurlarını oluşturuyor.
Zirvede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne verilen destek ile Gazze, Filistin, Suriye ve Afganistan konularında dile getirilen ortak yaklaşımlar, teşkilatın yalnızca Türk dünyasının meseleleri ile sınırlı kalmak istemediğini gösteriyor. Bununla birlikte, üye devletlerin farklı dış politika öncelikleri ve bölgesel ilişkileri bulunduğu da göz ardı edilmemeli. Ortak açıklamaların kalıcı sonuçlara dönüşmesi, siyasi iradenin somut uygulamalarla desteklenmesine bağlı.
Teşkilatın üye olmayan ülkelerle ilişkilerini geliştirmeyi amaçlayan “TDT+” yaklaşımı da Türk dünyasının uluslararası etki alanını genişletme arayışının bir göstergesi.
Türkiye açısından bakıldığında, Türk Devletleri Teşkilatı yalnızca tarihî ve kültürel bağların yaşatıldığı bir platform değil, aynı zamanda dış politikada stratejik öneme sahip bir iş birliği alanı. Ankara’nın diplomatik birikimi, savunma sanayisi kapasitesi ve Avrupa ile Asya arasındaki coğrafi konumu, bu süreçte önemli avantajlar sağlıyor.
Ancak burada asıl mesele, zirvelerde ortaya konulan hedeflerin ne ölçüde hayata geçirileceği. Ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesi, ortak projelerin tamamlanması ve siyasi dayanışmanın güçlendirilmesi, teşkilatın gelecekteki ağırlığını belirleyecek.
Sonuç olarak Türk dünyası, ortak geçmişinden aldığı güçle ortak bir gelecek inşa etme arayışında. Ankara’daki buluşma, bu arayışın siyasi ve stratejik boyutunu bir kez daha gündeme taşıdı.
Unutulmamalıdır ki Türk dünyasının gerçek gücü, yalnızca ortak tarihinden, kültüründen değil, ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket edebilme yeteneğinden doğacaktır.
Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
