Salı, 3 Kas 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Serbest Kürsü

‘Rozet siyaseti’ ve hayatın gerçeği

Dr. Nil Gönce
Son güncelleme: 3 Kasım 2026 19:25
Dr. Nil Gönce
Paylaş
Paylaş

“Bir mümin ile bir kâfir denize girse, yalnızca yüzmeyi bilen kurtulur. Çünkü Allah cahilleri kayırmaz.”

Mısırlı düşünür, hekim ve yazar Mustafa Mahmud’a atfedilen bu söz, basit bir fizik kuralını hatırlatmakla kalmaz. Siyasetin ve insan psikolojisinin üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soruyu da gündeme getirir: İnsanlar neden kendi hayatlarını zorlaştıran siyasi tercihleri savunmaya devam edebilir? Neden devasa krizler bile bildik ezberleri bozmaya yetmeyebilir?

İdeolojik tartışmaların ötesinde, bu söz insanı hayatın değiştirilemez gerçekleriyle yüzleştirir. Dalgalar yükselip su boğaza dayandığında, hangi partiye üye olduğunuzun, hangi mahalleye ait olduğunuzun ya da hangi sloganı attığınızın bir önemi kalmaz. O anda belirleyici olan, koşulları doğru değerlendirmek ve gerekli bilgi ve beceriyle hareket edebilmektir. Su, kim olduğumuza değil, doğa yasalarına göre hareket eder. Sözün verdiği ders de budur: “Allah cahilleri kayırmaz.” Gerçek kurtuluş, bilgi ve liyakatle mümkündür. Liyakat ise öngörü, doğru karar ve sorumluluk gerektirir. Hiçbir kimlik veya aidiyet bunların yerini tutamaz.

Peki madem gerçeklik bu kadar tarafsız, siyaset neden onun yerine başka gerçeklikler koymaya çalışır? Çünkü insan her zaman gerçekle yüzleşmeye hazır değildir. Belirsizliğin yarattığı kaygıyı azaltmak, inançlarını ve aidiyetlerini korumak için bazen gerçeğin kendisinden çok, inanmak istediği anlatıya tutunur. Siyasi anlatılar da bu ihtiyaca seslenir. Bize konforlu kaleler inşa eder, “biz ve onlar” kavgalarıyla yapay rüzgârlar yaratır. Bu hayal siyaseti, faturası geleceğe kesilmiş, yüksek faizli bir borç gibidir. Güdülenmiş akıl yürütme ve güdülenmiş kuşkuculuk araştırmaları, insanların inançlarıyla çelişen bilgiler karşısında her zaman fikirlerini değiştirmediğini; kimi zaman mevcut inançlarını koruyacak açıklamalara yöneldiğini gösterir. Böylece illüzyon, gerçeklikle karşılaştıkça yeniden gerekçelendirilir.

Bu noktada Fransız sosyolog Baudrillard’ın düşüncesi önem kazanır. Ona göre medya, yalnızca gerçekliği yansıtmaz; insanların gerçekliği algılama biçimini de şekillendirir. Bazen insanlar, yaşananlardan çok kendilerine sunulan görüntüleri ve anlatıları gerçek kabul etmeye başlar.

Bilkent Üniversitesi’nden Ioannis N. Grigoriadis ile araştırmacı Onur T. Karabıçak, Baudrillard’ın düşüncesinden hareketle Türkiye’deki ana akım medyada üç önemli anlatıya dikkat çeker: “bekâ mücadelesi”, muhalefet liderlerinin “hain” olarak sunulması ve popüler diziler üzerinden ideal liderlik tasviri. “Diriliş Ertuğrul” ve “Payitaht Abdülhamid” gibi dizilerde geçmişin kahramanlık anlatıları, bugünün siyasi tercihlerini meşrulaştıran bir çerçeve sunabilir. Bu örneklerde ortak nokta, gerçekliğin belirli anlatılar üzerinden yorumlanmasıdır. Peki bu anlatılar ne zaman sorgulanmaya başlar? Gerçeklikle karşılaştıklarında.

İşte “denize düşme anı”, biriken borcun önümüze konduğu, faturanın tahsil edildiği kırılma anıdır. Büyük ekonomik krizler, kurumsal çöküşler ya da doğal afetler, siyasi anlatıları gerçeklikle sınayabilir. İnsanı en temel sorularla baş başa bırakır: Ne oldu, neden oldu ve bundan kim sorumlu?

Ama fatura gelince herkes hemen hesaplaşmaz. İnsan, en ağır krizlerde bile eski kalkanına sarılabilir. 2023 depremleri, liyakat, denetim ve kamu yönetiminin sorumluluğunu yeniden gündeme taşıdı. Ancak bu sorgulama, herkes için siyasi tercih değişikliğine dönüşmedi. Çünkü bir yönetimin performansını eleştirmek, mutlaka başka bir yönetimi tercih etmek anlamına gelmez. İnsan, mevcut yönetimin eksikliklerini kabul ettiği hâlde alternatiflere güvenmeyebilir; grup bağlılığı, alışkanlıkları veya değişim kaygısı nedeniyle tercihini sürdürebilir.

Bu noktada sosyal psikolog John Jost’un “Sistemi Meşrulaştırma Kuramı” devreye girer. Jost’a göre insanlar, kendi çıkarlarına aykırı olsa bile mevcut düzeni savunabilir; çünkü alıştıkları sistemi korumak, belirsizlik ve tehdit karşısında güven duygusu sağlayabilir. Sosyal psikologlar Chuma Kevin Owuamalam, Mark Rubin ve Russell Spears’ın geliştirdiği “Sisteme Yönelik Tutumların Sosyal Kimlik Modeli” (SIMSA) ise sistemin savunulmasında grup aidiyetinin ve kolektif çıkarların rolüne dikkat çeker. İlk yaklaşım sistemin meşrulaştırılmasında güven ve düzen ihtiyacına, ikincisi ise grup kimliğine ve kolektif çıkarlara ağırlık verir.

Owuamalam, Rubin ve Spears, 2016 Brexit referandumu ve Trump’ın seçilmesinin ardından yürüttükleri iki araştırmada, SIMSA’nın siyasi tutumları açıklamada “Sistemi Meşrulaştırma Kuramı”ndan (SJT) daha fazla destek bulduğunu gösterdi. Bu sonuç, siyasi tercihleri anlamak için yalnızca düzeni koruma ihtiyacına değil, grup kimliğine ve kolektif çıkarlara da bakmak gerektiğini gösteriyor. Türkiye’de de benzer aidiyet mekanizmalarının siyasi bağlılıkların sürmesinde rol oynayabileceğini düşünebiliriz. İnsan bazen zarar gördüğü yerde kalır; çünkü orayı evi sanır. Ev ise acıtsa da sığınaktır.

Üstelik siyasi illüzyon güçlüdür ve büyük kaynaklarla beslenebilir. Onu üretmek ve sürdürmek için para, emek, zaman, medya, iletişim ağları ve kurumsal güç gibi maddi kaynaklar seferber edilir. Bunun yanında umut, korku, inanç, aidiyet ve ortak hafıza gibi manevi kaynaklar da bu anlatıyı besler. Birey de kimliğine sarılarak, inandığı anlatıyı savunarak ve kendi grubunun gerçekliğini yeniden üreterek bu sürecin bir parçası hâline gelir. Böylece siyasi illüzyon hem dışarıdan beslenen hem de içeriden yeniden üretilen güçlü bir yapıya dönüşür.

Ancak hiçbir siyasi algı yönetimi doğanın, matematiğin ve ekonominin kurallarını sonsuza kadar bükemez. Mutfaktaki yangın, cebimizdeki paranın azalması ve liyakatsizliğin gündelik hayata yansıyan sonuçları, siyasi anlatılarla yaşanan gerçeklik arasındaki mesafeyi görünür kılar. Bir noktada ertelenen sorunlar, görmezden gelinen gerçekler ve biriken faturalar hayatın içinde karşılığını bulur. Fakat bu yüzleşme herkeste aynı anda gerçekleşmez. Kimi insan düşüncesini, kimi siyasi tercihini değiştirirken kimi de eski anlatısına tutunmayı sürdürür.

Gerçek başarı, anlatılanlarla değil, ortaya konulan sonuçlarla değerlendirilir. Belki de en büyük yanılgımız, kendi tarafımızda olduğumuzda gerçeğin de bizim tarafımızda olduğunu düşünmektir. İnsan hangi rozeti takarsa taksın, bazen onu yalnızca bir aidiyet sembolü olarak değil, kendisini koruyacak, haklı çıkaracak ve kurtaracak bir güvence olarak görür. Oysa rozet değişir, partiler değişir; denizin kuralları değişmez. Rozet insanı yüzücü yapmaz. Bizi koruyabilecek olan; bilgi, liyakat, akıl, bilim, doğru kararlar ve hesap verebilirliktir.

Deniz, hangi partiden olduğumuzu sormaz. Yüzme bilip bilmediğimizi sorar. Ve yüzmeyi öğrenen insan, artık suyun kendisinden korkmaz.

Seçilmiş kaynaklar

  1. Baudrillard, J. (1981/1994). Simulacra and Simulation.
  2. Grigoriadis, I. N., & Karabıçak, O. T. (2022). Baudrillard in Ankara.
  3. Jost, J. T. (2019). A quarter century of system justification theory.
  4. Owuamalam, C. K., Rubin, M., & Spears, R. (2022). Brexit and Trump.
  5. Taber, C. S., & Lodge, M. (2006). Motivated skepticism in the evaluation of political beliefs.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nil Gönce
Takip et:
İstanbul’un renkli sokaklarında büyüdüm, ama merakım beni dünyanın dört bir yanına götürdü. Akademik ciddiyetimle ‘Dr.’, insanlara dokunan yönümle ‘psikolog’ oldum. Klinik psikolog kimliğimle ruhların derinliklerine yolculuk ederken, bir yandan da uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makalelerimle bilime katkı sunuyorum. Beyin-zihin ilişkisi, psikiyatrik bozukluklar, kişisel gelişim ve öğrenci koçluğu alanlarında çalışıyor; bilimsel bilgiyi yaşamın içinden süzüyorum. Yazmak benim için yalnızca üretmek değil; anlamak, anlatmak ve iyileştirmekle ilgili bir eylem. Akademik makalelerim uluslararası dergilerde yer bulsa da, asıl tutkum insana dokunan hikâyeleri paylaşmak. Çünkü biliyorum: İyileşmek, anlaşılmak ve büyümek, en çok da paylaştıkça anlam kazanır. Hayata biraz bilim, biraz mizah, ama hep insan sıcaklığıyla bakıyorum. Çünkü en karmaşık denklemler bile, bazen doğru bir soruyla, bazen de küçük bir gülümsemeyle çözülebilir."
Önceki Makale Budapeşte’deki Sovyet tankları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörSerbest Kürsü

Devlet masasındaki “akıllı saat”

Mustafa Böğürcü
3 Kasım 2026
EditörSerbest Kürsü

Pegasus’un renkleri ve Galatasaray

Alper Eliçin
3 Kasım 2026
EditörSerbest Kürsü

“Yalnızlık” ekonomisi…

Yıldırım Aktuğan
3 Kasım 2026
EditörSerbest Kürsü

Neyi bilmediğini bilmek

Ahmet Ali Çamlıkaya
3 Kasım 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?