Cuma, 16 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*EditörKöşe Yazıları

Körfez hesabı, Riyad’ın çıkmazı ve Ankara’nın çetin sınavı

Aydın Sezer
Son güncelleme: 13 Ekim 2026 19:28
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

Husilerin son günlerde Suudi Arabistan topraklarına ve özellikle Riyad Havalimanı gibi kritik merkezlere yönelttiği saldırıların tırmanması, Riyad yönetimini askeri ve ekonomik olarak köşeye sıkıştırırken Ankara’yı da tam anlamıyla iki arada bir derede bıraktı.

2022 yılındaki ateşkesin ardından görece sakinleşen Yemen cephesi, Suudi destekli hükümet güçlerinin başlattığı operasyonlar ve yoğun hava taarruzlarıyla birlikte yeniden alevlendi. Husiler bunu hem bir misilleme gerekçesi hem Riyad’ı Hudeyde Limanı ile Sana hava sahası üzerindeki ablukayı kaldırmaya zorlayacak bir müzakere kozu olarak kullanıyor. Doğrudan Suudi petrol altyapısını, turizm projelerini ve “Vizyon 2030” hedeflerini felç etmeyi amaçlayan bu füze ve insansız hava aracı trafiği, aslında çok daha karmaşık bölgesel bir satrancın zeminini döşüyor.

Bugün Suudi Arabistan’ın içine düştüğü bu savunmasız tablonun Türkiye açısından en somut yansıması, kamuoyunda tartışılan Mekke Anlaşması’nda düğümleniyor. Anlaşmanın bir türlü Meclis Genel Kurulu’na indirilememesinin gerisinde sadece iç politikadaki toplumsal hassasiyetler yatmıyor. Ankara bürokrasisi, bu mutabakatın bölgede Türkiye’ye stratejik bir alan açmaktan ziyade ABD ve İsrail’in Körfez güvenliği mimarisine hizmet eden bir enstrümana dönüştüğünü gecikmeli de olsa fark etmiş durumda. Suudi hava sahasının askeri operasyon sahası ilan edildiği, Pakistan’ın bile Suudi topraklarındaki askeri varlığını teyit etmek zorunda kaldığı bir denklemde Ankara, faturası belirsiz bir bölgesel güvenlik taahhüdünün altına imza atmakta başına ne geleceğinin hesabını yapmaya çalışıyor.

Tabloyu Türkiye aleyhine karmaşıklaştıran bir diğer başlık ise Şam ile Riyad arasında son dönemde hız kazanan diplomatik flört. Hatta Suriye’nin Yemen dosyasına veya Suudi Arabistan’ın güvenliğine dair sembolik de olsa birtakım askeri adımlar atabileceğine yönelik iddialar konuşuluyor. Açıkça görmek gerekir, Suudi Arabistan’a ve Körfez sermayesine yaklaşan bir Suriye, kaçınılmaz olarak Türkiye’den uzaklaşan bir Suriye anlamına geliyor. Ankara uzun süredir Şam ile normalleşme kanallarını zorlarken, Riyad’ın devreye girerek Şara yönetimini finansal ve diplomatik açıdan kendi yörüngesine çekmesi Türkiye’nin güney sınır hattındaki manevra alanını doğrudan daraltıyor.

Bu kargaşanın ortasında Washington ve Tel Aviv hattının sergilediği tutum son derece dikkat çekici. Husi saldırıları karşısında etkili ve caydırıcı bir kalkan oluşturmak yerine, adeta çatışmanın tırmanmasını ve Suudi Arabistan’ın güvenlik mimarisinde tamamen çaresiz kalmasını seyreden bir strateji izleniyor. Buradaki amaç gayet açık, yalnızlaşan, petrol terminalleri ve sivil havalimanları vurulan bir Suudi yönetimini nihayetinde İsrail ile normalleşme masasına mecbur bırakmak ve İbrahim Anlaşmaları zincirine dahil etmek. Riyad Tel Aviv’e yaklaştıkça, Türkiye’nin Körfez ile kurmaya çalıştığı güvenlik iş birlikleri ve askıda bekleyen Mekke Anlaşması Ankara için çok daha riskli, çok daha kırılgan bir mahiyet kazanacak.

Madalyonun diğer yüzünde ise küresel enerji piyasaları ve ticaret yolları yatıyor. Hürmüz Boğazı’nın ABD ile İran arasındaki gerilimler nedeniyle fiilen riskli hale gelmesi, Bab el Mendep Boğazı’ndan geçişlerin Husiler eliyle kilitlenmesi ve Kızıldeniz rotasının felç olması, dünya petrol ve navlun dengelerini altüst etti. Trump’ın dünya piyasalarına ucuz yakıt ve dizel arzı sağlama telaşı ile söylemleri, aslında küresel enerji tekellerinin kâr maksimizasyonu gerçeğiyle taban tabana zıtlık oluşturuyor. Ukrayna savaşı ve Karadeniz’deki istikrarsızlıkla birleşen bu boğaz krizleri, enerji devleri için bulunmaz bir kazanç iklimi yaratıyor. Küresel tekeller ve silah üreticileri bu kriz ortamından rekor karlar devşirirken, bedeli Hürmüz ile Kızıldeniz arasında sıkışan Körfez ülkeleri ve ne yöne adım atacağını kestiremeyen bölge başkentleri ödüyor.

Bütün bu resme Ankara penceresinden bakıldığında, Türkiye’nin hem savunma sanayisi ihracatını koruma hem de Tahran ile Riyad arasındaki geleneksel dengeleri gözetme zorunluluğu çok daha çetin bir sınava dönüşüyor. Ankara bir yandan Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile geliştirdiği ilişkilerin zedelenmesini istemezken, diğer yandan Kızıldeniz havzasındaki askeri ve ticari mevcudiyetini muhafaza etmek zorunda. Tam da bu nedenle Türkiye, Körfez sermayesinin sunduğu ekonomik rahatlamaya kapılıp bölgenin vekalet savaşlarında doğrudan taraf haline gelmekten özenle kaçınmak durumunda kalıyor.

Sahadaki yangının büyümesi, Ankara’yı sadece askeri ittifaklarında değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu hattındaki uzun vadeli jeopolitik hesaplarında da çok daha esnek ve bağımsız bir hat izlemeye zorluyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale “Bekçi köpeği” neden havlamadı?
Sonraki Makale Taraftarlık ve “çomarlık”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Alman ve Fin medyası ne yazdı?

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
*Günlük

“Kuzey Akım” nasıl patlatıldı?..

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
EditörGünlük

Giyotinde bir kraliçe

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
EditörGünlük

Gazeteci Bahadır Özgür gözaltına alındı

Medya Günlüğü
16 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?