Fenerbahçe’nin en büyük gücü taraftarı; hem aidiyet duygusu hem de bağlılık açısından mukayese kabul etmez.
Bu, bir grup taraftarın “tüketilebilir” futbol üstünden kompleks tatmin eden, kaynağı ne olursa olsun başarı talep eden “popüler taraftarlık” anlayışından çok farklıdır.
Zaten futbolun “çomarlaşması” da bu anlayışın yaygınlaşması sonucu olmuştur: “Nasıl olursa olsun kazan, bana gerçek yaşamda sahip olmadığım başarı hissini ver ben de seni destekleyeyim.”
Nasıl olursa olsun türü ilkesizlik, futbolla ilgili her alana yansımış ve kendi çomarlarını yaratmıştır.
Sistem çomarizm arz eder çünkü çomar talebi vardır. Dijital yayıncılık vb. birçok bozulmanın kaynağı bu taleptir.
Fenerbahçe böyle değildir, 3 Temmuz’u yaşamış, ötekileştirmeyi görmüş, başkaları gibi stat hediye edilmemiş, basketbola başka kulüplerin bütçesi kadar yatırım yapmamış, 12 yıl şampiyon olmamış ama hâlâ dimdik ayaktadır.
Taraftarı asla yalnız bırakmaz çünkü kulübü ile ilişkisi karşılıklı beklentilere bağlı asalak bir ilişki değildir. Her şartta destek olur.
Şimdi bu güç Fenerbahçe’yi finansal borcu olmayan, kasasında parası olan çok imrenilecek bir finansal duruma getirmiş.
Ötekiler yokuş aşağı gidiyor.
Ben rakip olsam kıskanırdım, korkardım.
Zaten korkuyorlar da, son 30 yılda çalmadıkları kapı kalmadı, nafile.
Diğerleri borca batarken Fenerbahçe yükseliyor.
Çok yakında çomarlığın taraftarlık değil, bir tür asalak ortaklaşması olduğunu görürüz ve bu dönem sona erer.
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
