Fon piyasalarında başlayan krizin fitili, Haziran 2026’da MSCI’ın yayımladığı “Piyasa Sınıflandırma Değerlendirmesi” ile ateşlendi.
MSCI, uluslararası yatırımcıların şikayetleri doğrultusunda, Türkiye piyasasındaki bazı küçük ölçekli şirketlerde fonlar üzerinden gerçekleşen “olası koordineli işlem davranışlarının tekrarlanan örneklerini” resmi olarak raporladı.
Tehdit açıktı: Türkiye, Kasım 2026 incelemesine kadar piyasa şeffaflığı ve fon işlemlerinde “somut ve güvenilir ilerleme” sağlamazsa, statüsü düşürülerek “Frontier Market” (Sınır Piyasa) veya “Standalone” (Bağımsız Piyasa) kategorisine çekilecekti. Bu durum, milyarlarca dolarlık yabancı fonun Türkiye’den tamamen çıkması anlamına geliyordu.
MSCI, takibi daha da sıkılaştırarak 25 Ağustos 2026’da sert bir adım attı. Daha önce MSCI Türkiye Small Cap Endeksi’ne dahil edileceğini açıkladığı Tera Yatırım, Tera Finansal Yatırımlar ve Kardemir B paylarını; gelen yatırımcı şikayetleri ve “yatırım yapılabilirlik endişeleri” nedeniyle endekse eklemekten vazgeçtiğini duyurdu. Bu karar, söz konusu hisseleri ve arkasındaki fon gruplarını doğrudan spot ışıklarının altına itti.
Normal şartlarda yatırım fonlarının riski dağıtmak için portföyü onlarca farklı hisseye veya kamu borçlanma araçlarına bölmesi gerekir. Ancak krizin merkezindeki bu fonlar tam tersini yaptı. Paralarının büyük kısmını BIST 30 gibi likit ve derinliği olan şirketler yerine; piyasa hacmi son derece sığ olan (örneğin Destek Finans Faktoring gibi) az sayıda şirketin hissesine yönelttiler. Fonlar sürekli aynı sığ hisseleri satın aldığı için, pay fiyatları yapay biçimde her gün tavan seviyelere tırmandı. Hisseler primlendikçe fonların portföy değeri de katlandı. Dahası, aynı gruba veya ortaklara ait farklı fonlar bu sığ hisseleri yüksek fiyattan birbirlerine satarak hisse değerini suni olarak tırmandırdı ve kâğıt üzerinde sürekli “devasa kârlar” yazdırdı.
Üstelik fonlar yalnızca yatırımcıdan topladıkları nakitle yetinmeyip sistemi kaldıraçla büyüttüler. Değeri yapay biçimde şişirilmiş bu hisseler, bankalara veya aracı kurumlara “teminat” gösterildi. Teminatlar karşılığında çekilen büyük tutarlı nakit kredilerle yine aynı hisselerden alımlar yapılarak düşüşler engellendi ve yukarı yönlü trend finanse edildi.
Bu Ponzi kurgusu, fona kesintisiz taze nakit aktığı ve hisse fiyatları yükseldiği sürece işliyordu. Ancak MSCI’ın uyarısı sonrası Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), olası bir küme düşürme kararını önlemek amacıyla 28 Ağustos 2026’da fon rehberinde radikal değişikliklere gitti.
Yeni düzenlemeyle serbest fonların BIST 30 dışındaki paylarda tek bir hisseye yığılması engellendi. Tek bir hisse için azami sınır yüzde 5, toplam küçük hisse ağırlığı ise en fazla yüzde 20 olarak belirlendi. Fonlara bu pozisyonları azaltmaları için ekim ve kasım aylarına kadar süre tanınırken, TEFAS’ta büyük pay sahibi olan gizli yatırımcıların kimliklerinin açıklanması zorunlu kılındı.
Bu kurallar, manipülatif ve sığ hisselerde yoğunlaşan fon yöneticilerini hızla satış yapmaya zorladı. Ancak hisseler yapay değerlendiği için piyasada gerçek bir alıcı tabanı yoktu. Fonlar satışa geçtikçe tahtalar üst üste taban oldu ve piyasada likidite tamamen kurudu. Hisselerin değer kaybetmesiyle teminat açığına düşen bankalar ek nakit çağrısında bulundu; teminatlar hızla tasfiye baskısı altına girdi. Durumu fark eden yatırımcıların yaklaşık 1 milyar dolarlık nakit çıkış talebi eklenince, likidite üretemeyen Pusula Portföy ve Tera Portföy ardı ardına temerrüde düştü. Kriz, SPK’nın 131 fonu tasfiye sürecine almasıyla sonuçlandı.
Bu süreç, yapay fiyatlamalar ve türev baskılarla büyüyen klasik bir finansal manipülasyonun çöküşüdür. Ancak piyasayı denetlemekle yükümlü kurumların söz konusu Ponzi mekanizmasına uzun süre seyirci kalması ve suni servet artışına zamanında müdahale etmemesi, sürecin ancak MSCI tehdidiyle harekete geçebildiğini göstermektedir.
Gelinen noktada şu soruların aydınlatılması gerekmektedir:
1-Büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar dolara ulaştığı tahmin edilen bu fonlardan, SPK tebliği öncesinde ve hemen sonrasında çıkış yaparak zararı küçük yatırımcının sırtına bırakan aktörler kimlerdir?
2-Küçük yatırımcının mağduriyetini gidermek adına olası bir kamu müdahalesi planlanıyorsa, bu fatura halkın sırtına mı yüklenecektir?
3-Borsa tarihimizin bu en büyük servet transferine zamanında müdahale etmeyip göz yuman denetim kadrolarıyla ilgili idari veya hukuki bir süreç işletilecek midir?
İlgili kurumlar ciddi bir sınavın eşiğindedir. Bu süreçte takınılacak şeffaf ve kararlı tutum, Türkiye finans piyasalarının güvenilirliğini ve geleceğini doğrudan tayin edecektir.
İlgili haber:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
