Yatırım fonlarında yaşanan kredi ve likidite sorunu Borsa İstanbul’a da yayıldı. SPK bazı fonları işleme kapatırken tasfiye süreci başlattı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise krizin sınırlı sayıda fonla ilgili olduğunu ve sistemik risk bulunmadığını söyledi.
Türkiye’de yatırım fonları üzerinden başlayan finansal dalgalanma, 16 Eylül’de Borsa İstanbul’da sert satışlara yol açtı. BIST 100 endeksi gün içinde yüzde 6’nın üzerinde gerilerken, devre kesici uygulandı. Endeks günü yüzde 5,54 kayıpla tamamladı.
Sorunun merkezinde ise bazı portföy yönetim şirketlerinin yönettiği fonlarda ortaya çıkan kredi, likidite ve yoğunlaşma problemleri bulunuyor.
Birçok yatırımcının parasının bir araya getirilerek hisse senedi, tahvil, altın gibi çeşitli yatırım araçlarında profesyonel yöneticiler tarafından değerlendirilmesini sağlayan ortak yatırım havuzu fon olarak adlandırılıyor.
Nasıl başladı?
İlk dikkat çeken gelişme, bazı yatırım fonlarının yatırımcıların geri ödeme, yani fondan çıkış taleplerini karşılamakta zorlanması oldu.
Fonlar, yatırımcıların taleplerini karşılayabilmek için ellerindeki varlıkları satmak zorunda kalabiliyor. Ancak portföyde işlem hacmi düşük, piyasada sınırlı miktarda bulunan veya fiyatı hızla yükselmiş hisseler varsa bu satışlar ciddi sorun yaratabiliyor.
Piyasanın gündemine gelen iddialara göre bazı fonlar, fiili dolaşımdaki pay oranı düşük hisselerde yoğun pozisyonlar oluşturdu. Bu durum, söz konusu hisselerin fiyatlarının ekonomik gerçeklikten ve şirketlerin temel finansal göstergelerinden kopmasına yol açmış olabilir.
Fiyatlar yükselirken fonların portföy değerleri de arttı. Bu yükseliş yeni yatırımcıların ilgisini çekti. Ancak yatırımcıların aynı anda fondan çıkmak istemesi, kolayca nakde çevrilemeyen varlıkların satılmasını zorunlu hale getirdi. Bu da fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturdu.
SPK’den kararlar
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu ve TEFAS’ta işlem gören yatırım fonlarıyla ilgili tedbirler aldı.
Kararlarda adı geçen şirketler şunlar:
Tera Portföy
Pusula Portföy
Hedef Portföy
Atlas Portföy
A1 Portföy
Pardus Portföy
Bulls Portföy
SPK, bu şirketlerin kurucusu olduğu TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonlarının işlemlerini durdurdu. Bazı fonlar için de tasfiye süreci başlatıldı.
18 Eylül’de SPK, tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceğine ilişkin esasları da açıkladı.
Buna göre, Tera Portföy’ün fonları için İş Bankası, diğer altı portföy yönetim şirketinin fonları için ise Ziraat Bankası portföy saklayıcısı ve tasfiye yetkilisi olarak görevlendirildi.
Tasfiye edilecekler
SPK’nın ilk açıklamasında 7 portföy yönetim şirketinin bazı fonlarının tasfiye edileceği belirtildi. Daha sonraki haberlerde tasfiye sürecinin 130 fonu kapsadığı bilgisi yer aldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise 18 Eylül’de yaptığı açıklamada, Türkiye’deki toplam 2 bin 38 fondan 131’inin tasfiye sürecinde olduğunu söyledi.
Şimşek’e göre tasfiye edilecek fonların toplam büyüklüğü, bütün fon piyasasının yaklaşık yüzde 10-11’i düzeyinde.
Soruşturma genişliyor
Fon piyasasındaki gelişmelerin ardından sermaye piyasası işlemlerine ilişkin adli soruşturma da genişledi. Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Yarız tutuklanırken, İnfo Yatırım ve Hedef Holding Yönetim Kurulu Başkanı Namık Kemal Gökalp, Tera Portföy yöneticisi İbrahim Bekçi ve Destek Holding/Destek Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Altunç Kumova gözaltına alındı.
Aralarında Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen ile Serdar Turhan’ın da bulunduğu 48 kişi hakkında ise yurt dışına çıkış yasağı uygulanmasına karar verildi. SPK da Katılımevim, Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring hisselerindeki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.
Bu soruşturmanın, fonlardaki likidite sorunundan ayrı olarak sermaye piyasasındaki bazı işlemlere ilişkin yürütüldüğünü özellikle belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla gözaltı ve tutuklama kararları, henüz kesinleşmiş bir suçluluk anlamına gelmiyor.
“Risk yok”
Hazine ve Maliye Bakanı, 18 Eylül’de NTV yayınında fon piyasasındaki gelişmeleri değerlendirdi.
Şimşek, yaşananların “sınırlı sayıdaki fonlardaki kredi ve likidite problemi” olduğunu belirterek, genele yayılmış sistemik bir risk bulunmadığını söyledi.
Bakanın açıklamasına göre:
Borsa ve fon piyasasında yapısal bir sorun bulunmuyor.
Sorun belirli sayıda fonda yoğunlaşıyor.
Tasfiye süreci borsayı baskı altına alacak şekilde yürütülmeyecek.
Alınan önlemlerle sorunun başka fonlara yayılması engellenecek.
Yatırımcıların hak ve menfaatleri korunacak.
Şimşek ayrıca, serbest fonların dünyadaki uygulamalara göre Türkiye’de daha katı kurallara bağlandığını söyledi.
Neden şimdi?
SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklaması, sorunun son birkaç günde ortaya çıkmadığını gösteriyor.
Kurul, 2025’in son çeyreğinde özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden bazı düşük fiili dolaşım oranına sahip hisselerde olağandışı fiyat hareketleri gözlemlendiğini açıkladı.
Bu konu, 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında toplanan Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine de geldi.
SPK, 2026 yılı içinde fonların değerleme yöntemleri ve teminat yapılarıyla ilgili yeni düzenlemeler hazırladı. 28 Ağustos’ta açıklanan yeni Fon Rehberi ile özellikle şu alanlara odaklanıldı:
Fonlar arasındaki teminatsız borçlanmanın sınırlandırılması
İlişkili taraflar arasındaki işlemlerin daha sıkı denetlenmesi
Düşük işlem hacmine sahip hisselerde olağandışı fiyat hareketlerinin önlenmesi
Fon değerlerinin gerçekçi biçimde hesaplanması
Fonlar üzerinden piyasa manipülasyonu yapılmasının zorlaştırılması
Ancak yeni kurallara uyum süreci, bazı fonların portföylerini yeniden düzenlemesini ve ellerindeki varlıkları satmasını gerektirdi. Piyasalardaki sert hareketlerin bu süreçle bağlantılı olup olmadığı da tartışmaların önemli başlıklarından biri haline geldi.
Borsa düştü
Fonlarda yaşanan sorun yalnızca fon yatırımcılarını ilgilendirmiyor.
Bazı fonların ellerindeki hisseleri satması, özellikle işlem hacmi düşük şirketlerde fiyatların hızla gerilemesine neden olabiliyor. Bu satışlar diğer yatırımcıları da paniğe sevk edebiliyor.
Böylece zincirleme bir süreç ortaya çıkıyor:
Fonlardan çıkış talepleri-varlık satışı-hisse fiyatlarında düşüş-teminat baskısı-yeni satışlar borsada sert gerileme.
Bazı haberlerde, 16 Eylül’de toplam 19 yatırım fonundan yaklaşık 132,8 milyar liralık net sermaye çıkışı yaşandığı bildirildi. Ancak bu rakamın kapsamı ve hesaplama yöntemi konusunda farklı haberlerde ayrıntı farklılıkları bulunuyor.
Manipülasyon iddiaları
Kriz yalnızca likidite sorunu olarak görülmüyor. SPK, bazı fonlarda ve hisselerde piyasa bozucu eylemler tespit edildiğini açıkladı.
Financial Times’ın aktardığı bilgilere göre, düzenleyici kurumlar bazı kişiler hakkında soruşturma başlattı ve piyasa manipülasyonu şüphesiyle adli süreçler yürütüldü. Ancak bu iddialar bakımından kesinleşmiş yargı kararları bulunmadan herhangi bir kişi veya kurumu suçlu ilan etmek mümkün değil.
Dolayısıyla mevcut tabloyu iki ayrı başlıkta değerlendirmek gerekiyor:
1-Bazı fonlarda kredi ve likidite sorunu yaşanması
2-Bu sorunların arkasında piyasa bozucu işlemler bulunup bulunmadığının araştırılması
İkinci başlık, soruşturmalar ve yargı süreçleri sonucunda netleşecek.
Ne anlama geliyor?
Fonların tasfiye edilmesi, yatırımcıların paralarının otomatik olarak kaybolduğu anlamına gelmiyor. Tasfiye sürecinde fonların sahip olduğu varlıkların değerlenmesi, satılması ve elde edilen tutarın yatırımcılara dağıtılması gerekiyor.
Ancak bu süreçte üç önemli belirsizlik bulunuyor:
Fonların portföyündeki varlıkların gerçek piyasa değerinin ne olduğu
Düşük likiditeli hisselerin hangi fiyatlardan satılabileceği
Tasfiye işlemlerinin ne kadar süreceği
Bu nedenle yatırımcıların özellikle fonların portföy dağılımını, risk seviyesini, işlem hacmini ve fonun hangi tür varlıklara yatırım yaptığını dikkatle incelemesi önem taşıyor.
Kriz sistemik mi?
Şimşek ve Finansal İstikrar Komitesi, mevcut sorunun sınırlı ve yönetilebilir olduğunu vurguluyor.
Buna karşılık, piyasalardaki sert dalgalanma fon sektöründe risklerin nasıl biriktiği konusunda soru işaretleri yarattı. Özellikle düşük halka açıklık oranına sahip hisselerde yoğunlaşan yatırımlar, fonların aynı anda satışa yönelmesi ve yatırımcıların fon değerlerine duyduğu güven, önümüzdeki dönemin temel tartışma konuları olacak.
Şimdilik eldeki açıklamalar, bütün bankacılık ve finans sistemine yayılan bir krizden çok, belirli portföy yönetim şirketleri ve fonlarda yoğunlaşan bir soruna işaret ediyor.
Ancak krizin gerçek boyutu, tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceği ve soruşturmaların sonuçları ortaya çıktıkça daha net anlaşılacak.
Türkiye’deki fon krizi, yalnızca birkaç yatırım fonunun tasfiyesiyle sınırlı bir olay mı kalacak, yoksa sermaye piyasalarında daha kapsamlı bir güven ve denetim tartışmasını mı başlatacak? Bu sorunun yanıtı, önümüzdeki günlerde atılacak adımlara bağlı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
