Bundan 65 yıl önce, 16 Eylül 1961 sabahı İmralı Adası’nda iki darağacı kuruldu.
Bir yıl önce askerî darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti hükümetinin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın Yassıada’da verilen idam cezaları infaz edildi.
Ertesi gün aynı yerde Başbakan Adnan Menderes de idam edilecekti.
Aradan 65 yıl geçti. Ancak 16-17 Eylül 1961, Türkiye’nin demokrasi tarihinin en tartışmalı ve en acı sayfalarından biri olmayı sürdürüyor.
14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti, Türkiye’de 27 yıllık tek parti dönemini sona erdirmişti. Adnan Menderes’in başbakanlığındaki DP, 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanarak iktidarını sürdürdü.
Ancak 1950’lerin ikinci yarısında siyasal gerilim giderek yükseldi. Ekonomik sıkıntılar, iktidar-muhalefet çatışması ve sertleşen siyasi dil Türkiye’yi büyük bir krize sürükledi.
27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subay yönetime el koydu.
Anayasa ve TBMM feshedildi, siyasi faaliyetler askıya alındı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, bakanlar ve çok sayıda Demokrat Partili milletvekili tutuklandı.
Türkiye’nin seçilmiş hükümeti artık iktidarda değildi.
592 kişi yargılandı
Darbe yönetimi, Demokrat Parti yöneticilerini Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’nda yargıladı.
Duruşmalar 14 Ekim 1960’ta başladı ve yaklaşık 11 ay sürdü.
Toplam 592 sanık çeşitli davalarda yargılandı. Davaların önemli bir bölümü daha sonra “Anayasayı İhlal Davası” altında birleştirildi.
Savcılık 288 sanık hakkında idam cezası istedi.
15 Eylül 1961’de kararlar açıklandığında 15 kişi idam cezasına çarptırıldı. 31 kişi müebbet hapis cezası aldı. 123 kişi beraat etti, diğer sanıklar ise çeşitli hapis cezalarına mahkûm edildi.
İdam cezası verilenler arasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan da vardı.
Fakat son söz Yüksek Adalet Divanı’nın değildi.
Yassıada mahkemesinin verdiği idam kararlarının uygulanabilmesi için Millî Birlik Komitesi’nin onayı gerekiyordu.
Komite 15 Eylül’de toplandı ve yalnızca Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarını onayladı.
Celal Bayar’ın cezası ise 65 yaşını aşmış olması nedeniyle müebbet hapse çevrildi. Diğer idam kararları da uygulanmadı.
Böylece Türkiye, darbeden yaklaşık 16 ay sonra üç eski devlet yöneticisinin idamına tanıklık edecekti.
Önce Polatkan sonra Zorlu
16 Eylül 1961’in sabaha karşı saatlerinde Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun cezaları İmralı’daki cezaevinde infaz edildi.
Polatkan son görüşmelerinden birinde ailesine suçsuz olduğunu söylemelerini istedi:
“Suçsuzum. Allah’a ve vicdanıma güveniyorum.”
Fatin Rüştü Zorlu ise idama büyük bir metanetle gitti.
İki bakanın infazından yalnızca bir gün sonra sıra Adnan Menderes’e gelecekti.
17 Eylül 1961’de Menderes de İmralı’da idam edildi.
Türkiye’nin 1950’de sandık başına giderek iktidara getirdiği hükümetin başbakanı ve iki bakanı böylece hayatlarını kaybetti.
İdamlar tartışmayı bitirmedi
Ama idamlarla birlikte Yassıada süreci sona ermedi.
Tam tersine, yıllar boyunca Türkiye’de 27 Mayıs’ın ve Yassıada yargılamalarının meşruiyeti tartışılmaya devam etti.
İdamların ardından hem Türkiye’den hem de yurt dışından infazların durdurulması yönünde çağrılar geldi. Buna rağmen Millî Birlik Komitesi geri adım atmadı.
Bugün Yassıada yargılamaları, hukuk ve demokrasi açısından Türkiye tarihinin en tartışmalı davaları arasında değerlendiriliyor.
İtibarları iade edildi
Aradan yaklaşık 30 yıl geçtikten sonra TBMM önemli bir adım attı.
1990 yılında çıkarılan kanunla Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın itibarlarının iade edilmesine karar verildi. Naaşları da İstanbul’da hazırlanan anıt mezara nakledildi.
Bu karar, 1961’de verilen idam kararlarının Türkiye’nin siyasi hafızasında nasıl değişen bir değerlendirmeye konu olduğunu gösteren bir dönüm noktasıydı.
Görsel: Mustafa Elitaş X hesabı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
