Salı, 15 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazılarından

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 15 Eylül 2026 07:33
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Beş şehir!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“Demokrasinin, milli iradenin, siyasetin ne durumda olduğunu anlatmak için Türkiye’nin beş büyük şehrindeki tabloya bakmak yeterli.

İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana…

Beş şehir deyince akla elbette ilk Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’u anlattığı eseri gelir. Tanpınar’ı selamlayıp günümüze gelelim.

Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, kentlerin yerel seçimi kazanan başkanlar değil, genel iktidarın belirlediği kişiler tarafından yönetilmesinin ciddi bir siyaset olarak belirlendiğini görüyoruz.

Bunun başta bu yolu seçenler olmak üzere kimseye faydası yok.

En büyük şehir İstanbul’dan başlayalım. Şu tartışma neredeyse olağan hale geldi:

AKP İstanbul’u almak için düğmeye bastı mı?

Seçim mi var? Yerel seçimler öne alınacak da AKP’nin İstanbul’da göstereceği aday İmamoğlu’na fark mı atacak?

Yooo. Belediye başkanlığını almak için seçim şart mı? İş İmamoğlu’na seçim yasağı getirmeye, belediye meclisi dengesini üçlü operasyonla değiştirmeye bakar. Üç operasyon dediğimiz; kelepçe, rozet, gizli oy verdirme! Üsküdar modeli!

İmamoğlu’na siyasi yasak için “ahmak”, “basitlik”, “nezaketsizlik” davaları sıralı duruyor. En son Tuzla’da dönemin AKP’li belediye başkanına “nezaketsizlik” dediği için açılan dava iki kez beraat, bir kez hükümle sonuçlandı! Nasıl belediye başkanvekili seçimi AKP kazanıncaya kadar yenileniyorsa İmamoğlu davaları da hüküm verilinceye kadar zorlanıyor!

İstanbul’daki siyasi kulislerde AKP il başkanlığının İBB’yi ne pahasına olursa olsun almak üzerine planlar yaptığı konuşuluyor. Üsküdar’a bakınca “ne pahasına” tanımı hafif kalıyor!

Üçüncü büyük şehir İzmir’de, Başkan Cemil Tugay butlan kararının çıkmasından hemen sonra ilk karar verenlerdendi. İstifa edip bağımsız oldu, anlaşılan yolun devamı için son karar verenlerden olacak! Burada AKP’nin aday bile çıkarmadığı Foça’da CHP’den seçilen belediye başkanına rozet takması demokrasinin son harikası!”

Yavaş, Çehov’un tüfeğini mi astı?-Aytunç Erkin (Nefes)

“Tartışmaların odağındaki isim Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 10 Eylül’de, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la Beştepe’de yaptığı görüşmenin nedenini açıklarken şu cümleyi kurdu:

“Bugün ihtiyacımız olan şey yeni cepheler açmak değildir. Bugün ihtiyacımız olan; zamanı geldiğinde yeniden aynı masanın etrafında oturabilecek zemini korumaktır. Ben de o zemini korumaya çalışıyorum. Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem. Ancak bugüne kadar her iki genel başkan tarafından da bu tutumumdan rahatsız olduklarını ifade eden herhangi bir söylem tarafıma iletilmemiştir.”

11 Eylül’deyse CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, Yavaş’ın açıklamasına yanıt verdi: “CHP tehditle, korkutarak hareket edebilecek olan parti değildir. Bunun dışında Sayın Yavaş’ın açıklamasının takdirini milletimize bırakıyorum.”

Dün… Ankara koridorlarını yakından takip eden bir dostumla sohbet ettim. Şu cümleyi kurdu: “Çehov’un tüfeğine bak.”

Kütüphaneme girdim.

Rus yazar Çehov’un anlattığı gibi: “Eğer ilk perdede duvarda bir tüfek asılıysa, o tüfek ikinci veya üçüncü perdede mutlaka patlamalıdır. Ateşlenmeyecekse orada asılı durmamalıdır.” Örneğin; ‘Martı’ adlı oyunun ilk perdesinde ana karakterlerden Treplev sahneye bir tüfekle girer. İlerleyen sahnelerde bu tüfekle bir martı vurur ve en sonunda, oyunun finalinde aynı tüfekle (veya silah) Treplev intihar eder. Yine Vanya Dayı ve Üç Kız Kardeş’te de “tüfek/silah” metaforunu görürüz.

Sonra döndüm. “Ne demek istedin Çehov’un tüfeğiyle?” sorusunu yönelttim. O da Yavaş’ın, “Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem” cümlesine atıfta bulundu ve “Tüfek duvarda asılı ve mutlaka patlayacaktır. Ama bugün ama yarın. Bir karar verecek ve o karardan sonra kartlar yeniden dağıtılacak” diye konuştu.

İhtimalleri biliyoruz:

– CHP’den istifa eder, YENİ Parti’ye katılır.

– CHP’den istifa eder, YENİ Parti’ye katılmaz ve bağımsız kalır.

– CHP-YENİ Parti ittifakının adayı olur ya da bu iki partiyle birlikte diğer muhalefetin ortak adayı olur.

– Ya da ilk benim dile getirdiğim ama farklı anlamlara çekilen, “İki taraf da bu kadar ısrar eder ve baskıları devam ederse, belediye başkanlığının bitimiyle siyaseti bırakır”.

Bunların hepsi ihtimal.”

YENİ Parti, eski tarz-ı siyaset?-L. Doğan Tılıç (BirGün)

“Yıllık izne ayrılmış, kendime de söz vermiştim: Kitap okuyacak, yalnızca ilginç hikâyelere denk gelirsem yazacaktım.

12 Eylül belgeseli sayılacak üç kitabı bitirip keyifli romanlara başlayacaktım. Özgür Ovacık’ın Olmayan Sevgiliye Yazılmamış Mektuplar’ı ve Tabuta Sığmayan Sabır’ı ile Seyit Kocakuşak’ın 70’lerin ortasından itibaren gelişen memur örgütlenmesini (TÜM-DER) anlattığı Yaşamı Bulvarda Öğrendik’i.

Bunlarla 20’li yaşlarıma döner ve 12 Eylül’e karşı en geniş ve direngen cephenin kurulamamış olmasına kahrederken, memleketin dört bir yanındaki YAN YANA buluşmalarını izliyor ve hatalarımızdan öğrenerek bu kez başarmayı umuyorum.

Gittiğim yerlerde YENİ Parti üyelerinin “Yaz bunları!” baskısıyla karşılaşmasam, bu yazıya değil yeni bir romana başlardım.

İlçe yönetiminin “Abi, seni delege yazıyoruz!” sözlerine, “Mahalleli tarafından seçilmedikçe delegeliği kabul etmem” diye itiraz eden üye, delege seçiminde oyunu verip çıktıktan sonra, “Bir taraftan bu seçim teknik bir sorumluluk, formalite diyorlar, sonra ilçede kendi kontrollerindeki sen ben bizim oğlanı yazıyorlar. Biz de gittik göstere göstere boş oy attık. Madem formalite, bırak üye seçsin!”

YENİ Parti, Özel’in enerjisi ve ilan ettiği yeni örgütlenme modeliyle bir ivme yakaladı. 40 yıl düşünsem bir partiye üye olacağını aklıma getiremeyeceğim insanlar üye oldu. Mahalle Komitelerinden, başkanları üyelerin seçecek olmasından heyecanlanarak…

Akşam “Abi, seni yazdık” denilip sabah listede adını göremeyen bir emekli üye; “En geniş anketi yapıp, en zeki yapay zekaya sorarak da aday belirleseniz olmuyor. Kaç belediye başkanı AKP’ye geçti. İtirafçılar, iftiracılar, transferler ortada. Adayları üyenin belirlediği bir yapıda bu utanç verici şeyler olmazdı. Şimdi, Özel’in bize anlattıklarından farklı şeyler oluyor, farkında mı bilmiyorum” diyor.

YENİ Parti, kendi içinde iktidarı üretme, dağıtma ve denetleme biçimiyle eski siyaset tarzından ayrışıp, makamlara dar bir çevreyle kurulan ilişkiyle değil, Özel’in dillendirdiği modele uygun olarak üye güveni temelinde gelindiği bir pratikle büyük başarılara imza atmaya aday.

Aksi halde önce kendisine yazık edecek! Siyasetin kirlenmişliği algısıyla iktidara karşı olsa da muhalefete de mesafeli duran kitlelerde yarattığı heyecanın sönme tehlikesi çok net gözleniyor.  Kimi ilçelerde görülen “Yönetim olarak bu listeyi yaptık. Bunu sandığa atın!” tavrına tepki büyük.

Özel’in her fırsatta dillendirdiği modeli şimdi hayata geçirmenin önünde ne engel olabilir? Misal, tutuklanan bir belediye başkanı yerine gelecek vekil neden “işaret edilir” de meclis üyelerinin, hatta üyelerin iradesine yol verilmez!”

Büyüklerin faiz tahkimatı KOBİ çarkını kilitliyor-Naki Bakır (Dünya)

“Türkiye ekonomisin­de üretim çarklarının döndüğü ana gövde olan imalathaneler ve tedarik zincirleri derin bir vade kıs­kacına sürüklenmiş bulunu­yor. Büyük holdinglerin nak­di yüksek faizde tutma iştahı, tedarik zincirinin alt katman­larındaki KOBİ’leri vurdu alt tedarikçi firmalar, 180 güne uzayan vadeler yüzünden liki­dite krizinin eşiğinde. Takibe düşen KOBİ kredilerinin son bir yılda bir kattan fazla büyü­mesi alarm niteliğinde.

Finansman maliyetlerinin zirve yaptığı mevcut konjonk­türde holdingler, ulusal pera­kende zincirleri ve ana sanayi devleri, mal ve hizmet tedarik ettikleri alt üreticilere yöne­lik ödeme sürelerini fiilen 4-6 aya kadar çıkardı. Bu durum, bilançosunda kâğıt üzerin­de kârlılık koruması sağlayan dev girişimler ile likiditesi kuruyan ve özkaynakları hız­la eriyen KOBİ’ler arasındaki makası tarihin en riskli sevi­yesine taşıdı.

Ekonomi yönetiminin Or­ta Vadeli Program (OVP) he­defleri ve dezenflasyon pati­kası doğrultusunda uygula­dığı parasal sıkılaştırma ile makro göstergelerde denge­lenme arayışı devam ederken, reel sektörün alt katmanların­da çok daha sessiz ve yıkıcı bir sermaye erimesi yaşanıyor. Büyük sermaye gruplarının nakit akışını mevduat, repo, arbitraj gibi yüksek faizli ens­trümanlarda tutma iştahı, ti­cari vadeleri fiiliyatta 120-180 güne kadar esnetti. Ana sana­yinin yüksek faiz koruması al­tında finansal kazanç sağladı­ğı bu ekosistemde, finansman yükü tamamen üretim omur­gasını oluşturan KOBİ’lerin sırtına yıkılmış durumda.”

Yabancı eskiden yaptığı doğrudan yatırımın meyvesini yiyor-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Yabancıların Türkiye’de yaptığı doğrudan yatırımların nasıl azaldığını, buna karşılık yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki yatırımlara nasıl ağırlık verdiklerini bu köşede dün detaylı olarak aktardım. Peki yurt içinde ve dışında yapılan bu yatırımlar sonucu elde edilen kârdan gerçekleştirilen transferler ne durumda dersiniz…

Ama önce şunu söylemek gerek. Yapılan yatırım sonucu sağlanan kârı yatırımcıların diledikleri gibi kullanmaya elbette hakları var. Zaten aksi düşünülemez. Dolayısıyla özellikle hem bir yandan yabancı yatırımların azaldığından dem vurup hem de bu yatırımlardan çok kâr elde edildiği ve bunun yurt dışına çıkarıldığı gibi bir yakınma tam da Demirel’in ifadesiyle abesle iştigal olur.

Bugün yalnızca bir saptamada bulunmak ve pek üstünde durulmayan doğrudan yatırımlardan sağlanan kârla ilgili döviz giriş çıkışını yıllara göre detaylı olarak aktarmak istiyorum.

Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi verileri yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımlardan elde ettikleri kârdan gerçekleştirdikleri transferin bu yılın temmuz ayı itibarıyla yıllık bazda rekor düzeye ulaştığını gösteriyor.

Yabancıların temmuz itibarıyla son bir yıldaki kâr transferi 7,9 milyar dolar oldu.

Aynı dönemde Türk yatırımcılar da yurt dışında yapmış oldukları doğrudan yatırımlardan dolayı Türkiye’ye 2,6 milyar dolar getirdi.

Buna göre son bir yıldaki net kâr transferi negatif 5,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Tabloda dikkatinizi çekecektir. 2000 yılından bu yana olan dönemde iki yıl hariç yurt dışına yapılan kâr transferi, Türkiye’ye yapılandan daha fazla.

2000 ve 2001 yıllarında çok az da olsa Türkiye’ye yapılan kâr transferi, yurt dışına yapılandan daha fazlaydı.

Hem yerli yatırımcı sanıldığı gibi yurt dışında yalnızca son yıllarda yatırım yapmadı ki. Son yıllarda bu yatırımların artması Türkiye’deki ve dünyadaki değişen koşulların bir sonucu ama yurt dışında çok eskiden de yatırım yapılmıştı. Bu yatırımlar çok büyük boyutlu değildi ama vardı. Kaldı ki yurt dışında yatırım yapmanın yanlış bir tarafı da yok.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Suçla mücadelede yeni anlayış…
Sonraki Makale Gazeteci Günday neden tutuklandı?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Gazeteci Günday neden tutuklandı?

Medya Günlüğü
15 Eylül 2026
*Günlük

“Kurtlar Vadisi” senaryoları…

Medya Günlüğü
15 Eylül 2026
ManşetSerbest Kürsü

Kahraman “Deli” Paşa

Alper Eliçin
15 Eylül 2026
GünlükManşet

Kaşif Kozinoğlu kimdir?

Medya Günlüğü
15 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?