Uluslararası ilişkilerde bildiğimiz klasik diplomatik kanallar tıkandığında veya ana akım medyada koparılan fırtınalar meseleyi içinden çıkılmaz hale getirdiğinde, devlet aklının hemen devreye soktuğu çok tanıdık bir mekanizma vardır, arka kapı diplomasisi ve istihbarat servisleri üzerinden yürütülen temaslar.
Nitekim CIA Direktörü John Ratcliffe’in Moskova’ya yaptığı o kısa ve hayli fırtınalı ziyaret tam da bu açıdan okunmalı.
Hatırlanacaktır, CIA ile Rus Dış İstihbarat Servisi SVR arasındaki bu temas trafiği esasen 2021 sonunda William Burns’ün Moskova ziyaretiyle hız kazanmış, akabinde Kasım 2022’de Ankara’da yürütülen görüşmelerle de bir nevi kırmızı çizgilerin belirlendiği çatışma yönetimi zeminine oturmuştu. Fakat Ratcliffe’in yalnızca sekiz saat süren bu son Moskova temasları, gerek zamanlaması gerekse tarafların masaya koyduğu dosyaların ağırlığı bakımından önceki görüşmelerden çok daha farklı ve sert bir anlam taşıyor.
Lavrov’un resti ve “kötü polis” Ratcliffe
Bu ziyaretin hemen öncesinde, 14 Ağustos’ta Rusya, ABD Dışişleri Bakanlığı’na resmi bir nota ileterek son derece net bir soru sormuştu:
“Ukrayna’ya hangi operasyonel istihbaratı sağlıyorsunuz ve Rusya içlerindeki sivil hedeflere yönelik vuruşlardaki rolünüz nedir?”
Sergey Lavrov bunu her ne kadar doğrudan bir ültimatom olarak adlandırmaktan kaçınsa da, Washington’a fiilen “verdiğiniz silahlarla, istihbaratla ve Starlink altyapısıyla bu savaşın bizzat içindesiniz” mesajını verdi. Zaten Moskova cephesinde Ukrayna’ya akan istihbaratın yüzde sekseninin doğrudan Amerikan menşeili olduğu, hatta İHA rotalarının bizzat Amerikan, İngiliz ve Fransız subaylarınca çizildiği açık açık dillendiriliyor. Nitekim gerilimin sahaya yansıması salt söylemle de kalmadı, Rusya son günlerde Londra büyükelçisini istişareler için merkeze çekerek İngiltere ile tansiyonun kopma noktasına geldiğini resmen gösterdi. Kulislerde konuşulan bir diğer önemli detay ise, Rusya’nın kendi derinliklerine yapılan drone saldırılarında NATO ülkelerinin doğrudan operasyonel parmağı olduğunu kanıtlayan somut belgeleri Ratcliffe’in önüne bizzat koymuş olması.
Öte yandan, Trump yönetiminin Moskova’ya Steve Witkoff veya Kushner gibi daha esnek, “iyi polis” sayılabilecek figürler yerine, şahin kanadı temsil eden Ratcliffe’i yollaması gayet bilinçli bir tercih. Zira Ratcliffe, selefi Burns gibi diplomasi koridorlarının inceliklerine yahut nükleer tırmanışı soğukkanlılıkla yönetecek devlet tecrübesine pek sahip değil, daha ziyade Trump’a olan mutlak sadakatiyle bilinen siyasi bir aktör. Belli ki Washington buraya bir normalleşme veya uzlaşı zemini aramaya değil, bilek güreşi yapmaya, tatsız ve can yakıcı dosyaları masaya boca ederek Kremlin’in o meşhur kırmızı çizgilerindeki psikolojisini bizzat test etmeye gelmiş olmalı.
Rus telegram kanalları ne diyor?
Moskova’daki yankılara baktığımızda ise son derece parçalı fakat kendi içinde tutarlı bir tablo var. Bazı savaş muhabirlerinin yönettiği kanallar bu ziyareti “Washington’ın kontrolü kaybetme korkusu ve acil tırmanışı önleme telaşı” olarak okurken, Kremlin’e yakın daha analitik çevreler meseleyi “Soğuk Savaş” rasyonalitesiyle yani “büyük güçler arası kriz yönetimi” olarak ele aldı. Öte yandan Putin’in tam da ziyaret günü programındaki önemli bir etkinliği aniden iptal etmesi, Kremlin yönetiminin Ratcliffe’in çantasındaki mesajları ne denli ciddiye aldığının açık bir kanıtıdır.
Fakat sahadaki dinamikleri yakından takip edenler bilir ki, bu temaslar sadece Ukrayna başlığından ibaret değildir. Masada çok katmanlı, geniş bir pazarlık paketi bulunuyor.
Örneğin Orta Doğu ve İran başlığı, ABD’nin Tahran’a yönelik devreye sokmayı planladığı yeni ekonomik ve siyasi baskı dalgasında, Rusya ile sahada yaşanabilecek olası askeri ve diplomatik sürtüşmelerin önünü alma gayreti kuvvetle muhtemel bu görüşmede konuşulmuştur. Tabii bir de bu tür kapalı kapı diplomasisinin olmazsa olmazı olan tutuklu takası meselesi var, Charles Zimmerman dosyasının da o masaya geldiğini tahmin etmek hiç de güç değil.
Yeni kırmızı çizgiler mi belirleniyor?
Özetle, bu temasları bir barış arayışı veya yumuşama hamlesi olarak değil, “kontrollü tırmanış” parametrelerinin yeniden belirlenmesi olarak görmek gerekir. Doğrudan Beyaz Saray’la konuşabilen sadık bir istihbarat bürokratı Moskova’ya gelerek, sadece Washington’ın taleplerini değil, bizzat güç limitlerini masaya koymuştur.
İstihbarat kanalları, cephede işler ne kadar çığırından çıkarsa çıksın devletlerin elinde kalan en son ve en sağlam sigortadır. Ratcliffe’in bu hamlesi, Washington’ın Moskova’ya “Biz Ukrayna’yı belli sınırlarda tutabiliriz ancak siz de Avrupa hattındaki askeri hedeflerinizi daha fazla zorlamayın” minvalinde verdiği örtülü bir resttir. Bu arka kapı pazarlığının asıl yansımalarını önümüzdeki haftalarda hem tarafların askeri konuşlanmalarında hem de diplomatik lisanındaki ton değişiminde hep birlikte izleyip göreceğiz. Malum, klasik Rus hariciye geleneğidir, kapalı kapılar ardında ton ne kadar sertleşirse dışarıya sızan bilgi o denli kısıtlı olur.
Dolayısıyla o sekiz saatlik baş başa görüşmenin faturasını çok geçmeden bölgesel sahalarda net biçimde göreceğiz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
