Öcalan’ın mesajlarının analizi-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“Siyasal Kürt aktörlerin bir kısmı, Öcalan’ın “Kürt davasını” sattığını düşünüyor. “Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak PKK’ye karşı çıkan ve bu nedenle PKK tarafından yıllardır hedef alınan kimi siyasal Kürt aktörler de şöyle diyor: “Devlet, federasyon hatta özerklik bile istemekten vazgeçip entegrasyonu savunan Öcalan, bizim savunduğumuz çizgiye geldi.”
Öcalan aslında ne davasını sattı ne de çizgisinde köklü bir değişiklik yaptı. Öcalan pragmatisttir ve şartları göz önünde bulundurarak yarın sıçramak için bugün en uygun kazanç zemininde uzlaşıyor. ABD’nin gerilemesi, Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisi arayışları, yeni güç dengeleri ve bunun Türkiye siyasetine yansıması üzerinden Öcalan uzun vadeli bir strateji çiziyor.
Öcalan’ın medyaya yansıyan 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli DEM heyetiyle yaptığı görüşmeler, bu bakımdan analiz edilmeyi gerektiriyor.
Bahçeli’nin netleştirilmesini istediği Öcalan’ın statüsünde uzlaşılmış. Öcalan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlık ettiği Koordinasyon Kurulu’nun altında oluşturulacak “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu”nun üyesi olacak. Öcalan özgürlüğü konusunda da rahat, “Süreç ilerlesin, onlar zaten beni burada tutmak istemezler” diyor.
Öte yandan Öcalan, DEM ile PKK’yi yeni bir siyasal örgüt altında birleştirmenin hazırlığına da başlamış. Adını şimdilik “Demokratik Toplum ve Cumhuriyet hareketi” diye ifade ediyor.
Özetle Öcalan, adım adım Türkiye’de bir güç merkezi haline geliyor, getiriliyor.
Öcalan, bu sürecin sonunda yeni bir cumhuriyetin kurulacağına işaret ediyor. Zaten AKP’nin daha önce yeni bir cumhuriyet kurduğunu belirtiyor. Kurulacak bu en yeni cumhuriyetin en az iki sütunlu olması gerektiğini savunuyor. Ne ilk cumhuriyetteki gibi sadece CHP’lilik/Kemalist sütunlu ne de şimdiki cumhuriyette olduğu gibi sadece muhafazakâr demokratlık sütunlu; en az iki sütunlu, hatta üçüncü ve dördüncü sütunlar bile olabilir! Dahası Öcalan “En az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” diyor.
Özetle; üniter bir ulus-devletin yerine çok kimlikli yeni bir modele işaret ediyor. Öcalan bu modelin anayasasında Kürtlerin bir hukuk öznesine dönüşeceğini söylüyor. Ama bunu özel bir taktikle yapacaklarını, anayasada bunun “kimlik özgürlüğü” şeklinde yer alacağını belirtiyor. Kimlik olunca Kürtlük, Türklük, Alevilik, kadınlık gibi kimliklerin her birine anayasal özgürlük sağlanacağını savunuyor.
Ve Öcalan tüm bu süreçte CHP/ YENİ Parti’nin de dönüşeceğini, Kemalist tarih tezlerinin değişeceğini savunuyor. Kürt açılımı ile CHP’li belediyelere operasyonun paralel yürütülmesinin de nedeni zaten oydu. Açılımın üç aktörü de biliyor ki kurucu partiyi teslim almadan yeni bir cumhuriyet kurulamaz.”
Ankara gaza gelmeyecek işine bakacak-Deniz Zeyrek (Nefes)
Son günlerin en sıcak konusu İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Havaalanı bombalamasıyla başlayan Türkiye-İsrail krizi. Bugün gerilimi tırmandıran bu krizin geniş bir analizini yapmak istiyorum.
Haydi başlayalım:
1) İlk bölüm saldırıyla ilgili önemli üç detay:
– İsrail, Beşar Esad devrildiğinden bu yana sadece Esad döneminden kalan unsurlara saldırıyordu. Bu defa doğrudan El Şara yönetiminin otoritesini hedef seçti.
– İsrail hep güney Suriye’yi hedef alıyordu. İlk defa kendi sınırlarından 300 km uzakta, Türkiye sınırına 50 km mesafede bir hedefi vurdu.
– İsrail genellikle başka bir ülkeye hava saldırısı düzenlediğinde “never accept nor deny (ne doğrularım ne de reddederim)” politikası izlerdi. Bu defa saldırıyı Başbakanlık seviyesinde üstlendi. Bununla da yetinmeyip saldırının Türkiye’ye karşı atılmış bir adım olduğunu açıkladı.
2) İkinci bölüm önemli somut gerçekler:
– Şam ve Ankara arasında Ağustos 2025’te imzalanan bir askeri iş birliği anlaşması var. Ankara bu anlaşma çerçevesinde Suriye’ye silah sistemleri, lojistik ekipman ve eğitim sağlamayı taahhüt etti. Anlaşma Ebu Zuhur da dahil Suriye’deki bazı askeri alanların rehabilitasyonuna desteği de içeriyor.
– Ebu Zuhur, Türkiye sınırına yaklaşık 50 km uzaklıkta, İdlib, Hama ve Halep’in kesişim noktasında bulunuyor. 16 kilometrekarelik alanıyla Kuzey Suriye’deki ikinci büyük hava üssüdür. Ebu Zuhur’daki rehabilitasyon çalışmaları, Suriye Hava Kuvvetlerinin canlandırılması için atılmış ilk adımlardan biri olarak görülüyor. İsrail, Suriye Hava Kuvvetleri’nin gelişmesini, hele hele Türkiye’nin desteğiyle gelişmesini, İsrail’in Suriye hava sahasındaki operasyon imkanlarını zayıflatacak, hatta ortadan kaldıracak hayati bir gelişme olarak görüyor.
– İsrail, Türkiye’yle Suriye arasındaki bu iş birliğinin ardından, kuzeyde zaten askeri varlığı bulunan Türkiye’nin Rusya’dan dolan boşluğu da dolduracağından endişe ediyor.
– Bütün bu gelişmeler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın olası Şam ziyareti öncesinde yaşanıyor. İsrail, Erdoğan’ın Suriye ziyaretini dönüm noktası olarak görüyor ve ziyaret öncesinde gerilimi bilinçli artırıyor.”
Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan ne söyledi? Yeni Türkiye’yi kimler kuracak?-Yaşar Aydın (BirGün)
“İki hafta önce Meclis’te oylanan koşullu af yasasının tartışmaları sürüyor. Özellikle YENİ Parti üzerinden ilerleyen evet-hayır değerlendirmeleri geçen hafta itibariyle yerini başka başlıklara devretti.
Sürecin sahada ilerleyişine dair tartışma sürüyor. İlk sonuçların bir dizi aşamadan geçtikten sonra alınacak olması takvim meselesini biraz öteledi. DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan ekim ayına işaret ederken iktidar sözcüleri de benzer bir yaklaşım sergiledi. Doğal olarak bu durum sahadaki tansiyonu düşürdü. Ama işin esasına dair tartışmayı engelleyemedi. Hatta Bahçeli ve Öcalan’ın geçen hafta itibariyle yaptıkları değerlendirmeler süreci başka bir boyuta taşıdı.
Hatırlanacağı gibi DEM heyeti af yasasının Meclis’e gelmesinden önce Öcalan’la 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta iki görüşme yapmıştı. Görüşmenin içeriğine dair bilgi yasa Meclis’ten geçtikten sonra kamuoyu ile paylaşıldı. Görüşme tutanakları önce bir internet sitesinde, ardından aynı gün Ruşen Çakır’ın Medyascope’ta “Türk solu Öcalan’ın ‘şerefli ortaklık’ önerisine ne cevap verecek?” başlığıyla sunduğu bir videoyla paylaşıldı. Dün DEM Parti’den her ne kadar “müdahale edildi” açıklaması geldiyse de metne dair yalanlama yapılmadı. Hatta bu notların çerçevesine dair yazılar Kürt medyasında yer buldu.
Notlarda yer alan tespitler içinde en çok Öcalan’ın YENİ Parti lideri Özel’e seslenirken kurduğu “demokrasinin yolu İmralı’dan geçer” sözü tartışıldı. Ama metinde üzerinde durulması gereken bazı başlıklar vardı ki önümüzdeki sürece dair daha fazla dikkati hak ediyordu. Öcalan’la yapılan görüşmenin tutanaklarında üzerinde durulması gereken en önemli başlık devam eden sürecin referansı ile silsile şeklinde ilerleyecek bir takvim önermesiydi. Buna göre önce yasanın onayı, ardından yeni anayasa, hemen sonrasında da yapılacak seçimlerle birlikte oluşacak yeni bir cumhuriyet… İlk başlık olan yasa onayı gerçekleşti, sıra yeni anayasaya geldiğini eş zamanlı olarak iktidar cenahından gelen açıklamalara bakarak da anlamak mümkün.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Meclis’ten geçen yasayı “tarihi mutabakat” olarak selamladı. Erdoğan’ın Meclis’te alınan oya ilişkin “mutabakat” vurgusu önemliydi ve önümüzdeki günlerde çok fazla karşımıza çıkacağına hiç şüphe yok. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik meseleyi çok uzatmadan yeni anayasaya getirmeleri de takvime dair diğer bir net delil niteliğinde.
Aynı zaman diliminde konuyla direkt ilgisi yokmuş gibi görünen bir açıklama MHP lideri Bahçeli’den geldi. Bahçeli değerlendirmeyi yine Türkgün gazetesi üzerinden yaptı. Söyleşinin tamamını okuyunca hem Öcalan hem Erdoğan’la aynı konu üzerinde konuştuğu rahatlıkla anlaşılabiliyor.”
Seçimin ayak sesleri: Sosyal güvenlikte milyonların beklediği düzenlemeler-Özgür Erdursun (Dünya)
“Ülkemizde yavaş yavaş seçimin ayak seslerini duymaya başladık.
2026 yılının Ağustos ayının sonuna geldik. Yazı bitiriyoruz. Birkaç gün sonra sonbahara gireceğiz. Okullar açılacak; yağmur, çamur, kar derken bir bakmışız 2027 yılına girmişiz.
2027 yılıyla birlikte seçim tartışmalarını da her ay biraz daha fazla konuşmaya başlayacağız.
Türkiye’nin son 40 yıllık siyasi tarihine baktığımızda seçim dönemleriyle sosyal güvenlik düzenlemeleri arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu görüyoruz.
1987, 1992, 1999, 2008 ve son olarak 2023 seçim dönemlerine baktığımızda, emeklilik ve sosyal güvenlik sistemini ilgilendiren önemli düzenlemelerin seçim süreçlerinde daha fazla gündeme geldiğini görüyoruz.
Türkiye’de çalışanların, emeklilerin, esnafın ve memurların uzun yıllardır beklediği sosyal güvenlik düzenlemelerinin önemli bir bölümünün seçim dönemlerinde hayata geçirilmesi artık neredeyse bir gelenek haline geldi.
Seçim yaklaşınca yıllardır kapalı duran dosyalar açılıyor, beklentiler yeniden gündeme geliyor ve Meclis’te sosyal güvenlik düzenlemelerini daha fazla görmeye başlıyoruz.
Bunun en yakın ve en büyük örneğini EYT’de yaşadık.
Yıllarca tartışılan Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesi 3 Mart 2023 tarihinde yürürlüğe girdi ve milyonlarca kişinin emeklilik yolu açıldı.
Şimdi ise sosyal güvenlikte yeni dosyalar birikmiş durumda.
* Emeklinin aylığı düşük.
* Kademeli emeklilik bekleyenler var.
* Bağ-Kur’lular 7.200 gün bekliyor, tescil mağdurları geçmiş hizmetlerini satın almak istiyor.
* Stajyer ve çıraklar sigorta başlangıçlarının kabul edilmesini istiyor.
* Memurların 3600 ek gösterge ve 2008 öncesi-sonrası ayrımı sorunu bulunuyor.
* Askerlik borçlanmasında memurlar açısından EYT tartışması devam ediyor.
* Engelli vatandaşların 2025 yılında değiştirilen emeklilik sistemine itirazları var.
* Esnaf ve işveren ise vergi ve SGK borçlarında gerçek anlamda bir yapılandırma bekliyor.
Dolayısıyla seçim yaklaşırken sosyal güvenliğin dosyası oldukça kabarık.
Bana göre önümüzdeki dönemde sekiz önemli başlık öne çıkacak.”
Ortadoğu’da yeni fay hattı: Türkiye, İsrail ve Amerika-Zeynep Gürcanlı (ekonomim.com)
“İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısındaki Abu el-Duhur Askeri Hava Üssü’ne yönelik saldırısı yalnızca Şam-Tel Aviv hattında değil, Ankara-Washington-Tel Aviv üçgeninde de önemli kırılmaları görünür hâle getirdi.
Özellikle ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın verdiği mesajlar dikkat çekici:
Barrack bir yandan saldırı öncesinde Türkiye’nin bilgilendirilmediğini söylerken, diğer yandan İsrail’in “Türkleri tuzağa çekmeye çalıştığı” yönündeki teoriyi açıkça dile getirdi. Daha da önemlisi, yaşananların kontrolden çıkması hâlinde bunun bölgesel bir savaşı aşarak küresel sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Bu açıklamaları, Washington ile Tel Aviv arasında son dönemde giderek belirginleşen görüş ayrılıklarının da yeni bir yansıması olarak okumak yanlış olmaz.
Barrack’ın verdiği bilgiler saldırı öncesindeki diplomatik trafiğe de ışık tuttu.
Buna göre Mossad Başkanı ile Suriye hükümeti arasında saldırıdan birkaç gün önce bir arka kanal görüşmesi yürütülüyordu. İsrail tarafı beş gün boyunca ABD’ye Abu el-Duhur’daki gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı aktardı. Amerikalılar kendi istihbarat kanallarını devreye soktu. Şam yönetimi de Mossad’a bölgede Türk askeri konuşlanması, Türk konvoyu veya saldırı amaçlı bir hazırlık bulunmadığını bildirdi.
Tarafların bir sonraki hafta yeniden görüşmesi planlanıyordu. Ancak bu süreç tamamlanmadan İsrail saldırıyı gerçekleştirdi.
Barrack’ın ifadesiyle burada iki ihtimal bulunuyor:
Birincisi, Mossad, İsrail ordusu ve Netanyahu hükümeti arasında ciddi bir koordinasyon hatası yaşandı.
İkincisi ise İsrail bilinçli olarak Türkiye’nin reaksiyonunu test etmek istedi. Amerikalı büyükelçinin “Belki de İsrailliler Türkleri yemlemeye çalışıyordu” ifadesi ikinci ihtimalin Washington’da da ciddi biçimde tartışıldığını gösteriyor.
Abu el-Duhur krizinin merkezinde Suriye’nin geleceğinin bulunduğu açık; Türkiye son aylarda Şam yönetimiyle ilişkilerini derinleştiriyor. SDG’nin entegrasyon sürecinin tamamlanması, Türkiye-Suriye güvenlik koordinasyonunun artması ve yeniden yapılanma projeleri Ankara’nın yeni Suriye denklemindeki ağırlığını artırıyor.
İsrail’in ise Suriye hesapları çok farklı: Barrack’ın aktardığı ifadelerle Tel Aviv, Suriye hava sahasının İran’a yönelik operasyonlarda “açık görüş hattı” sağlamasını istiyor. Başka bir ifadeyle İsrail, gelecekte İran’a yönelik olası askeri operasyonlarını sınırlandırabilecek herhangi bir askeri altyapının Suriye’de oluşmasını istemiyor. Bu nedenle Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve siyasi etkisinin büyümesi Tel Aviv’de stratejik bir risk olarak görülüyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
