Pazar, 23 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Dış borçla tanıştığımız gün

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 23 Ağustos 2026 20:26
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Osmanlı hükümeti 24 Ağustos 1851’de, Avrupa’dan borç para almak için bir sözleşmeye imza attı.

Aslında para kasasına girmedi, hatta anlaşma padişah tarafından onaylanmadı ama Osmanlı maliyesinin tarihinde yeni bir dönem başlattı. Üç yıl sonra alınacak ilk dış borç, imparatorluğu 20 yıl içinde iflasın eşiğine götürecek borçlanma sürecinin başlangıcı olacaktı.

19. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti’nin mali durumu giderek ağırlaşıyordu. Tanzimat’la birlikte devletin modernleşme çabaları, yeni bir ordu ve bürokrasi oluşturulması ciddi kaynak gerektiriyordu. Üstelik Avrupa’nın askeri teknolojisi hızla gelişiyor, Osmanlı ordusunun silah ve mühimmat ihtiyacının önemli bölümü dışarıdan karşılanıyordu. 1840’ların sonundan itibaren maliye sürekli krizlerle boğuşmaya başlamıştı.

Sorun yalnızca gelirlerin yetersiz olması değildi. Devlet zaman zaman asker ve memur maaşlarını bile ödemekte zorlanıyordu. Hazineyi rahatlatmak için kâğıt para gibi kısa vadeli çözümlere başvurulması ise sorunları ortadan kaldırmak yerine yeni sorunlar yaratıyordu.

İşte böyle bir ortamda Sadrazam Mustafa Reşid Paşa, Avrupa finans çevrelerinden borç alınması fikrine yöneldi.

1851’de İngiliz ve Fransız finans çevreleriyle yaklaşık 55 milyon franklık bir devlet kredisi için anlaşma yapıldı. Bu girişim, Osmanlı’nın Avrupa sermaye piyasalarına açılmasının ilk önemli adımıydı.

55 milyon frank para birimi dönüşümüyle bugünün yaklaşık 8,4 milyon eurosuna, yani 472 milyon TL’ye denk geliyor. Ancak bu hesap 1851’deki paranın bugünkü satın alma gücünü göstermiyor; dönemin ekonomik büyüklüğü düşünüldüğünde gerçek karşılığı çok daha farklı. Daha somut söylemek gerekirse, 55 milyon frank Osmanlı Devleti’nin yaklaşık bir yıllık toplam bütçe gelirinin üçte birine eşitti. Ayrıca, 55 milyon frank 2,4 milyon Osmanlı lirasına denk geliyordu. Devletin o yılki bütçe geliri ise yaklaşık 7,24 milyon liraydı.

Ancak Sultan Abdülmecid, yabancı devletlerin ve finans çevrelerinin Osmanlı maliyesi üzerindeki etkisinin artmasından endişe ediyordu. Çevresinden gelen uyarılar da padişahın kararını güçlendirdi ve anlaşma onaylanmadı.

Ama bu girişim Osmanlı hazinesine yaklaşık 2,2 milyon franklık tazminat yükü getirdi. Mustafa Reşid Paşa da görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Yani Osmanlı Devleti 1851’de borç almaktan vazgeçmişti.

Ama yalnızca üç yıl sonra şartlar çok daha ağırlaşacaktı.

Kırım Savaşı kapıyı açtı

1853’te Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Kırım Savaşı başladı. İngiltere ve Fransa Osmanlı’nın yanında savaşa girdi.

Savaş, zaten zor durumda olan Osmanlı maliyesinin taşıyamayacağı yeni bir yük getirdi. 1854’e gelindiğinde dışarıdan borç almak artık bir seçenekten çok zorunluluk haline gelmişti.

Ve 24 Ağustos 1854’te, tam üç yıl sonra, Osmanlı Devleti ilk gerçek dış borç anlaşmasını imzaladı.

İngiliz ve Fransız finans çevrelerinden alınan borcun nominal tutarı kaynaklarda 3 milyon sterlin ile 5 milyon sterlin arasında farklı biçimlerde veriliyor; bunun nedeni anlaşmanın nominal değeri, ihraç koşulları ve Osmanlı hazinesinin fiilen eline geçen miktarının birbirinden farklı olması. Akademik çalışmalarda sık kullanılan rakam, 5 milyon sterlin nominal borç ve yaklaşık 3,3 milyon Osmanlı lirası fiilî gelir olarak veriliyor. Borcun faizi yüzde 6, vadesi ise 33 yıldı.

5 milyon sterlin 5,5 milyon Osmanlı lirasına karşılık geliyordu. 1854-55 mali yılı için Osmanlı’nın toplam gelirleri 9 milyon Osmanlı lirası civarındaydı. Yani 1855’te alınan 5 milyon sterlinlik dış borç, Osmanlı Devleti’nin yaklaşık bir yıllık toplam gelirinin yüzde 61’i büyüklüğündeydi.

Ama Osmanlı’nın dış borç hikâyesinin belki de en önemli yönü, devletin paranın tamamını alamamasıydı.

Tahvillerin düşük fiyatla satılması, komisyonlar ve çeşitli masraflar nedeniyle borcun görünen tutarı ile hazinenin kasasına giren para arasında ciddi fark oluşuyordu. Buna karşılık Osmanlı, borcun nominal miktarı üzerinden faiz ve geri ödeme yükümlülüğü altına giriyordu.

Borç bir kez başlayınca…

1854’teki ilk borçlanmanın ardından Osmanlı Devleti yeniden borçlandı.

1855’te ikinci borç anlaşması yapıldı. Daha sonra yeni borçlar geldi. Borçlanma giderek olağan bir maliye politikası haline dönüştü.

1854 ile 1874 arasında tam 15 dış borç anlaşması imzalandı.

Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin dışarıya olan ana para borçlanması nominal olarak 238,8 milyon Osmanlı lirasına ulaştı. Ancak tahvil iskontoları ve komisyonlar nedeniyle hazinenin eline geçen para yaklaşık 127,1 milyon lirada kaldı.

Başka bir deyişle, devletin üzerinde 238,8 milyon liralık borç yükü oluşurken, ülkeye giren kaynak bunun yaklaşık yarısı kadardı.

Dahası, alınan yeni borçların önemli bir bölümü üretim yaratacak yatırımlara gitmek yerine eski borçların faiz ve anapara ödemelerinde kullanılmaya başladı. Böylece borç, yeni borçla kapatılan bir döngüye dönüştü.

Düyûn-ı Umûmiyye

Bu süreç 1875’te Osmanlı Devleti’nin borç ödemelerini sürdüremeyeceğini ilan etmesine kadar devam etti.

Sonraki yıllarda alacaklıların talepleri sonucunda Osmanlı maliyesi üzerinde Avrupa devletlerinin denetimi giderek arttı. 1881’de Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi’nin (Genel Borçlar İdaresi) kurulması, bu sürecin en sembolik sonuçlarından biri oldu.

Osmanlı Devleti bazı vergi ve gelirlerini borçların ödenmesine tahsis etmek zorunda kaldı. Böylece mesele yalnızca “borç almak” olmaktan çıktı, mali egemenlik meselesine dönüştü.

Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Zalimlik, linç ve loca
Sonraki Makale İsrail Türkiye’yi neden Suriye’de istemiyor?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

“Çerçeve yasa”nın siyasi ve stratejik şifreleri

Gürsel Demirok
23 Ağustos 2026
Köşe YazılarıManşet

İsrail Türkiye’yi neden Suriye’de istemiyor?

Metin Duyar
23 Ağustos 2026
ManşetMentor

Zalimlik, linç ve loca

Mentor
23 Ağustos 2026
GünlükManşet

Tarihte bu hafta

Medya Günlüğü
23 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?