‘Artık konuşmak istiyorum’ diyen kadın-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)
Zaman zaman aklıma gelir, sorarım: O kadınlara ne oldu acaba? Birçok siyasetçiye yapılan tasfiye operasyonlarında adları geçti, fotoğrafları ya da videoları yayınlandı. Kimi zaman ülke olan bitenle yüzleşti. Ama eminim ki taşlar yerine otururken onların hayatı bir daha eskisine dönmedi. Muhtemelen işsiz kaldılar, ailelerinden çevrelerinden dışlandılar. Belki de yaşayan ölü oldular.
Üç gün önce telefonuma tanımadığım numaradan gelen bir ileti “Sizinle konuşmak istiyorum” diyordu. Yazan kişi son günlerde Türkiye’nin gündeminde olan Tuanna Saliha İyigör’dü. Hemen aradım. Kamuoyunun tanıdığı bir avukat başından geçenleri bana anlatabileceğini söylemişti. Başka kimseyle konuşmak istemiyordu.
Bu köşede hangi partiyi ilgilendirirse ilgilendirsin bel altı meselelere girmiyorum. Ama konuyu anlamanız için derinlere inmeden hatırlatayım. Tuanna Saliha İyigör, uyuşturucu operasyonları kapsamında gözaltına alınmıştı. Ardından iktidar medyasında ifadeleri servis edildi. Ekrem İmamoğlu’nun ekibinde yer alan Fatih Keleş ve İBB’den ihale alan Murat Gülibrahimoğlu ile ilişkili olduğu yazıldı. Kâh bu isimlerin katıldığı uyuşturucu ve fuhuş partilerinin aktörü olduğu söylendi kâh İmamoğlu’nun jetinde, teknesinde uçuk partilere katıldığı yazıldı. Hatta ajan olduğu iddia edilerek derin teoriler bile ortaya atıldı. İyigör’ün çeşitli fotoğrafları binlerce kez paylaşılarak Silivri’deki davalara meze yapıldı. Elbette bu haberleri hem iktidar yandaşları hem de CHP’de Özel yönetimine karşı olanlar “Görüyor musunuz” diyerek kendilerine siyasi gerekçe yaptı. Sonra… Bu kez CHP’de yönetim mahkeme kararıyla değişti. Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da “üye katılım töreni”ne katıldı. O sırada İyigör salondaydı, Kılıçdaroğlu ile fotoğraf çektirirken görüldü. Bu kez İyigör’ün fotoğrafları tam tersi bir söylemin konusu oldu. İktidar medyasının uyuşturucu, fuhuş, sıradışı partiler haberleri bu kez öbür kesim tarafından kullanılır hale geldi. İşte benimle konuşmak isteyen İyigör, o İyigör’dü.
Özel hayatınızı sormayacağım ama siz açıklamak istediğiniz kadarını söyleyebilirsiniz” dedim. Söze “Hep sessiz kaldım, artık anlatmak istiyorum” diye başladı. Devamında şunu söyledi: “Ömrümde Ekrem İmamoğlu’nu hiç görmedim. Teknesinde ya da uçağında hiç bulunmadım. Onun olduğu hiçbir partiye katılmadım.” Aylardır siyasi magazine dönüşen hikâye böylece ilk aktörü tarafından yalanlanıyordu.”
Muhalif blok yüzde 56-Nuray Babacan (Nefes)
“YENİ Parti’nin önderlik ettiği muhalif blok yüzde 56. Ne yaparsak yapalım azalmıyor. Çok güvendiğimiz araştırmalarda bu böyle…” sözleri siyasi analizleriyle meşhur bir AKP’liye ait.
Hemen herkesin gördüğü bu durum, seçimlere yönelik matematik açısından önemli. Bu, iktidarın hile ve tuzaklar kurarak yürüme ruh halini de çok iyi anlatıyor. Bu dengenin kimin lehine değişeceği çok önemli.
Son haftalar AKP’de yapılan toplantılarda, YENİ Parti ve geleceği konusu epey gündem oldu. Genel merkezde yapılan toplantılar, grupta yapılan değerlendirmeler, kendi aralarında yapılan sohbetlerde, bu hareketin tutmayacağını söyleyenlerin sayısı az.
Daha çok olasılıklar konuşuluyor ve Özgür Özel ve ekibinin vatandaşlarla direkt kurduğu ilişkinin önemine vurgu yapılıyor. Üç ayrı yerde yapılan toplantılarda konuşulanlar genel hatlarıyla şöyle:
– Yanlış politikalar nedeniyle iktidarın karşısındaki muhalif blok kilitlendi. Son yapılan güvenilir anketler muhalif kanadın yüzde 56’dan az olmadığını gösteriyor. İdeolojik olarak farklı yerlerde olsalar da iktidar karşıtlığında birleşiyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi bir konuda uzlaşmaları zor ihtimal değil.
– YENİ Parti’nin kuruluşu, siyasette taşları yeniden döşeyecek. Gelecek Parti’nin kendini feshetmesi gibi. DEVA Partisi, Saadet ve Yeniden Refah Partisi’yle uzlaşamazsa onları da aynı son bekliyor. Bu iki partideki isimler YENİ Parti, AKP ve DEM arasında dağılacaktır.
– Mutlak Butlan kararının CHP’yi ortadan böleceği iddia ediliyordu, öyle olmadı. Biz yanlış olacağını söylerken de bunu görüyorduk. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi iki aya kalmaz iyice etkisiz hale gelir.
– Aramızda ‘Biz vicdanımızı unuttuk’ diyen arkadaşlarımız var. ‘Demokratik rekabet, hukuk çerçevesinde mücadele’ gibi kavramlar unutuldu.
– Özgür Özel’in sokakta karşılığı var. Yeni bir hikaye yazarlarsa ivme kazanırlar. İYİ Parti’nin onlarla hareket edeceği kesin gibi. MHP’nin tabanı da özellikle Ege bölgesinde çok geçişken. Yeni harekete kayanlar olabilir. DEM bugün bizimle gibi ama seçimlerde farklı bir tablo olabilir.
– Biz oyumuzu yüzde 30-35 arasında koruyoruz ama gri alandaki seçmene yeni bir şey söyleyemiyoruz. Onların tercihini etkileyen seçimi alır. Belli ki; cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalacak. Çekişmeli bir seçim olacak.
– İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay konusunda bastıranlar var. AKP İzmir örgütü kendisini istemediği için tartışma yaşanıyor. Ancak Cumhurbaşkanı bastırırsa onların ne düşündüğünün önemi kalmaz…”
Erdoğan’ın en büyük açmazı-Yaşar Aydın (BirGün)
“AKP’nin son bir yıldaki en büyük icraatı rozet takmak. Valisi, kaymakamı, bakanı, milletvekili; ama montajla ama şantajla sokakta kim önlerine düşerse tutup Erdoğan’ın önüne getiriyor. Erdoğan da hepsine birer rozet takıp kısa süreliğine de olsa dokunulmazlık veriyor. Son bir yıl içerisinde o kadar çok isme rozet taktı ki isimlerini bile hatırlamıyordur. En büyük rozet takma merasiminin de AKP’nin kuruluş yıl dönümü 14 Ağustos günü olacağı söyleniyor. Bakalım ne olacak?
Erdoğan geçen hafta yaptığı konuşmada katılımları “AKP’ye ilgi artıyor” diyerek değerlendirdi. Öyle ya, milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi onlarca kişi el öpme töreninde sıraya diziliyor. İlginin daha büyük kanıtı olur mu?
Futbol terimiyle konuşacaksak AKP transfer sezonunun açık ara lideri. Ama aldığı isimlere bakınca sıkıntı net olarak anlaşılıyor. Takıma katkı sağlayacak tek bir yıldız transfer yok. Eskiden alınanlar direkt olarak sahaya sürülürdü. Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Erkan Mumcu ve daha niceleri AKP’ye geldikleri ilk andan itibaren katkı verdiler. Şimdikilerin ismini sahneden ininceye kadar bile AKP seçmeni akılda tutamıyor. Tam anlamıyla “menajer kazığı transferler” diye ifade etmek mümkün. Kendi partisinde ya da seçildiği bölgede tartışmalı hale gelen ya da gördüğü baskıya boyun eğip teslim olan isimlerden AKP’ye katkı bekleniyor. Türkiye’yi 25 yıldır yöneten AKP, kişisel ikbal bekleyen, akçeli işlerden başı dertte olan ya da baskıya dayanamayıp davasını satan figürlerden medet uman parti konumuna geldi. Üstelik bu gösteriyi başarı olarak sunuyorlar.
Transferlerin pozitif bir sonucu yoksa AKP neden ısrar ediyor sorusu akıllara takılabilir. Kuşkusuz bu transferlerin bir karşılığı var. Meclis’te vekil sayısı artıyor. Neredeyse küçük bir destekle referandum ve erken seçim çıtası olan 360 vekil sayısına ulaşacaklar. Belediyeler rantlarıyla birlikte AKP’nin eline geçti. İstanbul’da AKP’li belediye sayısı son transferlerle CHP’yi geçti. Bir de buna muhalefet içinde yarattığı tereddüdü ekleyince oldukça verimli bir alan olduğunu söylemek mümkün.
Ama tüm bunlar sayısal veriler ve siyasete nasıl bir etki ettiğine dair net bir olgu yok. Halk nezdinde bakılırsa karşılığı olan hamleler gibi durmuyor. AKP’ye katılanların iktidarın yapıp ettiklerinden etkilenip parti değiştirdiklerine dair söylemlerinin alıcısı yok. Hatta çoğunlukla mizah konusu durumuna düşüyorlar.
Transferlerin halk üzerinde ciddi bir etkisinin olmadığını gösteren diğer bir olgu da kamuoyu yoklamaları. Son bir yıldır yaşanan milletvekili ve belediye katılımlarına rağmen AKP’de ölçülebilir bir artış yaşanmadı. Tam aksine, gelen isimlerin partide hazımsızlık yarattığına dair ciddi kulis haberleri geliyor. Milletvekili bazında bu itirazlar daha yüksek. Transferlerle tulumbaya su koyduklarını sananlar çok yanılıyorlar.”
İşsizlikte rekor düşük seviyenin arka planı-Seyfettin Gürsel (Dünya)
“Mevsim etkilerinden arındırılmış aylık veriler itibariyle bir süredir yüzde 8,1’de seyreden işsizlik oranı Haziran’da 0,4 puanlık hacimli bir düşüşle yüzde 7,6’ya indi. 2005’ten bu yana bu rekor bir seviye. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bu rekorun altını çizmeyi ihmal etmedi. Maliye bakanı olsam ben de aynı şeyi yapardım. Ama işgücü piyasasını yıllardır yakından izleyen bir iktisatçı olarak istihdam ve işsiz sayılarının ayrıntılarını diğer ifadeyle işsizlik oranında değişimin arka planını mercek altına alarak bu rekorun nasıl ortaya çıktığına, ne ölçüde güvenilir olduğuna ve ekonomik büyüme açısından ne anlama geldiğine dair düşüncelerimi paylaşmakla yükümlüyüm.
Mayıs’ta yüzde 8,1 olan işsizlik oranının Haziran’da bir ay gibi kısa bir sürede yüzde 7,6’ya düşmesi istihdamda meydana gelen 227 binlik artış ile işsiz sayısının 168 bin azalmasının sonucudur. Oysa Mart’tan Nisan’a istihdam 361 bin azalmış işsiz sayısı ise neredeyse hiç değişmemişti. Nisan’dan Mayıs’a istihdam bu kez 308 bin artarken işsiz sayısında da yine dikkate değer bir değişiklik olmamıştı. İstihdamda gözlemlenen bu büyük oynaklık ve istihdam değişimleri ile uyumlu olmayan işsiz sayısındaki değişimler beklenmedik büyük şoklar hariç ekonomik faaliyetlerde yaşanan aylık değişimlerle açıklanamazlar. Bu nedenle de aylık istihdam ve işsizlik verilerine temkinli yaklaşmak gerekir. Aylık istihdam verilerinin bir diğer sakıncası da sektör istihdamlarını içermiyor olmasıdır. Dolayısıyla Haziran’da meydana gelen 227 binlik artışın hangi sektörlerden kaynaklandığını bilmiyoruz. Eğer yakın geçmişte tarımda yaşanan büyük istihdam kaybının bir ölçüde telafisi söz konusuysa 2 çeyrekte ekonomik büyümeye dair bir çıkarsamada bulunmak zorlaşır.
Haziran verilerinde dikkat çeken bir diğer husus da erkek ve kadın verilerinde görülen ayrışma. Kadın istihdamı 177 bin artarken (toplam artışın yüzde 78’i) işsiz sayısı 68 bin azalmış. Kadın işgücünde artış 109 bin. Bu sağlıklı ve sevindirici bir gelişme sayılır ama istihdam artışının çok büyük bölümünün kadınlardan kaynaklanması açıkçası şüphe uyandırmıyor da değil. Eğer doğru ölçüldüyse bu kez artışın ne kadarının tarım sektöründe yer aldığını insan merak ediyor. Öte yandan erkeklerde istihdam artışının 50 bin ile sınırlı kaldığı görülüyor. İşsiz sayısı ise 100 bin azalmış. Yani erek işgücünde 50 bin azalma var. Bu tam bir muamma. Çeyreklik istihdam verilerinde aylık verilerde olduğu gibi oynaklık yok. Ayrıca sektör istihdamları da kapsanıyor. Nisan-Haziran döneminde işgücü piyasasında ne olduğunu anlayabilmek için iki hafta sonra yayınlanacak çeyreklik verileri beklememiz gerekiyor.”
Dış ticaretteki gidişat sanki biraz abartılıyor-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Acaba dış ticaret verilerini değerlendirirken İngilizlere atfedilen o güzel sözdeki, “Ağaçlara bakmaktan (ya da bakarken) ormanı görememek” sözündeki durum mu yaşanıyor?
Acaba özellikle döviz kuruna odaklanıp ve kurun son yıllarda enflasyondan daha az yükselmesine bakıp ihracatın her düşük oranlı artışında ya da ithalattan daha az artışında büyük fotoğrafı gözden kaçırmak gibi bir durum mu ortaya çıkıyor?
Aylara ya da kısa dönemlere bakılarak gidişatın çok kötü olduğu dile getiriliyor getirilmeye ama uzun soluklu bir değerlendirme çok farklı şeyler söylüyor olabilir mi?
Dış ticarette neye bakmak gerekir? Tek başına ihracat ya da ithalatın düzeyi çok anlam ifade etmiyor; önemli olan bu iki gösterge arasındaki hem mutlak değer olarak fark, hem de ihracatın ithalatı karşılama oranı.
Dış ticaret açığı, ihracat ve ithalatın büyüklüğüne bağlı olarak çok yüksek düzeylere çıkabilir. O yüzden belki daha fazla önemsenmesi gereken ihracatın ithalatı karşılama oranı. Ama bu demek değil ki, açığın düzeyi önemsiz.
Bu yazıda toplam ihracat ve ithalat üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Elbette ihracat ve ithalatın detayları; yani neler satıldığı, neler alındığı, sektörel gerçekleşmenin nasıl olduğu gibi detaylar da çok önemli. Ama bugün için sınır belli.
Ayrıca tüm ihracat ve ithalat açısından çok büyük sorun yoksa da belli sektörlerde ciddi sıkıntılar yaşanabilir, nitekim yaşanıyor da. Toplam tutar yönüyle fazla sorun görünmemesi, sektörel bazda sorun olmadığı, onların göz ardı edilebileceği anlamına tabii ki gelmez.
2014’ün ocak ayından bu yılın haziran ayı sonuna kadar olan dönemin her ay bazındaki yıllıklandırılmış ihracat ve ithalat verilerine göre 150 aylık, yani 12,5 yıllık bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranının ortalaması yüzde 74,01 düzeyinde.
Bu oranı, bu yılın haziranı itibarıyla oluşan yıllıklandırılmış verideki oranın da neredeyse aynı düzeyde bulunduğunun görülebilmesi için böylesine küsuratlı veriyorum.
Bu yılın haziranındaki oran da yüzde 74,35.
Atsak küsuratları, karşılama oranı tarihsel ortalamada da yüzde 74, son durumda da yüzde 74.
İhracatın ithalatı karşılama oranı zaten son bir buçuk yıldır yüzde 74-76 aralığında seyrediyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
