Netflix’te yeni gösterime giren “Lockerbie: Pan Am 103 Sefer Sayılı Uçuş” (The Bombing of Pan Am 103) dizisi yakın sayılabilecek geçmişin en önemli ve en karmaşık terör eylemlerinden birini anlatıyor.
Tarihte yolcu uçaklarına düzenlenen çok sayıda terör eylemi var ama Lockerbie pek çok yönden diğerlerinden ayrılıyor.
Altı bölümlük dizide 21 Aralık 1988’de Frankfurt-Londra-New York-Detroit seferini yapan Pan Am (Pan American World Airways) 103 sefer sayılı uçağın, İskoçya’nın küçük Lockerbie kasabası semalarında içindeki bombanın patlaması sonucu infilak etmesi anlatılıyor. Saldırıda uçaktaki 259 kişi ve kasabada evlerinin üzerine enkaz düşen 11 kişi dahil olmak üzere toplam 270 kişi hayatını kaybetti. Lockerbie, 1985 yılında Air India uçağına Sih militanlar tarafından düzenlenen saldırıda 329 kişinin ölmesinden sonra tarihte en çok kurban verilen uçak terörü eylemi. “Clipper Maid of the Seas” (Denizlerin Kızı Clipper) adını taşıyan Boeing 747-121 tipi dev Pan Am uçağında üniversite öğrencileri ve Noel için ülkelerine dönen Amerikan askerleri de vardı.
BBC ile ortak yapım olan dizi, facianın hemen ardından İskoç polis tarihinin en büyük cinayet soruşturmasını ve FBI ile ortak yürütülen uluslararası operasyonları ekrana getiriyor. Bu kadar çok insanın hayatını kaybettiği bir olayda bile kurumlar ve ülkeler arasında çekişme yaşanabildiğini ve istihbarat saklandığını dizi sayesinde bir kez daha görüyoruz.
Gerçek tanıklıklara ve karakterlere dayanan dizi, patlamada 189 Amerikan vatandaşının bulunması nedeniyle devreye giren FBI’la İskoç polisi arasında soruşturma konusunda yaşanan fikir ayrılıklarıyla başlıyor. Ancak FBI yanlış şüphelilerin peşine düşerken, Dedektif Ed McCusker (Connor Swindells) ve diğer İskoç polis görevlileri bir bavulda buldukları Toshiba marka radyo ve kıyafetlerle doğru izlere ulaşıyor. İskoçların, bombanın zamanlayıcının tırnak büyüklüğündeki iki küçük parçasını da bularak davayı çözmesi, dünya suç tarihindeki en büyük dedektiflik başarılarından biri kabul ediliyor.
Dizi sayesinde Pan Am’a daha önce yapılan terör eylemi ihbarlarının ciddiye alınmadığını, ayrıca Libya’ya elektronik zamanlayıcı devreler satan İsviçreli Edwin Bollier’nin faciadan sadece birkaç gün sonra Viyana’daki ABD Büyükelçiliği’ne giderek saldırıyı Libya’nın düzenlediğine ilişkin mektup vermesinin de önemsenmediğini öğreniyoruz.
Facianın çarpıcı bir yönü de, uçağın enkazının rüzgarın etkisiyle yaklaşık 2.200 kilometrekarelik devasa bir alana yayılması ve bunun o dönemin en büyük suç mahali olarak kayıtlara geçmesi. Kanıt toplama aşamasında arama ekipleri ve gönüllüler, 4 milyondan fazla uçak parçası ve döküntü buluyor.

Malta’ya kadar uzanan soruşturma sonunda Libya gizli servisi çalışanları Abdelbaset al-Megrahi ve Lamin Fhimah’ın bombalama eyleminden sorumlu olduğu ortaya çıkıyor. Eylemin, 1980’li yıllarda ABD ile Libya arasında yaşanan askeri çatışmalar nedeniyle ve özellikle ABD’nin Trablus’u bombalamasına misilleme amacıyla düzenlendiği sonucuna varılıyor. Libya lideri Albay Muammer Kaddafi suçlananları önceleri teslim etmeye yanaşmayınca Libya’ya uluslararası yaptırımlar uygulanıyor. Sonuçta Kaddafi, yargılamanın Hollanda’da yapılması koşuluyla suçlanan iki Libyalıyı teslim ediyor.
Facidan tam 13 yıl sonra başlayan yargılama Hollanda’da yapılıyor ama dünya hukuk tarihinde ilk kez görülen bir olay yaşanıyor: Camp Zeis’ta bir İskoç mahkemesi kuruluyor; yani suçlananlar yabancı bir ülkenin topraklarında ama İskoç yargıçlar tarafından yargılanıyor.
Son bir not: Tek nedeni Lockerbie faciası olmasa da ikonik Pan Am, uğradığı güven kaybının sonucu 1991 yılında iflas ediyor.
Diziyi izlemek isteyenler için finalde yaşananlara değinmeden burada keselim…
“Lockerbie: Pan Am 103 Sefer Sayılı Uçuş” olayı sansasyon yerine insan hikâyeleri üzerinden anlatmasıyla ve duygusal atmosferi başarılı şekilde yansıtmasıyla dikkat çekiyor. Oyunculuk performansları, dönemin atmosferinin yaratılması, kurban ailelerinin yaşadıklarına ve adalet için çırpınışlarına odaklanması açılarından da son derece başarılı. Dizi, Lockerbie halkının facianın ilk anından itibaren çalışmalara nasıl canla başla yardım ettiğini ve kurbanların ailelerine nasıl gönülden destek olduğunu da çarpıcı şekilde ekrana getiriyor. Dizinin temposunu eleştirenler olsa da sonuçta bunun bir aksiyon değil, dram olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor.
Dizinin başrollerinde İngiliz Connor Swindells’ın yanı sıra, “Suits” dizisiyle tanınan Patrick J. Adams ve “Unbelievable”da detektif rolünü oynayan Merritt Wever var.
Dava sürüyor
1978 yılında meydana gelmiş ve yargılamalar yapılmış da olsa Lockerbie faciasına tam anlamıyla nokta konulmuş değil. O dönemdeki soruşturmada adı çok geçen ancak bir türlü izi sürülemeyen Libyalı istihbaratçı Ebu Agila Mesud 2022 yılında FBI tarafından yakalandı. Bombayı bizzat yapmakla suçlanan 70 yaşındaki Mesud’un yargılanmasına Washington’da 25 Ağustos’ta başlanması bekleniyor.
Görsel: Netflix
***
Diğer Netflix dizi değerlendirmeleri için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
