Uzun yıllar önce Kadıköy’ün meşhur Salı Pazarı’nda bir tezgahtarın Ajda cay bardakları geldi diye bağırarak satış yapmaya çalıştığını görünce meraklanıp bakmıştım.
Sattığı bardak alıştığımız ince belliye göre epey büyüktü. Tezgahındaki kutular Paşabahçe kutularıydı, üstünde de “Aida” yazıyordu. Tezgahtarın yabancı ismi okuyamadığı için yakıştırıp Ajda dediğini ya da “ikizlere takke” hesabı tipik bir pazarcı reklamı yaptığını sanmıştım.
Öyle sanmayı da on yıllardır sürdürüyordum ama meselenin aslını yakın zamanda bir videoda Ajda Pekkan’ın ağzından dinledim. Meğerse sahiden Ajda bardaklarıymış bunlar. Kendi anlattığına göre, Ajda Pekkan Beykoz Korusu’nda yürüyüş yaptıktan sonra dönüş yolunda Paşabahçe’nin dükkânına uğrayıp camlara bakar ve çoğu zaman da evine bir şeyler alırmış. Gel zaman git zaman mağazanın müdürüyle de aralarında dostluk gelişmiş. Bir gün müdüre çay bardaklarından yakınıp, bunlar yudumluk, biraz daha büyük olsalar demiş. Müdür de ona “Kalıbı çıkarılacağı için birkaç tane üretemeyiz ama en az 100 tane alırsanız olur, yaparız” demiş. Kabul etmiş ve yüz bardağı satın alıp o zaman oturduğu Çengelköy’deki yalı apartmanının diğer sakinlerine koli koli dağıtmış. “Yalıda profesörler falan oturuyordu. Ben akıl edemedim ama bardakları alıp teşekkür edenler de bana bir şey söylemedi, öğrendiğimde içim cız etti” diyor sosyal medyada gördüğüm videoda.
Ajda Pekkan’ın demeye çalışıp doğrudan söyleyemediği şey, bu büyücek çay bardaklarının fikri kendisinden çıktığı halde, adı bile kendi adını çağrıştıracak şekilde (Aida olarak) konup yaygın üretimine geçildiği halde kendisine telif vb. ödenmemiş olması. Hikâyeyi anlatırken onun bunu doğrudan söylememesi ayrı konu da, ben bu durumdan çok etkilendim.
“Sana ne, konu seninle ilgili değil ki” diyebilirsiniz. “Amaaan, çay bardakları biraz daha büyük oldu da ne oldu?” da diyebilirsiniz? “Ajda’nın çay bardağından gelecek telif hakkına ihtiyacı mı var?” da diyebilirsiniz? “Paşabahçe’nin bardak fikir verenlere ödeyecek bütçesi mi var?” bile diyebilirsiniz. Hatta daha da ileri gidip, bu memlekette fikirlere telif ödeniyor da bir tek Paşabahçe Ajda’ya mı ödememiş sanki de diyebilirsiniz. Bu ve benzer yorumlarda bulunursanız bilin ki katiyetle haksızsınız. Çok haksızsınız hem de.
Bu yapılanın adı başkasının fikrinden para kazanmaktır. Bunun adı düpedüz fikir hırsızlığıdır. Sorun ne çay bardağıdır ne de fikrin ve uygulamanın muhatabının kimler olduğudur. Sorun, fikre verilen değer daha doğrusu verilmeyen değerdir.
Çay bardağını biraz daha büyük yapma fikri önemli olmayabilir. Ancak önemliymiş ki artık benim gençliğimdeki minik bardaklar yerini nerdeyse tümüyle bu yeni boyuttakilere bıraktı. Demek ki Ajda haklıymış, yudumlukmuş eskiler. Ayrıca haklı olmasaydı ne fark eder? Büyük çay bardakları beğenilmez ve pek satılmaz olsaydı bile, fikir fikirdir. Değil mi ki sen bu fikri alıp kullandın, karşılığını da ödeyeceksin. Hele fikir çok tutulduysa, daha da çok ödeyeceksin. Model denemeni ile ona satıp fikir tutulunca da üstüne yatamazsın.
Telif hakkı dediğin fikir hakkıdır. Bu hakkın hakkını veren ülkelerde fikirler gelişiyor ve o ülkelerin ekonomileri de gelişiyor. Ayrıca fikrin sahibi olan kişinin adı da tarihe geçiyor. Mesela ben bugün merak edersem, çengelli iğneyi ilk kimin akıl ettiğini öğrenebiliyorum. Duş başlığını kimin akıl ettiğini de, arabaların olmazsa olmazı farlarını icat edeni de, buz makinesini akıl edeni de. Minicik ya da kocaman bir sonucu olsa da her icat bir insanın fikridir ve o insanın adının bilinmesi çok önemlidir.
Fikrin değerini bilenler ona bir fiyat biçiyor ve fikrin sahibine ödüyorlar. O ödeme fikir sahibini bazen abat ediyorsa da çoğu zaman lafı bile edilmeyecek bir meblağ olabiliyor, onun yerine fikri kullanıp üretime geçiren en çok da satışına aracı olan kazanıyor. Ancak bu ödemenin miktardan çok daha önemli bir etkisi var ki işte ona teşvik deniyor.
Teşvik, önemini bilenlere kazandırıyor çünkü fikri ve yaratıcılığı desteklemek buluşların ve keşiflerin önünü açıyor. Etmemekse kapatıyor. Bundan da bütün ülke etkileniyor.
Bizler “icat çıkarma şimdi” anlayışının çocuklarıyız. Çıkaranlara da gözümüzü ve kulağımızı kapattığımız için yeni fikirler daha doğmadan ölüyor. O yüzden geçmişe bakıyoruz, bir kilitli iğne bile icat etmemişiz. Ya da nadiren beğendiğimiz bir fikri (ç)alıp, yaratıcısının adını bile anmadan, tepe tepe kullanıyoruz. O yüzden keşifler ve buluşlar listesinde bizden birilerinin adını ara ki bulasın.
Eğer geçmiş geçmişte kaldı diyerek önümüze yani geleceğe bakacaksak, teşvik etmeyi ve telif hakkı ödemeyi bir an önce öğrenmek zorundayız. Yoksa aynı tekerlemeye devam: Eller aya, biz yaya.
Bu yazıyı yazarken bir de karar aldım. Artık herhangi bir ortamda çay bardağı gördüğümde bu hırsızlığı konu edeceğim. Fikir hakkı konusunu gündemde tutmak için size de öneririm. Aksi halde Ajda’nın hem fikrini hem adını çalan aydacılara kırk bir kere maa-şaallah-larla aynı yolda aynı yolculuğa devam.…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
