Netflix’in eski ama hâlâ ilgi gören belgeseli “Kedilere Bulaşmayın: İnternette Katil Avı” (Don’t F**k with Cats) yalnızca ürkütücü bir suç hikâyesi anlatmıyor. Aynı zamanda yıllardır kriminoloji ve adli psikoloji alanında tartışılan önemli bir soruyu da gündeme getiriyor.
Soru şu: Hayvanlara işkence eden insanlar ileride seri katil olabilir mi?
Uzmanlara göre bu sorunun basit bir yanıt yok.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), 1970’li yıllardan itibaren seri katiller üzerinde sistematik davranış analizleri yapmaya başladı. Yüzlerce dosya incelendi. Suçluların çocuklukları, aile yaşamları, okul geçmişleri ve psikolojik özellikleri araştırıldı. Bu çalışmalar sırasında dikkat çekici ortak noktalardan biri ortaya çıktı:
Birçok seri katilin geçmişinde hayvanlara yönelik ağır şiddet öyküsü vardı.
Bu nedenle FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi, hayvanlara yönelik kasıtlı işkenceyi olası risk göstergelerinden biri olarak değerlendirmeye başladı. Ancak FBI hiçbir zaman “Hayvan öldüren herkes seri katildir” gibi bir iddiada bulunmadı.
Tarihin en tanınmış seri katillerinin bir kısmının çocukluk veya gençlik dönemlerinde hayvanlara eziyet ettikleri biliniyor.
Bu kişiler arasında Jeffrey Dahmer, Edmund Kemper, Ted Bundy, David Berkowitz ve Albert DeSalvo bulunuyor.
Her vakanın ayrıntıları farklı olsa da uzmanlar bu ortak özelliğin tesadüf olmayabileceğini düşünüyor.
1963 yılında Amerikalı psikiyatrist John Macdonald, ileride şiddet suçları işleyebilecek çocuklarda üç davranışın birlikte görülebileceğini öne sürdü. Bunlar, hayvanlara işkence etmek, bilerek yangın çıkarmak ve ileri yaşlara kadar devam eden altını ıslatma
Bu teori uzun yıllar psikoloji ve kriminoloji kitaplarında yer aldı. Ancak sonraki araştırmalar, bu üç davranışın aynı derecede güçlü göstergeler olmadığını ortaya koydu. Bugün birçok uzman özellikle altını ıslatma davranışının güvenilir bir belirti olmadığı görüşünde. Buna karşılık hayvanlara yönelik sadist davranış, hâlâ önemli bir uyarı işareti kabul ediliyor.
Modern psikoloji, hayvanlara işkence eden herkesin ileride insan öldüreceğini söylemiyor. Ancak araştırmalar, bu tür davranışların bazı ciddi psikolojik sorunlarla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bunlar arasında empati eksikliği, psikopatik kişilik özellikleri, antisosyal kişilik bozukluğu, sadistik eğilimler ve dürtü kontrol bozuklukları yer alıyor.
Özellikle hayvana acı çektirmekten haz alma davranışı, uzmanlar tarafından ciddiye alınması gereken bir belirti olarak görülüyor.
Belgesel ne anlatıyor?
2019’da yayınlanan Netflix belgeselinde, internete yüklediği kedi işkence videolarıyla tüm dünyada büyük bir nefret dalgasına yol açan Luka Magnotta (aşağıdaki fotoğraf) isimli Kanadalı bir katilin izini süren amatör internet dedektiflerinin hikayesi anlatılıyor.

Videoların sosyal medyaya düşmesinin ardından Facebook üzerinden bir araya gelen iki amatör dedektif (Deanna Thompson ve John Green), priz modelleri, sigara paketleri vb. videodaki oda detaylarından katilin yerini tespit etmeye çalışıyor.
Siber dedektiflerin tüm uyarılarına rağmen polis tarafından ciddiye alınmayan katil, ilgi görme arzusunu büyüterek sonunda bir insanı katlediyor ve internette paylaşıyor.
Kanada’da başlayan cinayet soruşturması, katilin Paris ve Berlin’e kaçmasıyla küresel bir insan avına dönüşüyor.
İşkence ettiği kedilerin videolarında bıraktığı minik ipuçları sayesinde katilin yakalanmasıyla son bulan belgeselin ana mesajlarından biri şu:
İnternette her şeyi yapabilirsin ama kedilere bulaşırsan, binlerce insan seni bulmak için dünyanın sonuna kadar kovalar.
***
Netflix dizi değerlendirmeleri için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
