Salı, 25 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Göç oldu bir acıdan bir acıya

Metin Duyar
Son güncelleme: 16 Temmuz 2026 19:37
Metin Duyar
Paylaş
Paylaş

‘’Bu ülke, kendi vicdanını taşıyan insanları hâlâ tanıyor.’’

Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme değil, toplumun ortak hafızasına da iz bırakarak göçüp gidiyor. Çünkü onlar, kalabalıkların sustuğu zamanlarda konuşan; acının, umudun ve insan onurunun sesi olanlar çoğunlukla. Ahmet Telli de işte böyle bir isimdi ve geride unutulmayacak bir insanlık dili bırakarak göçüp gitti.

“Göç oldu bir acıdan öbür acıya

oysa sağrısı kurumamıştı atımızın

daha dün sürüp gelmiştik buralara

bugün göründü yine yolların ucu

Devrildi kıl çadırlar seher vakti

usulca uyandırıldı çocuklar

ve kadınlar bohçası çözülmemiş

bir keder gibi düştüler yola”

Ölüm çoğu zaman yalnızca yakınlarını eksiltir. Bazıları ise bir yaşadığı insanların hafızasında onarılması güç bir boşluk bırakır. Ahmet Telli’nin ardından hissedilen duygu biraz da budur. Çünkü o, yalnızca şiir yazan bir edebiyatçı değildi. Aynı zamanda bu ülkenin acısını, direncini, yenilgilerini ve umudunu uzun yıllar boyunca sözcüklere emanet eden ender şairlerden biriydi. Onun şiirlerini okuyanlar yalnızca güzel dizelerle karşılaşmadılar; kendi hayatlarının, kendi kayıplarının ve kendi sessizliklerinin yankısını da buldular.

Türkiye’de şiir çoğu zaman edebiyatın dar sınırları içinde tartışılır. Oysa bu topraklarda şiir, yalnızca estetik bir uğraş olmadı hiçbir zaman. Kimi zaman sürgünün dili oldu, kimi zaman hapishanelerin, kimi zaman meydanların, kimi zaman da kimsenin yüksek sesle söyleyemediği cümlelerin. Nâzım Hikmet’ten Ahmed Arif’e, Sebahattin Ali’den Hasan Hüseyin’e uzanan o büyük direnç, yalnızca sözcüklerin değil vicdanın da tarihini yazdı. Ahmet Telli işte bu direncin son güçlü temsilcilerinden biriydi. Onun şiirinde aşk da vardı, hüzün de vardı, fakat bunların hiçbiri yalnızca bireysel duygular olarak kalmadı. Her sevda biraz memlekete, her ayrılık biraz tarihe, her yalnızlık biraz toplumsal hafızaya dokunuyordu.

Belki de bu yüzden Ahmet Telli’yi yalnızca “toplumcu şair” diye tanımlamak eksik kalır. Çünkü toplumculuk onun şiirinde slogan olarak değil, insan sevgisi olarak vardı. Şiirleri öfkeyi taşıyordu ama nefreti büyütmüyordu. İsyanı anlatıyordu ama insanı tüketen bir karamsarlığa teslim olmuyordu. En karanlık zamanlarda bile umudu romantik bir teselliye dönüştürmeden koruyabilmek, onun şiirinin en ayırt edici özelliklerinden biriydi. Belki de bu yüzden farklı kuşaklardan insanlar kendilerini onun dizelerinde bulabildi. Aynı kitabı okuyan iki insan, bambaşka hayatlar yaşamış olsalar bile aynı sızıyı hissedebiliyordu.

Ahmet Telli’nin hayatı da yazdığı şiirlerden bağımsız değildi. Öğretmenlik yaptı, yargılandı, görevinden uzaklaştırıldı, yeniden döndü. Türkiye’nin en sert siyasal dönemlerinden geçti. 12 Eylül yalnızca bir tarih değildi onun için; yaşamının ve şiirinin içine yerleşmiş uzun bir gölgeydi. Buna rağmen şiirini hiçbir zaman yalnızca siyasal bildirinin diline teslim etmedi. Belki de onu kalıcı yapan şey buydu. Çünkü ideolojiler zamanla değişse de; insanın onurunu, acısını ve dayanışmasını anlatan şiirler yaşamaya devam ediyor. Ahmet Telli’nin dizeleri de tam bu nedenle yalnızca kendi dönemine değil, kendisinden sonra gelen kuşaklara da seslenebildi. 

Son yıllarda Türkiye’de edebiyatın kamusal etkisinin azaldığı sık sık söyleniyor. Kitapların daha az okunduğu, şiirin eski gücünü kaybettiği, toplumun hızla tüketen ama yavaş düşünen bir yapıya dönüştüğü anlatılıyor. Bütün bunların doğru olduğu yanlar var. Fakat Ahmet Telli’nin ardından Ankara’da yaşanan veda töreni başka bir gerçeği de gösterdi. Salonun dolup taşması, insanların onu alkışlarla ve karanfillerle uğurlaması, yalnızca sevilen bir şaire duyulan saygının ifadesi değildi. Bu ülke, kendi vicdanını taşıyan insanları hâlâ tanıyor. Belki her zaman onları dinlemiyor, belki her zaman hak ettikleri değeri yaşarken vermiyor; ama kaybettiklerinde geriye bıraktıkları boşluğun büyüklüğünü hissediyor. 

Bugün Ahmet Telli’nin ardından konuşurken yalnızca bir şairi anmıyoruz. Bir kuşağın dünyaya bakışını, öğretmen okullarından gelen aydınlanmacı geleneği, toplumcu şiirin incelikli sesini ve en önemlisi de şiirin hâlâ insanı değiştirebileceğine inanan bir düşünceyi uğurluyoruz. Çünkü onun şiirleri hiçbir zaman yalnızca güzel olmak istemedi. İnsanın daha adil, daha vicdanlı ve daha cesur bir hayat kurabileceğine dair inancı diri tutmaya çalıştı. Belki de gerçek şiirin görevi buydu.

Bazı ölümler sessiz gelir. Bazıları ise yaşadığımız zamanı yeniden düşünmeye zorlar. Ahmet Telli’nin ardından duyulan eksiklik yalnızca edebiyatın eksikliği değildir. Bu ülkenin vicdanını taşıyan seslerden biri daha sustu. Şiir kalacak, kitaplar raflarda duracak, dizeleri dilden dile dolaşmaya devam edecek. Ama bundan sonra her okunuşunda, o dizelerin arkasında artık yalnızca büyük bir şair değil, onurlu bir hayatın bıraktığı derin iz de hissedilecek.

Fotoğraf: Berivan Altan

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMetin Duyar
Takip et:
Orta Doğu siyaseti, insan hakları ve ekonomi-politik alanlarında çalışan akademik bir yazar olarak, toplumsal eşitsizliklerin yapısal nedenlerini irdeleyen metinler kaleme almaktadır. Yazılarında yalnızca güncel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin tarihsel ve kuramsal arka planını da analiz eder. Devlet, yurttaşlık ve adalet kavramlarını ele alırken; baskı rejimlerinin ideolojik işleyişini ve insan haklarının nasıl ihlal edildiğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunar. Medya Günlüğü’ndeki yazılarında, okuyucuyu gündemin ötesine taşıyan bir düşünsel derinlik ve tutarlı bir perspektif hedeflenmektedir.
Önceki Makale “O işler öyle olmuyor”
Sonraki Makale Mason Greenwood’un portresi

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Şiddet soruyu yasaklar

Erdal Çolak
25 Ağustos 2026
EditörKöşe Yazıları

“Devrimci” bir futbolcu

İlhan İlmenöz
24 Ağustos 2026
EditörKöşe Yazıları

İsrail Türkiye’yi neden Suriye’de istemiyor?

Metin Duyar
24 Ağustos 2026
Köşe Yazıları

İsrail uçakları Suriye’yi neden “Azerbaycan üzerinden” vurdu?

Aydın Sezer
24 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?