Ermenistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından bu yana yapılacak belki de en önemli seçim ülkenin bundan sonra izleyeceği yolu belirleyecek.
Pazar günkü parlamento seçimlerinde 17 parti ve iki ittifak yarışacak. Başbakan Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi bütün anketlerde önde görünmekle birlikte hükümeti kurabilecek çoğunluğu elde edip edemeyeceği bilinmiyor. Paşinyan’ı ABD, Avrupa Birliği ve Türkiye destekliyor. Resmen bir açıklama yapmasa da, Azerbaycan’ın da barış sürecinin sekteye uğramaması için Paşinyan’ın kazanmasını istediği düşünülüyor.

Nikol Paşinyan
Parçalı muhalefetin öne çıkan ismi ise, Paşinyan’ın en büyük rakiplerinden Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan. Şu anda ev hapsinde tutulan Karapetyan’a vergi kaçırma, para aklama ve hükümeti devirme girişiminde bulunma gibi suçlamalar yöneltiliyor. “Güçlü Ermenistan” İttifakı’nın liderliğini yapan Karapetyan, suçlamaların siyasi amaçlı olduğunu savunuyor. Moskova tarafından da desteklenen Karapetyan’ın önündeki asıl engel Rusya ve Güney Kıbrıs vatandaşlıklarına sahip olması. Çünkü Ermenistan Anayasası, başka ülkelerin vatandaşlığını taşıyan kişilerin başbakan olmasını yasaklıyor.
Muhalefetin bir diğer temsilcisi, geçmişte devlet başkanlığı koltuğunda oturmuş Robert Kaçaryan. Aşırı milliyetçiler tarafından desteklenen Koçaryan’ın seçim sloganı olarak “Birlikte Başarabiliriz”i kullanıyor.
Muhalefet partileri, Karabağ’ın kaybedilmesinden Paşinyan’ı sorumlu tutuyor.

Samvel Karapetyan
Neden önemli?
Pazar günü yapılacak seçim, Güney Kafkasya’nın üç milyon nüfuslu küçük ama önemli ülkesi Ermenistan’ın yörüngesinin belirlenmesi açısından önem taşıyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ermenistan, Azerbaycan’a karşı Rusya’nın himayesine sığındı ve ekonomisinden sınırlarının güvenliğine kadar bütün önemli konuları Moskova’nın sorumluluğuna bıraktı.
Rusya-Ermenistan stratejik ittifakının sarsılmaz olduğu düşünülüyordu ancak 2018 yılında Erivan’da Paşinyan’ın iktidara gelmesi dengeyi bir anda sarstı. Aslında, 2020 yılındaki Karabağ Savaşı olmasaydı iki ülke arasında günümüzde kopmaya giden ayrışma belki o kadar derin yaşanmayabilirdi.
Azerbaycan’ın yıllardır Ermenilerin işgali altında bulunan Karabağ’ı yeniden ele geçirmek için operasyon başlatması üzerine Erivan stratejik ortağı Rusya ve onun önderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nde (KGAÖ) yardım bekledi. Ancak Sovyetlerin dağılmasının ardından bölgede statükonun bozulmasına izin vermeyen Rusya, 180 derecelik bir dönüş yaparak Bakü’ye Karabağ’ı ele geçirmesi için “yeşil ışık” yaktı.
Böylece Ermenistan, yıllardır bu operasyona hazırlanan güçlü Azerbaycan Ordusu karşısında yenilgiye uğramakla kalmadı, Moskova tarafından terk edilmenin ağır travmasını yaşadı.
Bu olay bir yandan Erivan’ın Rusya’dan kopuşunu hızlandırdı ama diğer yandan da Paşinyan’a kafasındaki planı uygulama şansı verdi. Henüz son nokta konulmasa da, yakın geçmişe kadar “düşman” olan Ermenistan’la Azerbaycan arasında, bir zamanlar hayal bile edilemeyecek bir yakınlaşma süreci başladı. Yeni dönemde Paşinyan, Türkiye ile de ilişkilerin normalleşmesi amacıyla dışarıdan bakıldığında belki sembolik, ancak Ermenistan siyaseti açısından devasa sayılabilecek adımlar attı.

Erivan’da muhalefet gösterisi
“Gerçek Ermenistan” adını verdiği doktrinle Paşinyan Ermeni kimliğini yeniden tanımlamaya çalışıyor. Doktrinin özü, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan dahil bütün komşularıyla dostluk içinde yaşamasını ve toprak iddialarının artık geçmişte bırakılmasına dayanıyor.
Bu politikasıyla Ermenistan hem ABD hem AB hem de Türkiye tarafından destekleniyor. Rusya ise, Erivan’ın nihai kopuşunu engellemek amacıyla muhalefetin kazanmasını sağlamaya çalışıyor. Yani küçük Ermenistan şu anda büyük güçlerin çekişme alanına dönmüş durumda.
Farklı senaryolar
Seçimi Paşinyan’ın kazanması, Ermeni halkının iktidarın Rusya’dan uzaklaşarak Batı’ya yönelme politikasını desteklemesi anlamına gelecek. Bu da, AB ile entegrasyon sürecinin hızlanması, ABD ile güvenlik iş birliğinin artması, Azerbaycan ile kalıcı barış anlaşmasının tamamlanması, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin ilerlemesi ve Rusya’nın Güney Kafkasya’daki etkisinin daha da azalması demek.
Seçimde Rusya yanlısı blokun kazanması ise, Moskova ile ilişkilerin yeniden onarılması, AB üyelik sürecinin yavaşlaması, Azerbaycan’la yürütülen barış sürecinin zorlaşması ve Türkiye ile normalleşmenin gecikmesi anlamlarına gelebilir.
Bu nedenle 7 Haziran seçimleri, yalnızca bir iktidar-muhalefet yarışı değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’da Rusya’nın gerileyen nüfuzu ile Batı’nın yükselen etkisi arasındaki mücadelenin en önemli sınavlarından biri olarak görülüyor.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
