Bugün CHP içinde yaşanan yapısal krizler, hizipleşmeler ve içe kapanma hali aslında anlık ya da yeni bir durum değildir.
Siyasi geçmişi ve partinin reflekslerini incelediğimizde bu tablonun çok önceden okunduğunu görmek mümkün. Nitekim 2017 ve 2018 yıllarındaki sosyal medya paylaşımlarımda altını çizdiğim bir gerçeği, bugün herkes tecrübe ederek öğreniyor: AKP ile mücadelenin önündeki en büyük engel, rengi ve siyasi vizyonu belli olmayan CHP’nin ta kendisidir. Hatta 2015 yılında katıldığım bir toplantıda da ifade ettiğim üzere; CHP, iktidar alternatifi bir siyasi yapı olmaktan ziyade, Türkiye’nin en eğitimli, laik ve biraz sola yatkın yüzde 25’lik kesimini siyaset dışında, bir nevi “oyalama” pozisyonunda tutmakla görevli bir dernek profili çizmektedir. Bugün medyada CHP konusunda “aydınlanma” yaşayanları ve partiye yönelik sert eleştiriler getirenleri gördükçe, ne yazık ki, öngörülerim CHP’nin mevcut yönetimsel anlayışıyla doğrulanmaya devam ediyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, “Altılı Masa” formülüyle siyasi bir sinerji yaratıp Erdoğan iktidarını sonlandırabileceği yönünde dramatik bir stratejik yanılgıya düştü. İşin siyaset sosyolojisi açısından trajikomik yanı ise, o dönemde kendisini en çok teşvik eden, bu hayalperest stratejinin mimarlığına soyunan kadrolar, başta Özgür Özel olmak üzere, bugün onunla hareket edenlerdir. Montaj kaset tartışmalarının gölgesinde yürütülen kampanya, Meral Akşener’in siyasi rasyonaliteden uzak, kriz yaratan gelgitleri, Sinan Oğan’ın sahaya sürülmesi ve ardı arkası kesilmeyen iletişim hataları derken, Kılıçdaroğlu kaçınılmaz bir yenilgiye sürüklendi.
Koltuğu devralan Özgür Özel yönetimi ise, yerel seçimlerde elde edilen başarıyı bir konjonktür ve tepki oyu olmaktan ziyade, tamamen kendi siyasi dehasına atfetme öz güveniyle hareket etti. Ardından iktidarla “normalleşme” adı altında başlatılan süreç, reel politikadan uzak bir okumayla, tabandaki muhalif enerjiyi ve toplumsal tepkiyi sönümlendirmekten öteye gidemedi.
Bu süreçte yaşanan belediye davaları, parti içindeki yorgunluk, kırgınlık ve bir türlü bitmek bilmeyen iç çekişmeler tabanı derin bir demoralizasyona sürükledi. Bugün taban, meselenin hukuki tartışmalarını veya boyutlarını değil, sadece “yine kendi içlerinde kavga ediyorlar” hissini okuyor. Bir yanda medyada kopan büyük bir fırtına var ancak bu fırtına ne yazık ki yorgun, kırgın ve temkinli CHP tabanının o derin sessizliğinde yankı bulamadan kaybolup gidiyor.
CHP, iktidar alternatifi bir vizyon üretmekten ziyade, bizzat kendi iç dinamikleriyle tartışılan ve sürekli kriz üreten bir yapıya dönüşmüş durumda. Nihayetinde “mutlak buhran” olarak adlandırılan son karar, bu kurumsal çözülmenin tuzu biberi oldu. Gerçekten de Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi uygulanmadığı bir ülkede, aradan günler geçmesine rağmen “mutlak butlan” kararının hukuka aykırı olduğunu savunan, bunun üzerinden siyaset devşirmeye çalışan hukukçular var. Bütün bu anlamsız hukuki ve siyasi debelenmelere dışarıdan bakınca insanın aklına ister istemez tek bir ihtimal geliyor: Sanırım içeriden birileri de, CHP’nin iktidar olma riskini bertaraf etmek istiyor!
Açıkça altını çizmek gerekir ki; bugün gelinen noktada partideki bu derin bölünmüşlük rasyonel bir rekabete ve sinerjiye dönüştürülemezse, AKP’nin yıllardır işlediği “bunlar kendi partilerini bile yönetemez” söylemi kalıcı bir sosyolojik gerçekliğe dönüşecektir. Üstelik belki de sonsuza kadar. Bu giderek derinleşen kopuşu engellemek adına, bugün Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’in yerinde olsam, parti içi hesaplaşmaları bir kenara bırakıp CHP’lilere acilen “Karşı mahallenin trollerinin gazına gelmeyin” çağrısı yapardım.
Özetle, yaşanan bu çok yönlü kriz hali, muhalefet cephesi açısından hayati bir kırılma noktası oluşturuyor. Bu tıkanıklığın, özellikle de “mutlak butlan” kararının CHP dışındaki muhalif seçmende ve kararsız kitlelerde yarattığı vicdani muhasebenin bir kez daha siyasete kurban edilip heba edilmemesi elzemdir.
Sonuç itibarıyla, CHP içerisindeki bu iki kanadın parti içi iktidar uğruna birbirine ateş etmeyi derhal bırakması, enerjilerini bitmez tükenmez salon siyasetinden ve anlamsız hukuki münakaşalardan çıkarıp, inandıkları doğru strateji her ne ise onunla acilen sahaya, yani sokağa ve seçmene, dönmesi gerekiyor.
Zira siyasi tarihimizin yazacağı bu dönemin faturasında, mevcut yıkımda rol alan hiç kimse masum değil…
Orijinal fotoğraf: Evrensel
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
