Washington ile Tahran arasında son 24 saatte öyle bir diplomasi trafiği yaşandı ki, dışarıdan bakan biri “herhalde Orta Doğu’da bahar geldi” diye düşünebilir.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun iyimser açıklamaları, Trump’ın kendine özgü “ya harika bir anlaşma olur ya da daha sert döneriz” çıkışı… Hepsi bir araya gelince, sanki bölgede güvercinler uçuşmaya başladı izlenimi ediniliyor. Ne yazık ki, bu coğrafyada güvercinler uzun yaşamaz; bunu herkes bilir.
Pakistan’ın arabuluculuğunda yürüyen süreç aslında çok basit bir formüle dayanıyor: 60 günlük ateşkes, İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının çözülmesi ve Hürmüz Boğazı’nın açılması. Yani kimsenin dillendirmediği gerçek şu: Bu bir barış değil, sadece nefes molası.
Diplomasi masada füzeler sahada
Tam ateşkes konuşulurken ABD’nin İran’ın güneyindeki füze bataryalarını ve mayın döşeyen gemileri vurması, ilk bakışta “her şey çöktü” dedirtebilir. Hayır, çökmedi. Bu, Washington’ın eski bir alışkanlığı: Gerilimi düşürmek için önce tırmandırmak. Bilindiği gibi bu kavram, 1960’larda “Soğuk Savaş” dönemindeki nükleer gerilimi kontrol amaçlı askeri teorilerde; günümüzde ise tıp ve psikiyatri alanlarında yaygın şekilde kullanılıyor.
ABD bu saldırıyla üç mesaj verdi:
İran’a: “Müzakereler devam ederken, sahada mayın döşemeye kalkma. Hürmüz’ü açacak güç hâlâ bende.”
Körfez’e: “İran’la anlaşma yapmak, sizi gözden çıkarmak anlamına gelmez.”
İsrail ve iç kamuoyuna: “Kararlı bir şekilde devam ediyoruz, anlaşmayı sahada baskı kurarak şekillendiriyoruz.”
Yani atılan füzeler barışı sabote etmek için değil; Tahran’a anlaşmayı en pahalı şekilde imzalatmak için.
Masanın üstü başka altı başka
Konuşulan çerçeve anlaşması aslında bir “yangın söndürme” operasyonu. ABD’nin derdi belli: Petrol akacak, Boğaz açık kalacak ve nükleer program sona erdirilecek. İran ise Pezeşkiyan’ın “nükleer silah peşinde değiliz” çıkışını diplomatik zemine taşıyıp, en azından bazı yaptırımların askıya alınmasını istiyor. İran içindeki sertlik yanlılarının “Hürmüz bizim yönetimimizde kalacak” retoriği, içeride tabanı konsolide etme gayretinden ibaret. Vekil güçler ve balistik füze dosyası ise şu an için tamamen ertelenmiş durumda.
Ancak masada iki büyük mayın var:
İsrail faktörü: İran’ın düşürdüğü iddia edilen İsrail casus İHA’sı ve Netanyahu’nun Lübnan’ı vurmaya devam etmesi… Bunlar sürecin üzerinde sallanan birer kılıç. İsrail, ABD-İran anlaşsa bile kendi rotasını değiştirmeye niyetli değil. Netanyahu bu, ne yapacağı belli olmaz.
Trump’ın İbrahim Anlaşmaları ısrarı: Trump, İran dosyasına İsrail’le normalleşme sürecini eklemeye çalışıyor. Bu, bölgenin mevcut gerçekliğiyle uyumsuz; en azından görünür gelecekte karşılığı olmayan bir talep.
Türkiye için kısa vadede rahatlama uzun vadede sıkışma
Ateşkes hayata geçerse Türkiye kısa vadede nefes alır. Petrol fiyatlarındaki düşüş bile cari açık ve enflasyon üzerinde ciddi bir rahatlama yaratır; ama Ankara’nın sadece buna bakması büyük hata olur.
Trump’ın İran paketine İbrahim Anlaşmaları’nı iliştirme hevesi, Ankara’yı Tel Aviv’le diplomatik olarak hizalanmak zorunda bırakabilir. Mevcut siyasi atmosferde bunun mümkün olmadığı ortada. Yani kısa vadeli ekonomik rahatlama, uzun vadeli diplomatik sıkışmayı gizleme potansiyeli taşıyor.
Barış değil sadece zaman kazanma
Önümüzdeki 48 saat içinde bir “çerçeve anlaşması” çıkabilir mi? Bu olasılık da var. İhtimal yüzde 50-50 denilebilir. ABD yoruldu, İran ise abluka altında. Ancak Trump’ın “anlaşma imzalanana kadar abluka tam gaz sürecek” resti, bu sürecin gerçek amacını ele veriyor: Ateşi düşürmek istiyor, savaşı değil. İmzaya yakın olunduğu söylenen mutabakat, daha önce de ifade edildiği üzere, aslında kapsamlı bir barış anlaşmasından ziyade, savaşın geçici olarak ertelenmiş bir versiyonu.
En muhtemel tablo şu: Ateşkes ilan edilir, nükleer dosya dondurulur, Boğaz açılır… Ama bölgedeki güç mücadelesi sadece beklemeye alınır. Barış ufukta değil; taraflar sadece daha büyük bir raunt için güç topluyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
