Biz, insan türü, bilimsel olarak insanın canlılık için, hayat için, yaşam için eşref-i mahlukat olmadığını ispatladık.
Dünyaca ünlü Prof. Dr. Türker Kılıç her konuşmasında bunu haykırıyor. Canlılık için önemli olan hayatın sürmesi için, çeşitlenmesi için yaptığın katkı. Bunun adına da yaratıcılık deniyor. Ve Profesör ekliyor; bir kez bir şey yarattın mı, ortaya bir fark koydun mu bu fikir artık senin olmaktan çıkıyor, evrene ait oluyor diyor.
Kozmosu bir zihin gibi düşünebiliriz. Sürekli fikirler üretiyor. Burada iyi ya da kötü diye bir şey yok. Bu devasa, külli akıl hiç durmadan çalışıyor. Aynı sizin zihniniz gibi. Gözlerinizi kapatıp 30 saniyeliğine zihninize odaklanın. Bırakın düşünceler akıp geçsin. Sadece gözlemleyin. Adaletle, vicdanla ölçünce yenir yutulur şeyler olmayan düşüncelerin yanında ulvi diyebileceğimiz, şefkat ve merhamet dolu, insanlığa hizmeti amaçlayan fikirlerin, düşüncelerin de geçtiğini göreceksiniz. İşte mikro dünya sizin zihniniz, makro dünya ise bütün mikroların ürettiğinin aktığı o koca kazan.
Yukarıda ne varsa aşağıda o var ya da aşağıda nasılsa yukarısı da öyledir demek bu.
Ancak burada insanın öğrenmesi, hazmetmesi ve barışması gereken bir hakikat var. ‘’Enformasyon işleyen her şey önünde sonunda zekâ üretir’’ diyor Profesör Kılıç. Bu ise bütün canlılık demek. Fotosentez üreten bitki de enformasyon işlemektedir, toprağa ekilen tohumun çimlenmesi de enformasyon işlemektir, havada uçan kuşun bir kamyondan saçılan buğday tanelerini görüp asfalta yönelmesi de aynı şeydir. İnsanınki bunların hiçbirinden daha değerli değildir zira yaşam için hepsi çok önemlidir ve değerlidir. Yaşam her olasılığının vücuda/varlığa gelmesinden yanadır ve varlığa gelenin de canlılığa katkı koymasından, onu çeşitlendirmesi ve değerini artırmasından yanadır. Bu durumda insan canlılığın düşmanı gibi davranmıyor mu? İnsan sadece kendi türünü önemseyip diğer türleri katletme, yok etme hakkını kendinde görmüyor mu? Hem de nasıl görüyor. Peki canlılık ya da külli akıl buna nasıl bir karşılık veriyor ya da veriyor mu? E gözü olan görür, aklı olan anlar. Bilge olan da bize anlatır.
Profesör şu örneği veriyor: Bir karınca kolonisine baktığınızda bütün karıncaların belli bir çizgide yuvaya bir şeyler taşıdıkları ve her birinin ne yaptığını çok iyi bildiğini görürsünüz. Ama arada birkaç tane vardır ki sırayı izlemezler ve biraz şaşkınca oralarda dolanıp dururlar. İşte fark bu şaşkın, acaba başka ne var diye bakınanlar tarafından yaratılır diyor. Canlılık için de önemli olan budur.
Yani sıradan karıncaların önemsizliği ile aynıdır sıradan insanların önemsizliği. Sıradanlık kötü mü? Hayır! İyi mi? Hayır. İşte bir de bunu alışmamız gerekiyor. Sıra dışı olanın ortaya çıkması için ‘’sıra’’nın ve sıradanın olması gerekiyor.
Ancak sıradan ayrılıp fark yaratan… yaratıyor işte. Mesele de bu.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
