Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında, 2022 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un stratejik kaygılarının bir ürünü olarak kurulan Avrupa Siyasi Topluluğu (AST), sekizinci zirvesini Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenledi.
İşin aslına bakarsanız, diplomatik kulislerde uzun süredir AST’nin işlevselliği, geleceği ve vizyonu tartışılıyor. Erivan’daki bu zirve, platformun gerçekte ne işe yaradığı sorusunu her zamankinden daha yüksek sesle sormamıza vesile oldu.
Platform mu siyasi aksesuar mı?
AST’ye teknik açıdan bakıldığında, ne Avrupa Birliği’nin bir alternatifi ne de genişletilmiş bir halidir. Ortada bağlayıcı kararlar alabilen bir örgüt, bir bütçe, bir anlaşma veya askeri bir yapı yok. Temelde, esnek, resmi olmayan bir “Avrupa Liderler Kulübü”nden bahsediyoruz. Peki, neden ilk 7 zirve sıradan aile fotoğraflarıyla geçip gitti de, Erivan’daki bu 8. zirve bir anda küresel siyasetin odak noktası haline geldi?
Cevap basit: Mekânın jeopolitik ağırlığı. Önceki zirveler (Prag, Kişinev, Granada vb.) Avrupa’nın ya kendi iç meselelerini ya da çeperini ilgilendiriyordu. Erivan ise uzun yıllar boyunca doğrudan Rusya’nın “arka bahçesi” olarak kodlanmış, güvenlik ve savunma açısından Moskova’ya göbekten bağlı bir coğrafya. AST, aslında gerçek ve fonksiyonel bir kurum olmaktan ziyade, tam da böyle anlarda kullanılan şık bir “siyasi aksesuar” ve mesaj panosudur. Erivan’da Avrupa Komisyonu’nun, Macron’un ve üstelik Rusya’nın sahadaki en büyük rakibi Volodimir Zelenski’nin boy göstermesi, somut bir anlaşmadan ziyade Moskova’ya verilen doğrudan bir sinyaldi: “Bu bölge artık sadece senin nüfuz alanın değil.” Yani AST, işleyen bir dişliden ziyade, Avrupa’nın boşluk bırakmama veya jeopolitik boşlukları rakiplerine kaptırmama refleksinin vitrinidir.
Ermenistan ve Paşinyan için hayat öpücüğü
Bu zirvenin Ermenistan açısından taşıdığı anlam, sadece dış politika bağlamında değil, iç politika ekseninde de hayati bir önem taşıyor. Eski Sovyet cumhuriyeti olan Ermenistan, İkinci Karabağ Savaşı’ndan bu yana ciddi bir travma yaşıyor. Toplumda “Rus askerleri bizi Azerbaycan’a karşı korumadı” inancının kök salması, Başbakan Nikol Paşinyan’ın direksiyonu kademeli olarak Batı’ya kırmasını meşrulaştırdı. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyeliğini askıya almak ve AB’ye katılımı resmi devlet politikası haline getirmek, bu kopuşun en net adımlarıydı.
Ancak Paşinyan’ın işi hiç kolay değil. Ülke halen Avrasya Ekonomik Birliği’nin bir parçası ve Rus etkisi altında. Milyarder oligarklar ve özellikle Karabağ kökenli muhalefet liderleri pusuya yatmış durumda. İşte tam bu noktada, yaklaşan Ermenistan seçimleri öncesinde Avrupa liderlerinin Erivan sokaklarında Paşinyan ile verdikleri samimi fotoğraflar, açık bir siyasi müdahale ve ona destek mesajıdır.
Dikkat ederseniz ABD bu vitrinde siyasi olarak yok. Washington, ekonomik yatırımlar ve projelerle arka planda çalışırken; Avrupa, açamadığı ekonomik muslukların (çünkü Azerbaycan gazına muhtaçlar) yerini siyasi görünürlükle, yani AST zirvesiyle dolduruyor. Paşinyan için bu zirve, kendi halkına “Bakın, yalnız değiliz, Batı yanımızda” diyebilmesinin en görkemli sahnesi oldu. Rusya ise bu gösteriyi, arka bahçesine yapılmış küstahça bir çıkarma ve “sırtından bıçaklanma” olarak kayıtlara geçirdi bile.
Erdoğan’ın yokluğu ve ipotekli diplomasi
Ancak bu zirvenin bizim açımızdan en çarpıcı, en eleştirilmesi gereken tarafı, kuşkusuz Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Erivan’da olmayışıdır.
Normal şartlarda, dış gezilere uçaklar dolusu danışman ordularıyla, bakanlık yetkilileriyle ve yandaş medya mensuplarıyla giden; uluslararası platformlarda bulunmayı bir iç politika ve “liderlik” gösterisine dönüştürmekten keyif alan Erdoğan’ın, hemen sınırımızın dibindeki bu zirveyi es geçmesi stratejik bir fiyaskodur. Türkiye’nin, Kafkaslar’daki dengelerin yeniden harmanlandığı, Rusya’nın geriletilip Batı’nın sahaya indiği Erivan’daki bu sahnede meydanı tamamen Macron’a bırakması akıl alır gibi değil. Tam da “bölgesel güç” ve “denge unsuru” kimliğiyle ve kelimenin tam anlamıyla “şov” yapılması gereken, liderlik sergilenmesi gereken yer burasıyken, Ankara neden ortalıkta yoktu?
Cevap, Türkiye’nin inisiyatifi başkasına vermiş olmasında yatıyor. Ankara’nın bağımsız bir Ermenistan politikası kalmamıştır, zaten yoktu. Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki normalleşme süreci, tamamen Bakü’nün ve İlham Aliyev’in iki dudağı arasına, onların oluruna ve keyfine terkedilmiş durumdadır. Erivan ile özel temsilciler üzerinden yürütülen o “zikzak diplomasisi”, gerçek bir devlet aklından ziyade, Azerbaycan’ın çıkarlarını gözetmek adına sürekli patinaj yapan bir belirsizlikler silsilesine dönüşmüştür.
Aliyev, Avrupa’nın kendisine olan gaz ihtiyacını pragmatik bir şekilde kullanıp hem masada oturuyor hem de yeri geldiğinde Avrupa Parlamentosu’na kafa tutabiliyor. Biz ise, “Azerbaycan ile Ermenistan arasında paraflanmış barış antlaşmasının üzerindeki ıslak imzayı görmeden adım atmayız” diyerek inisiyatifi kaybediyoruz. Eğer Ankara, dış politikasında hamasi söylemleri bir kenara bırakıp gerçekçi bir vizyon ortaya koyabilseydi, Erdoğan o zirvede yer alır, AB liderlerinin hemen yanı başında Kafkaslar’ın en önemli aktörü olduğunu tüm dünyaya gösterirdi. Ermenistan’ın Batı ile Rusya arasındaki bu tehlikeli dansında, Türkiye en makul köprü olabilecekken, biz kendi arka bahçemizdeki masadan kendi isteğimizle kalktık ve Macron’un zafer gülümsemesini uzaktan izlemekle yetindik.
Sonuç itibarıyla Erivan zirvesi; AST’nin Fransa elinde ne kadar maharetli bir gözdağı aracına dönüştüğünün, Paşinyan’ın Batı’dan aldığı vizeli can simidinin ve maalesef Türkiye’nin bölgedeki gelişmeleri sadece tribünden –üstelik Bakü’nün izin verdiği ölçüde– izlediğinin tarihi bir tescilidir.
Fotoğraf: primeminister.am
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
