Pazar, 26 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Köşe Yazıları

Merkez sağın Sovyet-Rusya aşkı

Aydın Sezer
Son güncelleme: 26 Nisan 2026 00:02
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

Türk siyaset tarihinin katmanlarını araladığımızda karşımıza çıkan en büyük ve en sarsıcı paradokslardan biri, hiç kuşkusuz merkez sağ iktidarların meydanları inleten antikomünist söylemleriyle, kapalı kapılar ardında Moskova’yla kurdukları derin ekonomik flört arasındaki o devasa uçurumdur.

“Mavi Düş” adlı kitapta bunu incelikle işlemeye çalıştım. Resmi söylem on yıllar boyunca “kızıl tehlike” üzerinden yükselmiş, kitleler bu korkuyla konsolide edilmiştir. Ancak madalyonun diğer yüzüne, yani devletin mutfağına baktığımızda bambaşka bir manzara görürüz: Türkiye’nin en kritik fabrikalarının temeli Sovyet harcıyla atılmış, enerji damarları olan boru hatları Rus gazıyla dolmuş, ülkenin en büyük kalkınma hamleleri Moskova’nın gölgesinde şekillenmiştir. Bu durum, basit bir siyasi ikiyüzlülük veya çelişki değil; bizatihi Türk devlet geleneğinin ve merkez sağın gizli pragmatik aklıdır.

Hikâyenin en başına, henüz Cumhuriyet’in bile ilan edilmediği o zorlu yıllara dönelim…

Milli Mücadele döneminde Lenin Türkiyesi’ne uzatılan askeri ve mali yardım eli bir yana, ekonomik inşa süreci de Sovyetlerle başlamıştı. Sovyet ziraat mühendisleri ve tarım uzmanları Çukurova’da pamuk ekim alanlarının modernizasyonu ve düzenlenmesi için çoktan sahaya inmişti. O yıllarda kefen bezini bile Hindistan’dan ithal etmek zorunda kalan yoksul bir ülkeydik. Eğer Türkiye bugün dünyanın sayılı tekstil ve hazır giyim ihracatçılarından biriyse, bu büyük hikâyenin perde arkasında o gün Çukurova sıcağında ter döken Sovyet uzmanların alın teri vardır. 1930’lu yıllara gelindiğinde Nazilli ve Kayseri Sümerbank tekstil fabrikaları, Atatürk’ün İktisat Vekili Celal Bayar’ın imzasıyla ve Sovyet Turkstroy firmasının inşaatçılığıyla yükselmiştir. Celal Bayar, ilerleyen yıllarda “komünizm düşmanı” merkez sağın ilk büyük ve sembol ismi olacaktır; ama Türkiye’de modern sanayinin bel kemiğini kuran ellere baktığımızda, hep o aynı kuzey rüzgârını görürüz.

Bu ilişki hiçbir zaman ideolojik bir teslimiyet olmamıştır. Nitekim 1922 yılında Rusya’dan petrol ithalatını yasaklayan kişi de İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Orbay’dır. Bu karar ABD firması Standart Oil lehine alınmıştır. İlginçtir; Ankara bir yandan Sovyet sermayesi, kredisi ve teknolojisiyle dev fabrikalar kurarken, öte yandan stratejik ürünlerde veya politik dayatmalarda kapıyı anında kapatabilen müthiş bir pragmatizm sergiliyordu.

Demokrat Parti dönemi ve Adnan Menderes’in 1957 hamlesi, bu çıkarcılığın ve reel politiğin zirve noktalarından biridir. “Soğuk Savaş”ın en keskin yıllarında, Sovyet Büyükelçisi eski Turkstroy’un Genel Müdürü Nikita S. Rijov’un Ankara’da gördüğü iltifatlı muamele, dönemin ABD sefirini geceler boyu uykusuz bırakmıştı. Türkiye’nin ilk modern cam tesislerinden biri olan Çayırova Cam Fabrikası, “efsanenin dönüşü” diyebileceğimiz bu hamlenin en somut nişanesidir; üstelik tamamen Sovyet teknolojisi ve Sovyet kredisiyle hayata geçirilmiştir. Menderes, ekonomik darboğazı aşmak için 1960 yazında Moskova’ya gitmeyi planlıyordu ancak 27 Mayıs darbesi buna izin vermedi. Yıllar sonra Süleyman Demirel’in de dile getireceği gibi: “Amerika, Menderes’in Moskova’yı ziyareti düşünmesinden bile rahatsız olmuştur.”

Peki, merkez sağ bu adımları atarken, masada sol blok nerede duruyordu? Burada Türk siyasi tarihinin en büyük ironilerinden biriyle karşılaşırız. “Ortanın solu” bayrağıyla yola çıkan ve kitleleri bu vizyonla peşinden sürükleyen Bülent Ecevit, 1958 yılında Meclist’e tam beş ayrı soru önergesi vererek Sovyet yardımlarına itiraz eden isimdir. Sovyetlerle ekonomik iş birliğini merkez sağ kurar ve kökleştirir, sol ise bunu Meclis kürsülerinden sorgular. Çünkü merkez sağ, devletin maddi gerçeklerini yönetir ve kalkınmanın finansmanını nerede bulursa oradan alır; sol ise muhalefetin ideolojik estetiğini temsil eder.

1960’lar ve 70’ler boyunca Süleyman Demirel, “Komünizmle mücadele” derneklerinin altın çağını yaşadığı bir evrede Sovyet kalkınma modelini açıça övmüş, gazetelerin manşetine çıkmıştır. İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Tesisleri gibi Cumhuriyet tarihinin en devasa ve stratejik ağır sanayi hamleleri onun döneminde, doğrudan Sovyet kredileri ve uzman mühendisleriyle hayata geçirilmiştir. Sokaklarda sağ-sol çatışması yaşanırken, sanayinin omurgası kelimenin tam anlamıyla kızıl harçla örülüyordu. Necmettin Erbakan ve Milliyetçi Cephe hükümetleri içindeki “Sovyet nükleer enerjisi” aşkı da bu tarihsel çizginin doğal bir uzantısıdır. Enerjide Sovyet teklifleri o yıllarda ciddi ciddi masaya gelmiş; ancak Atlantik’in öbür yakasından kopan fırtınalar ve ambargo tehditleriyle bu aşk yarıda kalmıştır. Deniz Baykal’ın enerji bakanlığı döneminde imzalanan o meşhur Diyarbakır Protokolü ne yazık ki gerçekleşemeden devletin arşivinde, tozlu raflardaki, yerini almıştır. Erbakan’ın meşhur “Ağır Sanayi Hamlesi” söyleminin pek çok teknik referansı, aslında geçmişte Moskova’nın Türkiye’ye açtığı yoldan ilerliyordu. Yıllar sonra, Erbakan ve ekibi Mavi Akım’ın inşası için resmi adımlarını atacaktı. 

Sıra Turgut Özal’a geldiğinde ise sahne çok daha sembolik ve cesurdu. Yıl 1984… Ekrem Pakdemirli, Ruslara doğal gaz alım talebini ileten kişi olarak elinde çantasıyla Moskova’ya uçarken, Özal’ın Ankara’daki Başbakanlık odasında Amerikalı yetkililer gergin bir şekilde beklemekteydi. Anlatılan şudur: ABD’li diplomatlar Özal’a açıkça “Bunu yapmayın, pişman olursunuz” der. Özal’ın o meşhur tebessümü ve “Biz işimize bakalım” tavrı tam da bu odada, o tehditkâr atmosferin içinde şekillenmiştir. Türkiye’nin enerji kaderi, Amerikalıların burnunun dibinde Sovyetlerle imzalanan anlaşmalarla çizildi.

Ardından Mesut Yılmaz dönemi ve onun tarihe geçen o ünlü itirafı gelir: “Mavi Akım’la gönül bağım var.” Bu sıradan bir siyasi cümle değildi. 1997’de Mavi Akım anlaşması imzalandığında ABD Büyükelçisi onu kürsüde açıkça hedef almış, kapalı kapılar ardında bizzat tehdit ederek, “Bunu iptal edin, etmezseniz şahsen sizin için kötü sonuç doğurur” demişti. Aynı Büyükelçi, dönemin Devlet Bakanı Ahat Andican’a “Atlantik’in diğer yakasında bu projeye sıcak bakmıyoruz, bunun şüphesiz bir bedeli olur” diye konuşmuştu. Cavit Kavak’a edilen tehdit ise çok daha doğrudan ve diplomatik teamülleri aşıyordu: “Eğer bu tasarıyı onaylarsanız, Başbakan Yılmaz’ın 1998 ABD ziyareti gerçekleşmeyebilir.” Nitekim yıllar sonra Mavi Akım, dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer Yüce Divan’da yargılanmasına gerekçe yapıldı, bu onun için tam bir “kariyer cinayeti” oldu ancak Ersümer beraat etti. Ancak bugün baktığımızda, Türkiye’yi 2000’li yılların devasa enerji krizlerinden ve karanlık kışlardan kurtaran proje Mavi Akım’ın ta kendisiydi. Tarih, küfredeni de bedel ödeyeni de eninde sonunda hakkını vererek yazıyor.

2000’li yılların başlarında yaşanan “Erdoğan” (Ka-50-2 kod adlı) Rus-İsrail ortak yapımı çift motorlu saldırı helikopteri ihalesini masada çarpan adam ise yine ABD’nin Ankara’daki maslahatgüzarıydı; aynı bitmek bilmeyen Atlantikçi refleks. Mavi Düş’ü “Mavi Akım” yapan iradeyi durdurmak için her dönemde benzer sefirler, benzer tehditkâr cümlelerle Ankara’nın kapılarını çaldılar. Mesaj hep aynıydı: ABD maslahatgüzarı Ankara’daki Rus büyükelçiye “Peki, Mavi Akım sizin olsun ama bari helikopter projesi bizim olsun!” diyordu.

Ve bugün geldiğimiz nokta… Recep Tayyip Erdoğan’ın Soçi’de Vladimir Putin’le yatta baş başa, Rusça-İngilizce karışımı bir mahremiyetle küresel dengeleri dizayn etmesi, yeni bir icat değildir. Bu manzara, aslında 1921’de Mihail Frunze’nin TBMM kürsüsünde alkışlanmasından beri süregelen o kadim pragmatik hattın son durağıdır. Bugün Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Türk Akımı (Mavi Akım’ın varisi), S-400 hava savunma sistemleri… Bunların hepsi, bir asırdır aynı yatağında akan o coşkun nehrin bugünkü şelaleleridir.

Türk merkez sağı, “komünizmle mücadele” söylemini on yıllar boyunca iç politikanın sosuna bulayıp halkın önüne koymuş; ama devletin asıl yemeğini, sanayisini ve enerjisini mutfakta hep Moskova’yla – fakat Moskova’ya teslim olmadan- pişirmiştir. Bu, ucuz bir ikiyüzlülük değil, jeopolitik bir bekanın, devletin o soğukkanlı ve pragmatik aklıdır. Merkez sağın Moskova ile ilişkisi hiçbir zaman salt ideolojik ya da duygusal olmamış, daima Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan fırsatçı bir denge oyununa dayanmıştır. Tarih bu aklı tüm çıplaklığıyla yazmadıkça, Türkiye kendi hikâyesini ve gerçek gücünü eksik okumaya devam edecektir. “Mavi Düş”ün gerçeğe dönüştüğünü görenler, devlet aklındaki bu devasa paradoksun, vatanın bekası (!) için kurgulanmış muazzam bir denge stratejisi olduğunun da bir gün tam anlamıyla anlaşılacağına inanıyor.

İlgili yazı:

Mesut Yılmaz’la ‘Mavi Akım’ üzerine

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiEnerjiJeopolitikRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor
Sonraki Makale Diploma çağı bitiyor mu?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Gözümüzün nuru çocuklarımız

Dr. Nevin Sütlaş
26 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Geziyorum o hâlde varım

Emre Dilek
26 Nisan 2026
EditörKöşe Yazıları

Bir Çeçen efsanesi: Dudayev

Cenk Başlamış
25 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Çocuklarımıza bırakılan emanet…

İsmail Boy
23 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?