Cuma, 17 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Hayaller ve kaçınılmaz gerçekler

Aydın Sezer
Son güncelleme: 14 Nisan 2026 19:37
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

ABD ve İran müzakerelerinin Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılacağının açıklanmasının hemen ardından, diplomasi koridorlarında ihtiyatlı bir iyimserlik rüzgarı esmişti.

O günlerde, her iki başkentin de zafer ilan etmekte aceleci davrandığı bu ortamda asıl kazananın “sağduyu” olduğunu vurgulamış; Çin’in dengeleyici gücü, iknası ve Pakistan’ın arabuluculuğuyla kurulan bu masanın aslında kalıcı bir barıştan ziyade, yorgun boksörlerin mola verdiği “zorunlu bir ara” olduğunu belirtmiştim.

Beklenen oldu. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in, İslamabad dönüşü sarf ettiği “Bir anlaşmaya varamadan ABD’ye dönüyoruz” sözleri, bu konuyu yakından takip eden hiç kimse için sürpriz olmadı. Gerçek şu ki; masaya oturulurken zaten kimse büyük hayallere kapılmamıştı. Washington ve Tahran ilişkilerini “resetleyecek”, tarafları fabrika ayarlarına döndürecek sihirli bir formülün kısa vadede bulunması eşyanın tabiatına aykırıydı. Zira krizin patlak vermesine neden olan yapısal sorunların hiçbiri çözülmemiş, bilakis üzerine yeni ve çok daha karmaşık düğümler atılmıştı.

Sahada ve masada ne oldu?

İslamabad müzakereleri öncesi tablo aslında sonucun habercisiydi: Yüksek gerilim, sert söylemler, sıfır güven, sayısız ön şart ve sadece aralıklı duran minicik bir diplomasi penceresi…

Masadaki en büyük açmaz, tarafların önceliklerindeki devasa uçurumdu. ABD, savaş öncesi gündemde dahi olmayan Hürmüz Boğazı güvenliğini bir numaralı mesele haline getirirken; uluslararası müzakere sanatında ustalaşmış olan İran, İsrail’in Lübnan saldırılarını masanın tam ortasına koydu. Asıl tehlikeyi barındıran nükleer program, uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve balistik füze menzili gibi temel ve varoluşsal konular ise ikinci plana itildi. “Nükleer” kelimesini ancak J.D. Vance’in dönüş yolunda mırıldandığı açıklamalardan duyabildik.

Washington, masada İran’dan net ve bağlayıcı bir “nükleer silah geliştirmeme taahhüdü” koparmayı hedefliyordu; ancak Tahran bu başlığı müzakere etmeye dahi yanaşmadı. Nükleer meselenin İran için vazgeçilmez bir “kırmızı çizgi” olma vasfını sürdürmesi, sadece İsrail ve Netanyahu için değil, artık Körfez ülkeleri için de uykuları kaçıran varoluşsal bir tehdit olmaya devam edecek.

Yeni güç merkezi olarak Kalibaf

Müzakereler çökse de, bu sürecin İran iç siyaseti açısından son derece kritik bir çıktısı oldu. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın böylesine kritik bir dönemde görünür olması ve sahaya inerek inisiyatif alması, sıradan bir bürokratik görevlendirme değildi. Kalibaf’ın bu süreçte rüştünü ispatlaması, ileriki dönemde İran iç siyasetinde –özellikle Hamaney sonrası süreçte veya olası bir erken cumhurbaşkanlığı yarışında– karşımıza yeni ve pragmatik bir güç merkezi olarak çıkacağının en güçlü habercisidir. Tabii, bölgedeki hedefleri vurmaktan çekinmeyen muhtemel bir İsrail veya ABD saldırısında hayatını kaybetmezse…

Netanyahu’nun yüzünü güldüren iflas

Hazırladığım ilk analizde, İslamabad’da ABD ile İran arasında formüle edilecek olası bir ateşkesin, denklemdeki en büyük kaybedeni olarak İsrail’i ve Netanyahu’yu işaret etmiştim. Ancak masanın çökmesi, Netanyahu’nun en başından beri arzuladığı tabloyu geri getirdi.

Bu başarısızlıktan sonra Trump yönetiminin elindeki diğer sert opsiyonlara ağırlık vermesi, hatta İran’daki olası bir rejim değişikliğini çabuklaştıracak adımları tetiklemesi kuvvetle muhtemeldir. Trump’ın İran’a tam kapsamlı bir “deniz ablukası” uygulayacağı tehdidinde bulunması, önümüzdeki sürecin şifrelerini veriyor. İran’ın kıyıya erişimini engellemeye yönelik bir strateji, sadece ABD-İsrail blokunun saldırılarını sıklaştırmasıyla kalmayacak; aynı zamanda NATO ve Avrupa güçlerinin de Hürmüz ekseninde, enerji hatlarının güvenliği bahanesiyle bu fiili kuşatmaya dahil olmalarına zemin hazırlayacaktır.

Küresel ekonomi diken üstünde

İslamabad masası kurulduğunda brent petrol 95 dolar seviyelerine kadar gevşese de, kriz öncesi 65-70 dolar bandının hâlâ çok uzağındaydık. Müzakerelerin çökmesi ve ufukta beliren deniz ablukası senaryoları, enerji ve mali piyasalardaki belirsizliği yeniden körükleyecek. Dünyanın içinden geçtiği enflasyonist darboğazda, Hürmüz’den gelecek en ufak bir kıvılcımın küresel tedarik zincirlerinde ve ekonomide ne anlama geldiğini izah etmeye gerek bile yok.

Sonuç olarak; diplomatik tiyatroda perdeler şimdilik kapanmış gibi görünüyor. Tarafların önümüzdeki haftalarda müzakere pozisyonlarını sahada askeri hamlelerle çok daha fazla sertleştirecekleri aşikar. Yine de, uluslararası ilişkilerde kapıların hiçbir zaman tam anlamıyla kilitlenmediğini unutmamak gerek. Umalım ki bu başarısızlık, daha kanlı bir çatışmanın başlangıcı değil, tarafların güçlerini test edecekleri “zorunlu bir molanın” sancılı bir parçası olsun. Diplomasi penceresinin, o minicik aralıktan bile olsa, tamamen kapanmamasını umut etmekten başka çaremiz yok.

İlgili yazı:

Savaşa “sağduyu” molası

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale Macarlar gerçekten Türk mü?
Sonraki Makale Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Orta sınıfın sessiz çöküşü

Metin Duyar
16 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Türkiye’nin ekonomi tarihi (2)

İnan Özbek
16 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Yüzü patates kadar kızarmayan insanlar

Erdal Çolak
15 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Onca yoksulluk varken…

Metin Duyar
13 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?