Belki de hiç bulmamıştı ama bulduğunu, bulduğumuzu sanmıştık sadece.
İnanç birliği toplumların kurucu unsuru olmuştur. Onu biliyoruz. Bir inanç etrafında birleşen insanlar en büyük toplulukları oluşturmuştur. İlkel dönemlerde bir kabilenin bir diğerine saldırmamasının yolu inançdaşlıkla açılmıştır. Din demekten özellikle kaçınıyorum çünkü dinin inancın kurumsallaşmış hali, yani kitaba, peygambere kavuşmuş hali olduğunu düşünüyorum. Böyle düşünmek birçok pürüzü ortadan kaldırıyor.
Dolayısıyla Yahudiler kendi pusulalarını Tevrat ve Zebur’da, İsa’cılar Yeni Ahit’te yani İncil’de ve Müslümanlar da Kuran’da bulduklarına inandılar. Ancak din iktidara, iktidar da dine ihtiyaç duymuştur hep. İktidarsız din bir kurum olarak hiçbir şeyken, din olmadan iktidarın yolu demokrasiyle, Fransız Devrimi’yle açılmıştır. Endüstri Devrimi de siyasal devrimin ikizi olarak işlevini görmüştür. Fransızlar ve tüm insanlık en doğru pusulayı bulduğuna inandı. Bu demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, adalet ve bilim demekti. En çok da bilim, en çok da üretim, üretim, üretim demekti
Bilim pusulasına olan inanç ilk kez 1929 büyük buhranla sallandı, 1. Dünya Savaşı’yla kan kaybetti ve 2. Dünya Savaşı’yla iyice yatağa düştü. Pusula ağır yaralı ve halsiz kalmıştı. Dindarlar tekrardan işe koyuldular. Bu sefer yanlarına post modernistleri da aldılar. Her iki grup birbirinden apayrı sebepler yüzünden ama son derece güçlü bir şekilde modernizmin tüm ilkelerini kemirmeye başladılar. Eşitlik diye bir şey yoktu, olamazdı. Kardeşlik diye bir şey de yoktu. Hatta demokrasi çoğunluğun diktatörlüğünden başka bir şey değildi ve eski güzel günlere dönmek için bir araç olarak kullanılıp ilk fırsatta kurtulunacak bir lanetti.
Sanat diye bir şey yoktu ya da her şey sanattı. Dindarlarla da olurdu demokrasi, neden olmasındı? Klasikleşmiş her düşünce ve yapıt parçalandı, üzerine boyalar sürüldü, janjan eklendi ve ‘’İşte buuuu’’’ nidalarıyla piyasaya/dolaşıma sokuldu. Değerli olan hiçbir şey yoktu ve kesin olan hiçbir şey de yoktu. Herkes her şeyi yapabilir, herkes her şey olabilirdi. Estirilen bu rüzgarla dindarlar kitaplarına, demokratlar, cumhuriyetçiler de silah ve para ile kazandıkları iktidarlarına yaslanıp hep beraber çocuklara tecavüz etmeye başladılar. Kadınları aşağıladılar. Erkekleri kadınsılaştırdılar. “Metropol erkeği” diye bir kavram çıkardılar ilkin, zira köy kaka kent, şehir, metropol ciciydi artık. Burada yaşayan erkekler kaşlarını almalı, cilt bakımına gitmeli, pembeli morlu gömlekler ve taytlar giymeliydi.
Yaptılar ve giydiler. Ve özgürce cinsiyetler arasında gezindiler. Biyoloji hiçbir şeydi, arzu her şey.
Bu pusula ile varabileceğimiz yere vardık. Yeni pusula henüz bulunmadı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
