2 Mart 2026 sabahı Beyrut, sadece Akdeniz’in tuzuyla değil, on yıllardır ülkenin kaderine hükmeden “Direniş” efsanesinin çöküşünün getirdiği ağır bir siyasi toz bulutuyla uyandı.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda toplanan Bakanlar Kurulu, Lübnan siyasi tarihinin en radikal ve geri dönülemez kararını açıkladı.
Bu karar aslında bir devrin kapandığını ve Lübnan ile Hizbullah’ın yollarının resmen ayrıldığını tüm dünyaya ilan ediyordu. Bu kopuş, sadece kağıt üzerinde bir hükümet kararnamesi değil, aynı zamanda toplumun en derin damarlarından, en muhafazakar Şii mahallelerinden ve en seçkin entelektüel çevrelerinden yükselen bir isyanın sonucuydu.
Lübnan Devleti, 1982’den bu yana devam eden “devlet içinde devlet” paradoksunu tek bir celsede sona erdirdi. Başbakan Nawaf Salam’ın titreyen ama kararlı sesiyle okuduğu bildiri, “Hizbullah’ın tüm askeri ve güvenlik faaliyetlerini derhal yasaklıyor ve örgütü kanun dışı ilan ediyordu.” Ancak bu kararın arkasındaki asıl değişim, sadece hukuk metinlerinde değil, Baalbek’in yıkılmış evlerinde, Nabih Berri’nin sessizliğinde ve Samir Geagea’nın zafer dolu ama temkinli açıklamalarında gizliydi.
Hizbullah’ın, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak İsrail’in Hayfa kentine füzeler fırlatması, Lübnan hükümeti için bardağı taşıran son damla oldu. Başbakan Nawaf Salam, bu hamlenin Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla hiçbir ilgisi bulunmadığını, aksine ülkenin intiharına yol açan bir “vekalet savaşı” olduğunu vurguladı. Olağanüstü toplanan kabine, Hizbullah’ın askeri kanadını yasa dışı ilan ederek, örgütün sadece siyasi bir parti olarak varlığını sürdürebileceğine, ancak elindeki tüm silahları derhal orduya teslim etmesi gerektiğine hükmetti.
Bakanlar Kurulu’ndaki hava, katılımcıların deyimiyle fırtınalı ve öfke doluydu. Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, bir buçuk yıldır sabrettiklerini ancak ülkenin artık yabancı ülkelerin gündemi için bir platform olarak kullanılmasına tahammül kalmadığını belirtti. Hükümetin bu tarihi kararı, Lübnan’ın egemenlik haklarını mutlak bir şekilde tesis etme iradesini temsil ediyordu.
Bu süreçte hukuki dayanak olarak devlet dışı tüm silahlı oluşumların illegal ilan edilmesi esas alındı. Akabinde Ordu ile güvenlik birimlerine anında müdahale yetkisi tanındı. Silahsızlandırma planı kapsamında Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak tüm silahların teslimi istenirken, Lübnan Ordusu’na (LAF) gerekli tüm araçları kullanma emri verildi. Ayrıca Başsavcılık tarafından roket fırlatma emrini verenlerin ve uygulayanların tutuklanması için geniş çaplı bir yargısal takibat başlatıldı. Diplomatik düzeyde ise İran ile ilişkilerin gözden geçirilmesi ve müdahalelerin reddi kararlaştırıldı.
Bu kararlar, Lübnan’ın 1991’de iç savaşı bitiren Taif Anlaşması’nın eksik kalan maddesini, yani tüm milislerin silahsızlandırılması maddesini, 35 yıl sonra hayata geçirme çabasıdır. Güçlü Cumhuriyet Bloğu üyesi milletvekili Ghada Ayoub’un da vurguladığı gibi, mesele artık sadece bir sınır hattı veya Litani’nin güneyi değil, devletin tüm Lübnan topraklarında silah taşıma konusundaki münhasır hakkıdır.
Elissa ve Talal Haydar
Hizbullah’ın bu son saldırısına karşı en sert tepkilerden biri de Lübnan’ın dünyaca ünlü sesi Elissa’dan geldi. Elissa, X (eski Twitter) hesabından yaptığı paylaşımda hükümete şu tarihi çağrıda bulundu:
“Hükümetin bugünkü görevi kararlı olmaktır. Lübnanlıların hayatını, artık direniş vasfı düşmüş ve tam anlamıyla bir terör örgütüne dönüşmüş olan bir partiden koruyacak kararlar alınması gerekmektedir.”
Bu çıkış, Lübnan kamuoyundaki büyük öfkenin sanatsal bir yansımasıydı. Duygusal kopuşun bir diğer trajik simgesi ise ünlü şair Talal Haydar (aşağıdaki fotoğraf) oldu. 90 yaşındaki usta kalem, ömrünü Lübnan’ın estetik değerlerine adamış bir ulusal hazinedir. Ancak Mart 2026 saldırıları, onun Baalbek’teki evi Al-Marja’yı harabeye çevirdi. Haydar’ın enkazın başında kurduğu cümleler, Hizbullah’ın “Direniş Toplumu” kurgusunun nasıl çöktüğünün edebi kanıtıdır: Düşmanla savaşmak isteyen, masum insanların canlarıyla değil, akıl yoluyla savaşmalıdır. Haydar, Hizbullah’ın sunduğu geçici kira yardımlarının yıkılan bir medeniyeti geri getirmeyeceğini haykırıyordu. Bu ev sıradan bir yapı değil… Rahbani kardeşlerin besteler yaptığı, Fairuz’un sesinin yankılandığı bir kültür mabedi. Şairin “Bu ev şiirlerin Lübnan’ın malı olması için yapılmıştı” diyerek Eski Lübnan’a veda etmesi, şiddet sarmalına karşı toplumsal bir reddedişti.

Siyasi aktörlerin değişimi
Lübnan siyasetinin en önemli yapı taşlarından biri olan “Şii İkilisi” (Hizbullah ve Emel Hareketi) arasındaki ittifak, Mart 2026 itibarıyla resmen sona erdi. Yıllardır Hizbullah’ın hamiliğini yapan Meclis Başkanı Nabih Berri, kabinedeki Emel bakanlarına “karara itiraz etmeyin” talimatı vererek örgütü yalnız bıraktı. Eskiden stratejik müttefik olan Berri, artık Hizbullah ile tüm temaslarını kesti ve devletin safına geçti.
Siyasi sahnede pozisyonlar hızla değişti. Daha önce “bekle gör” politikası izleyen Bakan Kemal Şehade, Hizbullah’ı yıkımın ana sorumlusu ilan etti. Lübnan Güçleri (LF) milletvekili Ziad Hawat, Hizbullah’ın Şiileri kendi ülkelerinde mülteciye çevirdiğini belirterek, halkın artık sarı bayrakları değil devletin korumasını talep ettiğini vurguladı. Kataeb Partisi lideri Sami Gemayel ise Hizbullah’ın yönetim anlayışını hasta bir zihin olarak nitelendirerek İran ile ilişkilerin tamamen kesilmesini istedi.
Ordunun yeni doktrini
Dışişleri Bakanı Youssef Raji, hükümetin kararını dünyaya anlatmak için devasa bir diplomasi trafiği başlattı. Raji, Lübnan’ın artık Hizbullah’ın askeri maceralarından sorumlu tutulmaması gerektiğini uluslararası topluma iletti. En kritik nokta ise ABD’nin Lübnan’a verdiği resmi güvenceydi. Haber sunucusu Dima Sadek’in aktardığı bilgilere göre ABD, Hizbullah savaşa girmediği sürece Lübnan’ın İsrail saldırılarından muaf tutulacağını bildirmişti. Ancak Hizbullah, bu güvenceye rağmen saldırıyı başlatarak ülkeyi bile isteye ateşe atmıştır.
Bakanlar Kurulu’nun en cesur maddesi, Lübnan Ordusu’na (LAF) verilen güç kullanma yetkisidir. Başbakan Salam, iç savaş riskine rağmen orduya Hizbullah’ın askeri altyapısını tasfiye etme talimatı verdi. Artık ordunun Hizbullah militanlarını direnişçi olarak değil, devletin otoritesini sarsan yasa dışı unsurlar olarak görmesi istenmektedir. Bu, Lübnan askeri doktrininde köklü bir devrimdir. Karar sonrası harekete geçen Lübnan ordusu da 4 Mart günün yasa dışı ilan edilen bu silahlara sahip partili 26 kişiyi tutukladı.
Yenisinin doğuşu
Lübnan, 2026 Mart’ında tarihinin en karanlık ama belki de en umut dolu günlerini yaşıyor. Talal Haydar’ın hüzünlü sesi ve Elissa’nın sert çıkışı, Hizbullah’ın silaha dayalı vesayetine verilmiş en güçlü cevaplardır. Siyasi partilerin ortak bir egemenlik paydasında buluşması, Lübnan ile Hizbullah’ın yollarının bir daha kesişmemek üzere ayrıldığını tescillemektedir. Halk artık ne İran’ın hırsları için kurban olmak ne de Hizbullah’ın füzelerinin arkasına saklanmak istemektedir.
Lübnan, artık kendi kaderini kendi elleriyle çizmeye karar vermiştir.
Manşet görseli: gulfif.org
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
