Orta Doğu’nun karmaşık jeopolitik mozaiğinde İsrail’in son hamlesi, Gazze Şeridi’nde test ettiği “sarı hat” modelini Güney Lübnan’a taşıyarak yeni bir stratejik gerçeklik inşa etme çabasını gözler önüne seriyor.
Bu model, İsrail sınırından kuzeye doğru yaklaşık 10 kilometre derinliğinde, Nakura’dan Hiyam’a uzanan ve toplamda 500 kilometrekarelik bir alanı kapsayan fiili bir tampon bölgeyi ifade ediyor. Netanyahu’nun kabine sunumlarında kırmızı-sarı tonlarla işaretlenen hat, Litani Nehri’ne paralel bir güvenlik bariyeri olarak konumlandırılıyor ve 55 köy ile kasabanın sakinlerini evlerinden uzak tutarak insansızlaştırma politikasının somut bir yansıması haline geliyor.
Ateşkes anlaşmalarının gölgesinde dahi İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın “birlikler buradan ayrılmayacak” beyanı, bu hattın geçici bir taktik olmaktan öte, Hizbullah’ın tanksavar füzeleri ve sızma girişimlerine karşı kalıcı bir ileri savunma hattı olarak tasarlandığını ortaya koymakta. Zira Katz, Litani’nin güneyini militan unsurlardan diplomatik veya askeri yollarla temizlemeden rahat etmeyeceklerini vurgularken, bu durum sivillerin geri dönüşünü imkansız kılan bir yıkım dalgasını da tetikliyor.
Söz konusu bölgeye beş askeri tümen ve deniz kuvvetlerinin sahada konuşlanması, Hermon Dağı eteklerinde özel birliklerin yerleştirilmesi, Anti-Lübnan Dağları’nda güvenlik çemberi kurulması ve Lübnan’ın münhasır ekonomik bölgesine uzanan deniz tamponuyla hattın, Gazze’deki modelin bire bir uyarlaması olarak işleyeceği anlaşılıyor.
Yıkım operasyonları ise bu modelin en vahim yüzünü oluşturuyor.
İsrail, müteahhitlik şirketleriyle anlaşarak işgal ettiği Lübnan’ın güneyindeki evleri, okulları ve kamu binalarını sistematik biçimde yerle bir ediyor. Bu müteahhitlik şirketlerine yıkılan yapı başına ödeme mekanizmasıyla süreci ticarileştirerek Gazze’deki yöntemi Lübnan’a taşıyor.
Haaretz gazetesine konuşan komutanlar, düzinelerce ekskavatör ve buldozerin bir köyde eş zamanlı çalıştığını, taşeronların yıkım primleriyle motive edildiğini doğrularken, Bint Cebayl kuzeyinde topçu saldırıları ve Kfarchouba’da makineli tüfek sesleri, ateşkesin kağıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Burada yapılanlar tamanen politik, sivil altyapının yaygın tahribatına dayanıyor. L’Orient Today, NNA, Al-Jadeed ve Naharnet gibi Lübnan basının önemli kuruluşları ise haklı ve doğru olarak yapılanları “fiili işgal” diye nitelendiriyor.
Ain Arab sakinlerinin yol açma çağrıları, 55 köyün boşaltılmasının insani boyutunu aydınlatıyor.
Netanyahu’nun planı Hizbullah’ı silah zoruyla tamamen yok edebileceği yanılsamasına dayanıyor. Yanı sıra yine Netanyahu, ateşkes görüşmelerinde hattın “güvenlik kuşağı” olarak kalacağını belirtmekte. ABD Başkanı Trump ise “anlayışlı” müdahalesi ve Lübnan hükümetine diplomatik baskılarla Litani güneyini Hizbullah’tan temizlemeyi hedefliyor. Ancak Hizbullah’ın toplumsal tabanı ve askeri kapasitesi, Lübnan Ordusu’nun mezhep gerilimleri nedeniyle iradesizliğiyle birleşince bu hedef erişilemez kalıyor. Yüzde 10’luk bir işgalin ekonomik ve insani maliyeti, İsrail için bile sürdürülemez görünüyor.
İç siyasette ise Israel Democracy Institute’un araştırması, Yahudilerin yüzde 80’inin Lübnan’da çatışmaların sürmesini desteklediğini ortaya koyarken, “Mother’s Cry” lideri M. Bready bu desteğin propagandaya dayalı olduğunu, “Büyük İsrail” ideolojisine kapılmış aşırıcıların yerleşim hayali kurduğunu söylüyor. Bu arada “Büyük İsrail” ideolojisine kapılmış aşırıcıların İsrail’in Sina Yarımadası’ndan 1982’de çekilmesiyle Mısır’la tam 44 yıldır süren kesintisiz barışı hiçe sayması tam bir tarihi körlük olarak karşımızda duruyor.
İsrail’ 40 yıl önceki Saad Haddad modeli arayışında. Neydi bu model?
Lübnan İç Savaşı’nda (1975-1990) İsrail, Lübnanlı subay Saad Haddad’ı satın aldı. Haddad 1977’de Güney Lübnan Ordusu adıyla bir silahlı örgüt (SLA) kurdu. Bu örgüt FKÖ ve Hizbullah’a karşı İsrail’in paralı tampon gücüydü. İçinde Şii, Dürzi, Sünni askerler de vardı, İsrail silah, para veriyordu.
1979’da Haddad hatta Güney Lübnan’da “bağımsız devlet” bile ilan etti ama hiçbir ülke tanımadı. Lübnan’da “hain ilan edildi. Saad Haddad 1984’te öldü, yerine Antoine Lahad geçti. 2000’de İsrail çekilince SLA dağıldı.
Yani bugün de İsrail aynı oyunu oynamak için yerel milis arıyor. İsrail’in Saad Haddad gibi yerel milis modeli rüyası ile gerçekteki planı kolonizasyon, yerleşimci köyleri kurma fikri değil. 10 kilometrelik sarı hat boyunca kalıcı askeri varlık ile bölgeyi tamamen dümdüz etme operasyonu.
Lübnan tarafında Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ise İsrail ile müzakerelerdeki seviyeyi Büyükelçi Simon Karam’la sınırlı tutuyor. Bu seviyenin arttırılması için İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi ve bölgeye Lübnan ordusunun konuşlandırmasını talep ediyor.
Netanyahu ile Trump bu konuda da karşı karşıya geldi.
Cumhurbaşkanı Joseph Aoun İsrail ile müzakerelerin seviyesini arttırmak için öne sürdüğü haklı taleplere Başkan Trump’ın da destek verdiğini söyledi ve bu desteği dolayısıyla övdü. Süregelen diplomatik çabanın paralelinde, Samir Geagea’nın Sky News Arabia’ya yaptığı açıklamalar, savaşın Lübnan ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkisini net biçimde gözler önüne serdi. Geagea, doğrudan ve dolaylı kayıpların yaklaşık 10 milyar dolara ulaştığını vurgulayarak ülkenin artık en küçük bir çatışmayı dahi taşıyamayacak noktaya geldiğini belirtti. Bu çerçevede temel talebini açık şekilde ortaya koydu: İsrail’in tamamen çekilmesi ve Lübnan ordusunun güney ile doğu sınırlarında fiili kontrol sağlaması.
ABD çözüm için baskıyı artırırken, Lübnan diplomasiye tutunuyor. İsrail’in önünde iki seçenek var: Ya Sina Yarımadası örneğinde olduğu gibi bir çekilme ve istikrar süreci ya da Saad Haddad modelini hatırlatan yeni bir vekil yapı. Bölge, bu kırılmanın hangi yöne evrileceğini bekliyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
