Bir kaz uçtuğunda etrafındaki diğer kazlar da hızlıca kanatlanır ve onu izler.
Japon ekonomist Kaname Akamutsu 1930’lu yıllarda, kazların işte bu güdüsel tavrını benzetme yöntemiyle alarak “uçan kaz etkisi” adıyla bir teori geliştirmişti.
Söz konusu teoriye göre; “bir bölgede bir ülke sanayileşmeye başlayınca, etrafındaki ülkelerle ekonomik ilişkileri yoğunlaşacağı ve çok boyutlulaşacağı için sanayileşme öteki ülkelere sirayet edecek, onlar da sanayileşmeye başlayan ülkeyi takip edeceklerdir.”
Akamutsu’ya göre; Japonya Asya’da sanayileşmeyi ilk başlatan ülke olarak bölgesine önderlik etmiş, ekonomik gelişmesi ve kalkınması zamanla yakınındaki Güney Kore başta olmak üzere kimi öteki ülkeleri de sanayileşme yoluna sokmuş yani onlar da “uçarak” Japonya’yı izlemişlerdir.
Japon ekonomistin bu teorisi kimi açılardan tartışmalı gözükse de örneğin; Güney Kore’nin kalkınmasının asıl itici gücünün 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra iki kutuplu bir yapıya bürünerek “Soğuk Savaş” atmosferine giren dünyada ABD’nin, bütün Kore’nin komünist kampa katılmasından endişe etmesi ve bunu engellemek amacıyla cömert ekonomik yardımlar yapması ve teknoloji transferleri gerçekleştirmesi olsa da, söz konusu teori özü itibarıyla doğrudur kanımca.
Şöyle ki; 1800’lü yılların sonlarından itibaren kendine özgü bir kalkınma stratejisi izlemiş ve epey de bir mesafe almış olan Japonya’nın 1905 Rus-Japon savaşını kazanmasıyla öz güveni daha da artmış, ülke sanayileşmesinde de vites arttırmıştı.
Rusya karşısında kazanılan zaferin güçlendirdiği Japon militarizminin itmesiyle, Çin dahil etrafındaki birçok bölgeyi işgal eden Japonya, gelişen sanayisine de verimli bir ham madde kaynağı sağlamış ve bu durum ülkenin kalkınmasını daha da hızlandırmıştı.
Japonya 2. Dünya Savaşı’nda yenilerek oldukça hırpalansa ve boyun eğmiş olsa da, savaştan sonra hızla kendine gelerek kalkınma yolunda emin adımlarla yürümeye devam etmişti. Özellikle ileri teknoloji ürünü olan ve dolayısıyla da katma değeri çok yüksek malları üretmeye dönük sanayileşme stratejisiyle hızlı büyümüş ve tabi ki Japon kalkınması etrafındaki ülkelere de bir şekilde sirayet ederek onları etkilemişti.
Siyasi olarak istikrarsız ve ekonomik olarak geri kalmış Orta Doğu’da bulunan ülkemiz, tarihinden devraldığı mirası ve Cumhuriyet sayesinde kaydettiği nispi ilerlemeden dolayı çevresindeki ülkelere kıyasla ekonomik olarak çok daha iyi bir durumda bulunsa da, istenilen gelişme sağlanamamış, zaman zaman kanat çırpsa da bölgesinin “uçan kazı” olamamıştı.
Çevremizde bizden önce uçabilecek ve bizim de takip edebileceğimiz bir “kaz” olmadığı için ilk uçan biz olmak durumundayız. Sanayileşme sürecinde oldukça geç kalsak ve son yıllarda bir tür “donma” yaşasak da, dünya ekonomik sistemi oldukça karmaşıklaştığı ve gelişmiş ülkelerle az gelişmiş ülkeler arasındaki küresel hiyerarşi iyice katılaşmış bulunduğu içindir ki, uçmak her ne kadar çok zorlaşmış olsa da imkansız değil.
Yeter ki ulus olarak aklımızı başımıza alalım ve bunu yapabileceğimize inanalım, zira “inanç dağları deler” demişler. Ancak inanmak yetmez, aklı ve bilimi rehber kabul edip bir an evvel çalışmaya başlamalı. Artık şikayet etmeyi ve sızlanmayı bırakma zamanı, daha fazla zaman kaybetme lüksümüz ise yok, hem de hiç.
Kuşkusuz ki ekonomik kalkınma uzun bir yol ancak bu yolu katedebilmek için adımlamaya başlamak ya da uçabilmek için kanat çırpmaya başlamak gerek. O uzun kalkınma yolunun sonunu bugün orta ve ileri yaşlarını yaşayan insanlar olarak bizler göremeyebiliriz, ancak hiç olmazsa çocuklarımız ve torunlarımız görür, bu da az şey mi?
Bu yazılanlar kimilerine imkansızı istemek ya da romantik bir düş kurmak gibi gözükebilir ancak ben öyle olmadığına inanıyorum. Öyle olmamalı, aksi halde onlara geri ve takatsiz bir ülke bıraktığımız için mezarımızda da utanmayı sürdürürüz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
