İlk ekmekler bozuldu demişti biri. İnsan bozulmasa ekmek bozulur muydu hiç?
Buğdayı eken de, başağı biçen de, daneyi öğüten de, un edip su katıp, maya icat edip ekmek yapan da insan. Sürecin neresinde bozuldu ekmek? Tohumdan itibaren. 40 çeşit buğdayı bire indirirken. Daha kokulu, daha besleyici buğday yerine çok çok veren buğdayın peşine düşüp diğerlerini onun yoluna kurban ederken. Tüketim için üretime bu da yetmediği yerde genetiğiyle oynamaya başladığımız noktada kim bilir kaçıncı kez olmak üzere ihanet ettik öz olana.
Sonra sıra başka her şeye geldi. Genetiğiyle oynamadığımız, daha çok vermesi için o şeyi o şey yapan her türlü özelliğinden arındırmadığımız bitki kalmadı. Meyve ağacı kalmadı. Doğa milyonlarca yıldır kendi kendini döllerken ‘’sen dur bakalım, onu da biz yaparız’’ küstahlığına düşerken yaptık o son olmayacak hataları.
Bitkilerden sonra sıra hayvanlara geldi. Bahçesinde, tarlasında, köy sokaklarında insanlarla bitlikte yaşayan tavukları, kuzuları, keçileri, mandaları toplayıp tesislere hapsettik. Al yem, al su, al ilaç, al hormon, al antibiyotik. Doğur ama emzirme, sütün bize lazım. Oysa ineğin sütü, inek yavrusuna, koyunun sütü kuzusuna lazımdı da başka hiç kimseye lazım değildi.
Neredeyse hiç hareket etmeden, sırf yedirilerek hızlıca büyütülen bu mutsuz, acı çeken, kederli hayvanları eti, sütü ne kadar faydalı olacaksaydı insana o kadar oldu işte. Deli dana, kuş gribi ve adı konulmamış daha nice kahır ve lanet hastalık olarak yansıtı bize. Dibine kadar hak ettik.
Hem doğada hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan hiçbir şey yok olmaz, ancak birbirine dönüşür dedik hem de kederin, marazın, acının, isyanın, ahh etmenin, duyguların yani birer enerji formu olduğunu ve soyuttan somuta dönüştüğünü görmedik, görmek istemedik. Evlerimize, sokaklarımıza, şehirlerimize, dünyaya kendi elimizle boca ettiğimiz bunca kederin insanlığa hizmet etmeyeceğini, etmediğini bir türlü görmedik.
Ormanları yaktık. Hayvanları esir ettik. Görkemli varlıkları rezil ettik. Bütün bunları başka türlere yapan insan kendi türüne daha mı şefkatli davrandı, daha mı merhametli? Hiç de değil. Gücü eline geçiren güçsüzü ezdi eledi. Çocukları, kadınları, zayıfları… Yoksulları, işsizleri, işçileri.
Bu bizim hikayemizdir ey insan! Alem algımız insanın üstün olduğu inancıyla sakattı. Bu algıyla olabilecek en kötü bozulmaya uğramış olanımız bugün bu alemin kralı olduğunu ilan etmiş durumda. Hazreti Tramp! Daha fazla modernmişiz, demokratmışız, iyi ve doğruya inanıyormuşuz, eşitmişiz ve benzerleri rolleri oynamaya gerek yok dedi ve elini masaya bile vurmadı.
Bu alemin kralı, aşırı beyaz, bemmmbeyazzz Tramp suratımıza pis pis sırıttı sadece. Sırtlan gibi.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
