Sanatın amacı nedir? Sanat, sanat için mi yoksa toplum için mi olmalıdır? Aynı soruyu müzik özelinde değerlendirirsek müzik, müzik için mi yoksa toplum için mi olmalıdır?
Sanatla yakından ya da uzaktan ilgili hemen herkes bu ikilemle karşılaşmış veya üzerinde düşünmüştür. Bu sorulara yanıt ararken kuşkusuz iki fikrin de dayandıkları noktaları önce incelemek gerekir. Objektif bir değerlendirme için ön yargılarımızı bir kenara bırakmamız gerekeceği kanısındayım.
Müziğin müzik için yapılması gerektiğini savunanların görüşleri şunlardır:
- Müzik sanatı, adından da anlaşılacağı gibi bir sanattır ve bir sanat eserinin değeri toplumun benimsemesiyle -ünlenmesiyle- ölçülemez. Birçok eser yaratıcıları öldükten sonra değer görmüştür. Tarihte bunu doğrulayan birçok örnek vardır.
- Bir toplumun gelişimi bilim, teknoloji ve sanatla mümkün olabilir. Bu anlamda toplumu ve onun gelişmişliğini bir “küre” olarak düşünelim. Bilim ve teknoloji gibi sanat da bu kürenin dışında üretim yapmalıdır ki, insanlar bu eserleri anlamaya çalışırken kürenin yarıçapı büyüyebilsin, devinim başlayabilsin.
- Müzik bir “anlatım sanatı”dır. Paylaşma amacıyla yapılır. Ama kürenin dışında üretildiği için paylaşma kaygısıyla yapılmaz. Paylaşma amacını besteci ya da icracı değil, toplum gütmelidir.
- Müzisyen her şeyden önce bir aydındır. Aydın insan çevresindeki her şeyi -gelenekleri, dogmaları, etik ve estetik değerleri- sorgulayan, neden, niçin, nasıl sorularını soran insandır. Bu anlamda, toplumdaki en sorgulanamaz şeyleri sorgulayan müzisyenin eseri, toplum tarafından nasıl anlaşılır ve paylaşılabilir ki?
- Müzik, birey olan bestecinin estetik anlayışından oluşur. Toplumun estetik anlayışıyla uyuşması beklenemez. Eğer uyuşuyorsa, besteci birey olarak üretim yapmamış, zaten var olan anlayışın sözcülüğünü yapmış olur. Böyle bir üretim de toplumu bir adım öne götüremez, geliştiremez.
Müziğin toplum için yapılması gerektiğini savunanların görüşleri şunlardır:
- Topluma ulaşmayan müzik, yenmeyen bir meyvedir. Dolayısıyla hiçbir faydası yoktur.
- Bir toplumun gelişimi bilim, teknoloji ve sanatla mümkün olabilir. Bu anlamda toplumu ve onun gelişmişliğini bir “küre” olarak düşünelim. Bilim ve teknoloji gibi sanat da bu kürenin içine ne kadar yansırsa, toplum da o kadar gelişir. Dolayısıyla kürenin içine yansımalı ve merkezin devinimleriyle küre genişlemelidir.
- Bir “anlatım sanatı” olan müzik, adı üstünde bir şeyleri anlatma sanatıdır. Eğer toplum tarafından anlatılan algılanamıyor ya da anlaşılamıyorsa, “anlatma sanatı” “anlatamama sanatı” ya da “anlamama sanatı”na dönüşür. Bu da müziğin temeline terstir.
- Müzisyen her şeyden önce bir aydındır. Aydın insan toplumu aydınlatmakla sorumludur. Dolayısıyla her eser ve icrasında topluma bir şeyler verebilme kaygı ve amacını taşımalıdır.
- Tarih boyunca, toplumlardaki bütün devinimlerde sanat öncü olmuştur. Bu tarihi misyonundan dolayı müzik toplum için olmalıdır.
Bu iki grubun söylemlerini irdelemeden önce küçük bir kelime oyunu yaparak konuyu biraz daha genişletmek her halde yerinde olur. O halde aynı soruyu “bilim, bilim için mi, toplum için mi olmalıdır?” diye de sorabiliriz.
Aklıma hemen ortaöğretimde fizik dersinde işlediğimiz, ışığın yayılma biçiminin iki ayrı grup tarafından yıllarca farklı olduğunun savunulması gelir. Kısaca; bir grup ışığın, tanecik modeline göre, diğer grup ise dalga biçiminde yayıldığını yıllarca ısrarlı biçimde savunmuşlardır. Günümüzde ise bilim, ışığın her iki biçimde de yayıldığını ispatlamıştır.
Başka bir örnek verirsek; Milattan Önce (M.Ö.) 300 yıllarında Öklit’in “Elemanlar” adında yazmış olduğu matematik kitabı 20. yüzyılın başlarına kadar üniversitelerde okutulmuş ve elemanter geometrinin bir başyapıtı olarak tarihe geçmiştir. (*)
Bizim bu noktada asıl sormamız gereken, “Öklit bu başyapıtı bilim için mi, yoksa toplum için mi yapmıştır?” sorusudur. M.Ö. 300 yıllarında yazılmış olan bu kitabın, direkt toplum için yazıldığını söylemek her halde garip olur. Ama ne var ki yıllar geçtikçe bilim için yazılan bu kitap, topluma da dolaylı olarak büyük, hem de çok büyük hizmetler etmiştir.
Daha yakın bir zamandan örnek verirsek; bildiğiniz gibi, 20. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar, parçalanamaz diye bilinen atom, Albert Einstein öncülüğünde parçalanmıştı. O zamanki toplumun bakış açısından düşünüldüğünde, atomun parçalanmasının insana ne gibi bir fayda sağlayacağı mutlaka sorgulanmıştır. İlk başta insanlığa faydasız, hatta zararlı gibi görünen bu amaç, günümüzde ve gelecekte -elbette bilgece kullanımıyla- sağlıktan ulaşıma, birçok konuda topluma fayda sağlamıştır, sağlayacaktır.
Tekrar sanata ve onun özelinde müziğe dönersek; her iki grubun da söylemlerinin ve dayandıkları noktaların, yılların birikimiyle sağlam temellere oturduğunu görürüz. Sanat ve müzik tarihine bir göz atıldığında iki grubun da söylemlerini doğrulayacak yüzlerce örnek bulmak mümkündür.
Bu noktada atam Nasrettin Hoca’nın, fıkrasında yıllar önce yaptığı tespite şapka çıkarmadan geçemeyeceğim. O da haklıdır, diğeri de ve hatta karısı da. Yani, ayrı olan farklı iki doğru yoktur. Bir olan iç içe geçmiş doğrular vardır.
Her iki grubun da ileri sürdüğü fikirler ve amaçları, bu anlamda farklılıklar ve çelişkiler içermez ve hatta bir araya gelerek, büyük bir doğruyu oluşturur. Torunu olarak, asıl haklı olanın Nasrettin Hoca olduğunu da hemen eklemek isterim.
O halde “Elbette müzik toplum içindir ve elbette müzik, müzik içindir” de diyebiliriz.
Bütün bu fikirler ve örneklerden sonra, evrensel değerler taşıyan 21. yüzyılın bireyleri olarak hepimiz nasıl “Çiçekler, doğa, kitaplar, insan hakları, demokrasi, temiz hava, yaşam benim içindir” diyebiliyorsak, hiçbir kısır tartışmaya girmeden rahatça “teknoloji, bilim ve sanat benim içindir” diyebiliriz. İşte ancak böyle diyerek sanata, müziğe karşı farkındalığımızı filizlendirebiliriz.
Bundan sonraki aşamada ise bize, zaten bilgiye ve estetiğe susamış kendi küreciğimizin inanılmaz devinimlerle geliştiğini gözlemek kalır. Bu gözlem hemen bitmez, sırada devinim içindeki bireylerden oluşan toplumun küresinin genişlemesini gözlemek vardır.
Atay Ergezen
(*) Bilim Teknik Dergisi, Tübitak, Sayı 353, Sayfa 106, Nisan 1997
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
