İki ayrı şehirde, iki okulda çocuklar kurşunlarla hayatını kaybetti. Şanlıurfa. Kahramanmaraş. Kısa bir zaman aralığı. Ve geri dönmeyecek çocuklar.
Bu yazı, tekil olaylara verilen tepkileri çoğaltmak için değil; tekrar eden bir olgunun arkasındaki yapıyı anlamak için kaleme alındı.
Her benzer olaydan sonra aynı refleks devreye girer: hızlı ve tekil bir neden arayışı. Çoğu zaman bu arayış, medya içerikleri veya dijital oyunlar gibi kolay açıklamalara yönelir. Oysa bilimsel literatür, okul temelli şiddetin tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok faktörlü bir süreç olduğunu göstermektedir (Huesmann, 2007).
Birçok çocuk benzer duygulardan geçer: dışlanma, yalnızlık, öfke, anlaşılmama. Bunlar ergenlik döneminde yaygın deneyimlerdir. Ancak sonuçlar aynı olmaz.
Aynı risklere maruz kalan çok sayıda genç olmasına rağmen yalnızca küçük bir kısmı şiddet davranışına yönelir. Bu fark, riskin kendisinden çok bireyin içinde bulunduğu sosyal bağlamdan ve sahip olduğu koruyucu ilişkilerden kaynaklanır. Güvendiği bir öğretmen, düzenli aile iletişimi, okulda aidiyet hissi gibi faktörler, bir gencin şiddete yönelmesini engelleyen en güçlü koruyuculardır.
Gelişimsel psikoloji, bu farklılığı bireysel özellikler ile çevresel faktörlerin etkileşimiyle açıklar (Steinberg, 2014).
Ekolojik model
Okul şiddeti, tekil nedenlerden ziyade çok katmanlı bir ekolojik sistem içinde değerlendirilmelidir. Davranışsal sonuçlar; bireysel, sosyal ve çevresel düzeylerin etkileşimiyle şekillenir.
Bireysel düzeyde duygusal düzenleme ve ergenlik gelişimi; sosyal düzeyde aile ilişkileri, akran bağları ve okul iklimi; çevresel düzeyde ise medya, dijital içerikler ve toplumsal anlatılar birbirini etkileyen katmanlar olarak işler.
Bu nedenle aynı risk profiline sahip bireylerde farklı sonuçların ortaya çıkması, bu etkileşimsel yapının doğrudan bir yansımasıdır.
Okul şiddeti üzerine yapılan çalışmalar, bu tür olayların çoğu zaman ani değil, zaman içinde gelişen bir süreç olduğunu göstermektedir.
U.S. Secret Service ve U.S. Department of Education tarafından hazırlanan Safe School Initiative raporu, birçok vakada saldırganların önceden davranışsal sinyaller verdiğini ortaya koymuştur (Vossekuil et al., 2002).
Şiddet çoğu zaman bir “an” değil, bir birikim sürecidir.
Koruyucu faktörler
Araştırmalar, risk faktörlerinin tek başına belirleyici olmadığını; gelişimsel sonuçları açıklamada koruyucu faktörlerin çoğu zaman daha kritik bir rol oynadığını göstermektedir.
Bu nedenle belirleyici olan yalnızca çocuğun maruz kaldığı zorlukların düzeyi değil, bu zorlukları hangi destekleyici ilişkiler ve çevresel kaynaklar içinde deneyimlediğidir. Güvendiği bir yetişkinin varlığı, okulda aidiyet hissi, düzenli bir aile ortamı gibi somut koruyucular, riski davranışa dönüşmeden önce kırabilir.
Başka bir deyişle, gelişimsel sonuçlar risklerin varlığıyla değil, bu risklerin içinde yer aldığı sosyal bağlam ve koruyucu sistemlerle kurduğu etkileşimle şekillenir.
Toplum olarak karmaşık olayları çoğu zaman daha basit nedenlerle açıklama eğilimindeyiz. Bu nedenle şiddet olaylarında medya içerikleri ve dijital oyunlar sıkça gündeme gelir.
Peki o zaman şu soru ortaya çıkar: Eğer bu içerikler doğrudan şiddete yol açıyor olsaydı, aynı içeriklere maruz kalan milyonlarca ergenin benzer davranışlar sergilemesi gerekmez miydi? Oysa bu gerçekleşmez. Aynı içeriğe maruz kalan geniş çoğunluk şiddet davranışı göstermezken, yalnızca çok küçük bir azınlık bu yöne sapmaktadır.
Araştırmalar, şiddet içerikli medya ile saldırganlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ancak genellikle küçük ila orta düzeyde ilişkiler bulunduğunu göstermektedir (Anderson et al., 2010). Ancak bu etkinin bağlam bağımlı olması ve gelişimsel değişkenlerle etkileşimi, onu tek başına belirleyici bir faktör olmaktan çıkarır (Ferguson, 2015).
Bu nedenle mesele “ne izlediği” değil; “hangi duygusal, sosyal ve ailesel bağlam içinde izlediği”dir.
Bulaşma etkisi
Literatürde “bulaşma etkisi” olarak bilinen olgu, şiddet olaylarının medyada sunuluş biçiminin benzer davranışları tetikleyebileceğini göstermektedir. Özellikle failin aşırı görünür hale getirilmesi bu riskin yükselmesiyle ilişkilidir.
Günümüzde sosyal medya platformlarının yaygınlaşması bu etkinin kapsamını ve hızını artırmıştır. Şiddet olaylarının ardından bazı içeriklerin TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformlarda yeniden dolaşıma girmesi, failin yüceltilmesine ve olayın bir “hikâye” olarak yeniden üretilmesine neden olabilmektedir. Bu süreç, bulaşma etkisinin dijital ortamda çok daha hızlı yayılmasını sağlamaktadır.
Bununla birlikte, daha kapalı ve denetimi sınırlı dijital ağlarda da benzer içerikler dolaşıma girebilmektedir. Şifreli mesajlaşma uygulamaları ve kapalı gruplar, bu tür içeriklerin kontrolsüz biçimde yayılmasına imkân tanıyabilmektedir. Ancak bu alanların etkisine ilişkin ampirik literatür hâlen sınırlıdır ve dijital ekosistemin parçalı yapısı nedeniyle araştırma açısından açık bir alan olmaya devam etmektedir.
Bu riskleri azaltmak amacıyla birçok ülkede medya raporlama rehberleri geliştirilmiş ve şiddet olaylarında failin görünürlüğünü sınırlamaya yönelik etik yayın ilkeleri benimsenmiştir. Ancak bu ilkelerin sosyal medya platformlarında nasıl uygulanacağı ve denetim sorumluluğunun kimde olduğu hâlen tartışmalıdır.
Ne yapılabilir?
U.S. Secret Service ve güncel tehdit değerlendirme literatürü, okul saldırılarının önemli bir bölümünde saldırganların planlama sürecinde davranışsal ve iletişimsel sinyaller verdiğini göstermektedir.
Bu sinyaller çoğu zaman doğrudan değil, dolaylı biçimde ortaya çıkar ve arkadaş çevresi, okul ortamı veya dijital iletişim kanalları üzerinden fark edilebilir (U.S. Secret Service, NTAC Reports, 2019–2023).
Bu nedenle modern yaklaşım, şiddetin tamamen öngörülemez olduğu varsayımından ziyade, erken davranışsal işaretlerin tespiti ve sistematik risk değerlendirmesi üzerine kuruludur. Öğretmenlerin ve okul personelinin bu sinyalleri tanıma konusunda eğitilmesi, okul psikologlarının sayısının artırılması ve öğrenciler için güvenli bildirim mekanizmalarının oluşturulması, riski azaltmada somut adımlardır.
Silaha erişim
Şiddet davranışının ortaya çıkmasında en kritik eşiklerden biri, riskin uygulanabilir hale gelmesidir. Ateşli silaha erişim, bu dönüşümü kolaylaştıran önemli bir faktör olarak literatürde yer almaktadır (Cornell, 2018; Huesmann, 2007).
Okul şiddeti çalışmalarına göre, genç faillerde silah edinimi çoğu zaman dış piyasadan ziyade ev içi erişim üzerinden gerçekleşmektedir. U.S. Secret Service raporları, birçok vakada kullanılan silahların ev ortamında bulunan ve güvenli şekilde saklanmamış silahlar olduğunu göstermektedir (Vossekuil et al., 2002; NTAC, 2019).
Bu nedenle belirleyici olan çoğu zaman “silahın nereden alındığı” değil, erişimin nasıl mümkün hale geldiğidir.
Sonuç
Tüm bu bulgular tek bir noktaya işaret eder: mesele tekil nedenler değil, risklerin hangi koşullarda davranışa dönüşebildiğidir.
Bu yazı, her çocuğu potansiyel bir tehdit olarak görmek için değil; şiddete yönelmeyen büyük çoğunluğun hangi koşullar sayesinde bundan uzak kaldığını anlayarak, riski azaltmanın nerede mümkün olduğunu göstermek için kaleme alınmıştır.
Çünkü o çoğunluk bize önemli bir gerçeği hatırlatır: insanları şiddetten uzak tutan şey yalnızca kurallar değil; bağlardır. Yalnızca yasaklar değil; ilişkiler, aidiyet ve fark edilme hâlidir. Ancak bu koruyucu yapı çoğu zaman parçalı işler ve kurumsal bir parçalanmışlık söz konusudur; her aktör sürecin yalnızca kendi alanını görür, sistemin bütünü ise yeterince görünür hale gelmez. Bu nedenle müdahale çoğu zaman gecikir ve risk, ancak kritik eşik aşıldığında fark edilir.
Bu çocuk bir anda olmadı.
Ama çoğu zaman, o noktaya gelene kadar kimse gerçekten bakmadı.
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
