Zaman bizden adeta kaçıyor.
Geride felaketler bırakarak hem de..
Çöküşlere, yeniliklere, savaşlara, gündem değişikliklerine yetişemiyoruz.
Dünya tekrar reelpolitiğin hükümranlığına giriyor.
Ahlak yok
Empati yok.
Uzlaşma yok.
Güç dengelerine göre biçimlenen bir pragmatizm var.
Yüzlerce yılın ön kabulleri çoktan terk edildi.
İnsan hakları.
Çevre.
Sosyal toplum.
Demokrasi.
Uluslararası hukuk.
Bu kavramlar silindi.
2050’lere kadar çetin, kavgalı, gergin dönemler yaşanacak. İşin kötüsü daha henüz bu zor zamanların başındayız ve hızla bir girdaba giriyoruz.
Dev yangınlar, salgınlar ve krizler hayatın doğal parçası haline geldi.
Gelinen noktada, devletler ya da büyük kurumlardan ziyade, korumasız insanların geleceği risk altında ve herkes bir var olma kavgasında.
Hakkaniyetin yerini orman kanunları aldı.
Meydanlar, sokaklar, okullar, stadyumlar güvensizleşti.
Güç ve zorbalık olağanlaştı.
Kalabalıkları millete dönüştüren değerler ve ilkeler aşındı.
Şimdilerde;
Aile yapısı bozuldu. Bozulan aileler, beden ve ruh olarak sağlıklı, ahlaklı ve idealleri olan çocuklar yetiştiremez oldu.
İnsanların aklına ve ruhuna, daha çocukluk aşamasında nakşedilmesi gereken vatan, millet, insanlık, canlılara saygı gibi kavramlar unutuldu.
Kadının ve erkeğin, çocuk sahibi olma iradesi kalmadı. Dolayısı ile milletlerin doğum yüzdesi hızla düştü. Gidişatın sonunda birçok kültür dünya sahnesinden silinecektir. Bu kaçınılmaz bir sondur.
Tek çözüm var: Güçlü ve etkili aile.
Dünün ailesine geri dönmek zorundayız.
Vahşi kapitalizmin ağındaki Batı ve ona özenen ülkelerde, bu kavram, sosyal ve kültürel piranhalar tarafından paramparça edildi.
Kadın, erkek ve çocuklardan oluşan sacayağının yapısı tahrip edildi.
Bu kurumun surları, cinsiyetsizlik, sapkınlık ve etik dışı eğilimler ile yıkıldı.
Kadın ve erkek kavramlarının içeriği boşaltıldı.
Her iki cins de birer tüketim robotuna dönüştürüldü.
Gelinen noktada aile kavramının içi boşaltıldı.
Çekirdek parçalandı.
Kültürümüzü korumak ve yüzyıllar sonra da olmak istiyorsak, aileyi ayağa kaldırmak zorundayız. Böylece, ahlak, sevgi, saygı, disiplin, sorumluluk gibi kavramların toplumun çevresini bir zırh gibi sarmasını sağlayabiliriz.
Algoritmaların zihinleri işgal etiği bir çağdayız ve tam da bu nedenle ruhumuzun sığınacağı tek kale olan aileyi geri getirmek zorundayız.
Özellikle çocuk ve genç zihinlere yönelik dijital haçlı seferlerinin karşısına ancak aile ve onun güçlü bağları ile çıkabiliriz.
Çocukların birer suç makinesine dönüştürülmesini önlemek için en önemli silahımız aile ortamı ve oradaki sevgi olacaktır.
Var olma savaşının en önemli silahı olan vatanseverlik ve mücadele duygusunun tohumları ailede atılır. Oradan beslenir.
Sosyal medya ve diğer psikolojik savaş aparatlarına karşı direnen milletler kazanacaktır. Bu direnişin savaşçılarını da aileler yetiştirir.
Ülkelerin asıl gücü toprak, su, enerji ve gıdadır.
Elbette bunları etik çerçevede işleyecek ahlaklı insanı da unutmamak gerekir.
Ülkeleri ayakta tutacak olan dört değer;
Su, tarım, enerji ve doğadır. Bu dört değere sahip çıkan ve güçlü bir ulusal kültürü odağına alan üretimler her zaman kazanacaktır.
21. yüzyılın yarısına gelindiğinde, tarih, ayakta kalan ülkelerin en güçlü direniş hatlarını, tarlaların, hayvanların, nehirlerin, ormanların, sağlıklı gıdanın oluşturduğunu yazacaktır.
Kaynaklarımızı savunalım
Bu konu o kadar hayati ki, doğal kaynaklar etrafında bir tür “millî seferberlik” anlayışıyla hareket etmek abartı sayılmaz.
Ayakta kalma isteyen ülkeler, bağımsızlığı önceleyen bir kültür rehberliğinde, yerli, insani ve sürdürülebilir bir sistemi oluşturmak zorundadır.
Öyle ki, ülke olarak, denizlerimizi, dağlarımızı, ovalarımızı, sularımızı, toprağımızı, en değerli savunma hatlarımız olarak belirlemek ve bir seferberlik ilan etmek durumundayız.
Çok kültürlü ve çok etnisiteli milletler
İnsanoğlu yüz binlerce yıldır hareket halinde.
Göç, insanlık tarihinin en belirgin unsuru. Dolayısı ile bugün tamamen homojen bir kültürden bahsetmek mümkün değildir.
Ama bu heterojen yapı, ortak bir paydada kenetlenmek için engel değildir.
Bu payda da varlığını sürdürme mecburiyetidir.
Bu, köklerden, değerlerden, etikten ve dayanışmadan beslenen bir cesarettir. Buna sahip olmayan milletler zamanın ve jeopolitiğin dişlileri arasında parçalanır.
Bu yüzyılın sonuna varabilecek olan milletlerin itici gücü, kültür, sanat, bilim, askeri güç, yardımlaşma ve merhamet iradesidir.
Milletlerin yaşaması için çok güçlü bir rehber gereklidir.
Gücün, etiği hırpaladığı bir çağda, var olmak artık bir gündem maddesi olmaktan çıktı ve yönümüzü belirleyecek bir kutup yıldızı oldu.
Milletlerin dört temel silahı olmalıdır.
Kucaklayıcı, disiplinli bir aile yapısı.
Ülkeyi ve milleti korumak için savaşma motivasyonu.
Teknolojiye hakim olmak.
Kapsayıcı ve kucaklayıcı bir küresel jeostrateji.
Fırtına geliyor.
Gelecek yüzyılı her türlü tedbiri almış olan milletler görecek.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
