Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının üzerinden henüz iki hafta bile geçmemişti. Avrupa’da ordular harekete geçiyor, ittifaklar birer birer savaşa dönüşüyor, Osmanlı Devleti ise savaşın dışında kalmaya çalışıyordu.
Tam o sırada Çanakkale Boğazı’nın girişinde iki Alman savaş gemisi belirdi:Biri Goeben, diğeri Breslau’ydu.
Peşlerinde İngiliz donanması vardı.
Bu iki geminin İstanbul’a ulaşması birkaç ay içinde Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girişinde en çok tartışılan olaylardan birine dönüşecekti.
Bugünden bakıldığında, Goeben ve Breslau’nun Akdeniz’den Çanakkale’ye kaçışı, savaşın ilk günlerinin en dikkat çekici deniz operasyonlarından biri olarak kabul ediliyor.
Goeben, 1912’de hizmete giren güçlü bir Alman muharebe kruvazörüydü. Breslau ise aynı yıl hizmete giren bir hafif kruvazördü. İkisi birlikte Alman İmparatorluk Donanması’nın Akdeniz filosunun temel gücünü oluşturuyordu. Filo, özellikle Osmanlı İmparatorluğu ve Doğu Akdeniz’deki Alman çıkarlarını korumak amacıyla bölgede bulunuyordu.
28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle Avrupa’daki kriz artık savaşa dönüşmüştü.
Almanya da kısa süre içinde savaşın içine girdi.
Goeben’in komutanı Amiral Wilhelm Souchon için durum giderek tehlikeli hale geliyordu. İngiliz ve Fransız donanmalarının üstünlüğü karşısında Akdeniz’de sıkışıp kalması ihtimali vardı.
Berlin’den gelen emir ise şaşırtıcıydı:
İstanbul’a git!
Alman İmparatorluk Deniz Kuvvetleri, daha önce Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa ile yapılan gizli görüşmelerin ardından Souchon’a rotasını İstanbul’a çevirmesi talimatını vermişti.
İki gemi Akdeniz’de İngiliz takibinden kurtulmayı başardı.
4 Ağustos sabahı Fransız Kuzey Afrika kıyısındaki Philippeville ve Bône limanlarını bombaladılar. Ardından Messina’ya giderek kömür ikmali yaptılar ve İstanbul yoluna devam ettiler.
İngiliz savaş gemileri peşlerindeydi.
Fakat Goeben’in hızı ve ateş gücü, İngilizlerin bölgedeki bazı eski gemilerinin doğrudan çatışmaya girmesini son derece riskli hale getiriyordu. İngiliz takibi sonuçsuz kaldı.
10 Ağustos’ta iki Alman gemisi Çanakkale Boğazı’na ulaştı.
Osmanlı Devleti hâlâ tarafsızdı.
İşte asıl hikâye bundan sonra başladı.
“Müjde oğlumuz oldu!”
Osmanlı hükümeti açısından mesele son derece hassastı. Tarafsız bir devletin savaş halindeki Almanya’ya ait savaş gemilerini boğazlarından geçirip İstanbul’a kabul etmesi, uluslararası hukuk ve diplomasi açısından ciddi sorun yaratabilirdi.
Fakat Osmanlı yönetiminin önünde başka bir gerçek de vardı.
Donanma son derece yetersizdi.
Üstelik Osmanlı Devleti’nin İngiltere’de yaptırdığı iki büyük savaş gemisi, Sultan Osman ve Reşadiye, savaşın başlaması üzerine İngilizler tarafından teslim edilmemişti. Bu olay Osmanlı kamuoyunda büyük tepki yaratmıştı. İngilizlerin gemilere el koyması, zaten İngiltere’ye yönelik güvensizliği daha da artırmıştı.
Goeben ve Breslau’nun gelişi bu nedenle Osmanlı yönetimi açısından adeta bulunmaz bir fırsat gibi görüldü.
Genelkurmay’ın Birinci Dünya Savaşı kronolojisinde, Enver Paşa’nın 10-11 Ağustos günlerindeki kabine toplantısında gemilerle ilgili bilgi verdiği ve “Müjde! Bugün bir oğlumuz oldu” dediği aktarılıyor.
Ertesi gün, 11 Ağustos 1914’te, Osmanlı Hükümeti dünyaya önemli bir açıklama yaptı:
Goeben ve Breslau satın alınmıştı.
Hem de 80 milyon Alman markı karşılığında!
Satın alma gücü endeksli hesaplamaya o günkü 80 milyon markın günümüzdeki karşılığı 440 milyon euro, yani yaklaşık 16,3 milyar TL.
Böylece diplomatik açıdan sorun yaratabilecek Alman savaş gemileri bir anda Osmanlı savaş gemilerine dönüştü.
Gerçekten satın alındılar mı?
İşin en ilginç taraflarından biri de bu.
Bugünden bakıldığında “Osmanlı Almanya’dan iki savaş gemisi satın aldı” demek doğru olmakla birlikte, olayın arkasındaki hukuki ve siyasi düzenleme bundan daha karmaşıktı.
Osmanlı Hükümeti satın alma işlemini duyurdu; Alman tarafı da ortaya çıkan oldubittiyi kabul etti.
16 Ağustos’ta gemiler Osmanlı donanmasına resmen kabul edildi ve Türk bayrağı çekildi. Goeben’in adı Yavuz Sultan Selim, Breslau’nun adı ise Midilli oldu.
Ancak Alman mürettebat gemilerde görev yapmaya devam etti.
Daha önemlisi, Amiral Souchon görevinden ayrılmadı. Aksine Osmanlı donanmasının başına geçti.
Dolayısıyla dışarıdan bakıldığında iki gemi Osmanlı donanmasına katılmıştı; fakat gemilerin komuta yapısı ve mürettebatı, Almanya ile bağın devam ettiğini açıkça gösteriyordu. 1914-1918 Online’ın araştırmasına göre gemiler savaşın sonuna kadar Alman mülkiyetiyle bağlantısını korudu ve Alman personeli tarafından işletildi.
Yani “satın alma” aynı zamanda diplomatik bir çözüm formülüydü.
Osmanlı Devleti tarafsızlığını koruduğunu söyleyebiliyor, Almanya ise Akdeniz filosunun iki önemli gemisini kaybetmemiş oluyordu.
Fakat bu düzenleme çok uzun süre tarafsız kalmayacaktı.
Goeben artık Yavuz Sultan Selim, Breslau ise Midilli’ydi.
Ama gemilerin Alman komutanları ve mürettebatı hâlâ görev başındaydı.
Amiral Souchon da kısa süre içinde Osmanlı donanmasının başkomutanı oldu.
Ekim ayının sonuna gelindiğinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki gerilim tırmanıyordu.
27 Ekim’de Souchon komutasındaki Osmanlı filosu Karadeniz’e çıktı.
29 Ekim gecesi ise Yavuz ve Midilli’nin de aralarında bulunduğu Osmanlı donanması Rusya’nın Odessa, Sivastopol ve Novorossiysk limanlarına saldırdı. Rusya 2 Kasım’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.
Böylece 10 Ağustos’ta Çanakkale’ye sığınan iki geminin hikâyesi, yaklaşık iki buçuk ay sonra Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na fiilen girmesine uzanmış oldu.
Değişen güç dengesi
Yavuz ve Midilli’nin Osmanlı donanmasına katılması yalnızca sembolik değildi.
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’deki deniz gücünü ciddi biçimde değiştirdi.
Yavuz özellikle Rus Karadeniz Filosu karşısında önemli bir caydırıcı güç oluşturuyordu. Gemilerin varlığı Rusya’nın Karadeniz’deki hareket alanını etkilediği gibi, ilerleyen dönemde Çanakkale ve Gelibolu cephesinin arkasındaki deniz dengesi açısından da önem taşıdı.
Fakat bunun bir başka sonucu daha vardı.
Osmanlı donanmasının Alman komutanlığının etkisi altına girmesi, İstanbul-Berlin ilişkisini artık yalnızca diplomatik bir ittifak olmaktan çıkarıp doğrudan askerî iş birliğine dönüştürüyordu.
Nitekim Birinci Dünya Savaşı’nın başında Osmanlı yönetimi mümkün olduğunca tarafsız kalmak istese de, Goeben ve Breslau’nun gelişi bu tarafsızlığı giderek daha zor hale getiren gelişmelerden biri oldu.
Sonunda Yavuz kaldı
Midilli’nin hikâyesi 1918’de sona erdi.
20 Ocak 1918’de Yavuz ve Midilli Çanakkale Boğazı’ndan çıkarak İngiliz gemilerine yönelik bir harekâta girişti. İmroz yakınlarında iki İngiliz monitörünü batırdılar ancak kısa süre sonra mayınlara çarptılar.
Midilli battı.
Yavuz ise ağır hasara rağmen kurtuldu ve İstanbul’a dönebildi. Onun hikâyesi Cumhuriyet dönemine kadar uzandı.
Gemi yıllarca İstanbul’da kaldı. Gölcük’te kapsamlı bakım ve modernizasyondan geçirildikten sonra 1930’da yeniden hizmete girdi. Türk Deniz Kuvvetleri’nin amiral gemisi olarak 1930’lu ve 1940’lı yıllarda çeşitli diplomatik ve törensel görevlerde kullanıldı.
1950’de aktif hizmetten çıkarıldı.
1954’te donanma sicilinden silindi.
Sonunda 1970’li yıllarda söküldü.
Böylece 1914 yazında İngiliz donanmasından kaçarken Çanakkale’ye sığınan Goeben, Osmanlı’nın Yavuz Sultan Selim’i olarak Birinci Dünya Savaşı’na girdi; ardından Cumhuriyet döneminde Yavuz olarak yaşamını sürdürdü.
Kaynaklar
- T.C. Millî Savunma Bakanlığı, Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi. 10-11 Ağustos 1914 tarihli kayıtlar.
- T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 100. Yılında I. Dünya Savaşı Belgeleri — S.M.S. Goeben’in 12-17 Ağustos 1914 tarihli savaş günlüğünden belgeler.
- Benjamin Miertzschke, “Goeben, SMS and Breslau, SMS”, International Encyclopedia of the First World War, Freie Universität Berlin.
- Mithat Atabay, “Osmanlı İmparatorluğu Hizmetinde Breslau (Midilli) Kruvazörü”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2015.
- Gordon Smith, World War 1 at Sea – Turkish or Ottoman Navy, Naval-History.Net.
- International Encyclopedia of the First World War, “Ottoman Empire/Middle East”.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
