Tam beş senedir dilimizde tüy bitti. “Bakın, bu imzaladığınız metin Libya’da meşru meclis tarafından onaylanmadı, iç hukuk süreçleri tamamlanmadan bunu uluslararası alanda masaya süremezsiniz, yürürlüğe koyamazsınız” diye hakikati yüzlerine vurduğumuzda, bize etmedikleri hakareti bırakmayanlar, “Mavi Vatan’a karşı çıkıyorlar” diye yaftalayanlar, bugün Libya’daki Doğu Meclisi’nin onayını büyük bir diplomatik zafer diye kutluyor.
İnanılır gibi değil. Tutarsızlığın, cehaletin ve dış politikayı iç siyasete meze yapmanın bu kadar parlak bir örneğini görmek için tam beş yıl beklemişiz.
Peki, madem bu onaya bu kadar muhtaçtık, madem onaylanması “zafer” olacak kadar elzemdi, adama sormazlar mı, siz onay belgeleri teati edilmeden bu anlaşmayı Türkiye’de hangi hukuki temelde yürürlüğe koydunuz? CİMER’e sorduğunuzda verilen o kem küm yanıtların, hukuki garabetlerin ardındaki gerçeği artık herkesin görmesi gerekiyor. Kendi iç hukukunuza, devlet ciddiyetine aykırı iş yaptınız.
Bakın anlaşmanın ilgili maddesinde aynen ne deniliyor?
“Madde VI – Yürürlüğe Giriş
İşbu Mutabakat Muhtırası, Tarafların Mutabakat Muhtırasının yürürlüğe girmesi için gerekli iç yasal usullerinin tamamlandığını birbirlerine diplomatik yollarla bildirdikleri son yazılı bildirimin alındığı tarihte yürürlüğe girer.”
Şimdi gelelim bu “zaferin” aslında Türkiye için nasıl bir diplomatik felaketin kapısını araladığına… İşkembeden atmakla, harita başında hamaset yapmakla dış politika yürütülmüyor.
Sahadaki ve masadaki gerçek şu: Ortada birbiriyle taban tabana zıt, birbiriyle çakışan iki anlaşma var. Bir yanda BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) taraf olan Mısır ve Yunanistan’ın yaptığı sınırlandırma anlaşması, diğer yanda ikisi de UNCLOS’a taraf olmayan Türkiye ve Libya arasındaki anlaşma.
Şimdi lütfen haritayı önünüze koyun ve A–B sınır çizgisini Türkiye–Libya Anlaşması, sağdaki A-E sınır çizgisi ise Mısır-Yunanistan anlaşması olarak alınız.

Asıl tehlike şimdi başlıyor!
Libya Meclisi’nin bu onayı, Türkiye açısından sahada pratik hiçbir yeni sonuç üretmeyecek. Dediğimiz gibi anlaşma zaten yürürlüğe konuldu! Ancak Yunanistan ve büyük ihtimalle Mısır açısından devasa bir sonuç üretecek: Uluslararası Yargı.
Türkiye’deki hamaset tüccarları, Libya’nın bizim için kılıç kuşanıp Doğu Akdeniz’de savaşacağını falan sanıyor. Libya’nın bu konudaki devlet geleneğini bilmek gerekiyor. Libya, deniz yetki alanı anlaşmazlıklarında ne yapar bilir misiniz? Gider mahkemeye! Daha önce Tunus’la olan sorununu da, Malta ile olan kıta sahanlığı sorununu da Uluslararası Adalet Divanı’na giderek çözdü.
Şimdi olacak olan şudur: Yunanistan ve Mısır bu konuyu uluslararası yargıya taşıyacak. İş mahkemeye düştüğünde, tarihimizin Doğu Akdeniz’deki en ağır diplomatik ve hukuki hezimetiyle karşılaşabiliriz. Söylemeye benim de dilim varmıyor ama gerçekleri konuşmak zorundayız.
Eğer bu mesele Lahey’e giderse, uluslararası mahkeme bizim o çok sevdiğimiz “Adaların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesi (MEB) olamaz, adalar sadece karasuyu üretir” tezimizi, hele ki Girit, Karpatos, Rodos gibi devasa bir ada yayı söz konusuyken, paramparça edecektir. Mahkeme, hakkaniyet ilkesi çerçevesinde adalara tam yetki vermese bile, sıfır etki de vermeyecektir. Hukuki sürecin aleyhte sonuçlanması durumunda, yıllardır üzerine titrediğimiz, uğruna donanma yüzdürdüğümüz adalarla ilgili tüm tezlerimiz çökecek. Kendi elimizle, kendi tezlerimizi uluslararası bir mahkemenin giyotininin altına soktuk.
Muhtemelen hemen birileri çıkıp, yine uluslararası hukuk diliyle, “monetary gold” diyecekler. (*) Uluslararası mahkemeler, deniz yetki alanı sınırlandırmalarında üçüncü bir ülkenin iddiası var diye “Aman Türkiye davada yokmuş, ben bu davaya bakamam” deyip dosyayı kapatmaz. UAD’nin geçmişteki Libya-Malta veya Kamerun-Nijerya davalarında yaptığı çok net bir uygulamalar vardır.
Beş yıldır “Yapmayın, etmeyin, diplomasiyi işletin, Mısır’ı küstürmeyin” dediğimizde bizi hain ilan edenler, şimdi Libya’nın kendi içindeki bir onay sürecinden sahte zaferler devşirmeye çalışıyor.
Durum bu kadar net ve bu kadar vahim. Şimdi maalesef sancılı bir yargı süreci başlayacak.
Allah sonumuzu, daha doğrusu Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini hamasetten korusun ve yardımcımız olsun. Başka diyecek bir şey kalmadı.
(*) Parasal Altın İlkesi: Uluslararası hukukta bir mahkemenin veya hakemliğin, davaya taraf olmayan (üçüncü) bir devletin hukuki çıkarlarını doğrudan etkileyecek durumlarda yargı yetkisini kullanamayacağını öngören usule ilişkin kural.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
