Salı, 20 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*EditörSerbest Kürsü

Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği

Gürsel Demirok
Son güncelleme: 19 Ekim 2026 19:24
Gürsel Demirok
Paylaş
Paylaş

3 Eylül’de bu köşede yayımlanan “Yeniden normalleşme imkânsız değil” başlıklı yazımda, Türkiye-İsrail ilişkilerini çeşitli yönleriyle değerlendirmiş, küçük ve kontrollü adımlarla yeniden normalleşmenin mümkün olabileceğini belirtmiştim.

Yazıda, İsrail’in Türkiye’yi bütünüyle karşısına almasının rasyonel olmadığını, Türkiye’nin de İsrail’i yalnızca “düşman” olarak görmesinin uzun vadeli devlet politikası açısından hareket alanını daraltacağını vurgulamıştım.

“Türkiye ve İsrail birbirlerini sevmek zorunda değiller. Ama aynı coğrafyada birbirlerini hesaba katmak zorundadırlar” demiştim. Okurlarımdan aldığım olumlu dönüşler, ilişkilerin geleceğine daha serinkanlı yaklaşılması gerektiği düşüncesinin paylaşıldığını gösterdi.

Son dönemde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bağlamında gündeme gelen haber ve yorumlar, konuyu bir de Türk dünyası açısından değerlendirme ihtiyacını ortaya koyuyor. Çünkü Ankara-Tel Aviv hattındaki gerilim, yalnızca iki ülkeyi ilgilendirmiyor; Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan bölgesel dengeleri de etkiliyor.

Filistin meselesi ve Gazze’de yaşanan insani yıkım, Türkiye’nin İsrail’e yaklaşımında belirleyici bir yere sahip. Netanyahu hükümetinin politikaları da normalleşme arayışlarını güçleştiriyor. Ancak devletler arasındaki ilişkileri yalnızca mevcut hükümetler ve güncel gerilimler üzerinden değerlendirmek, geleceğin imkânlarını görmeyi engelleyebilir. Filistin halkının haklarını savunmakla diplomasi kanallarını açık tutmak birbirine aykırı değildir.

Azerbaycan örneği bu bakımdan dikkat çekicidir. Türkiye’nin en yakın müttefiklerinden olan Azerbaycan, İsrail ile stratejik ve askerî ilişkiler geliştirmiştir. Ankara ile Bakü arasındaki güçlü bağlar, bu farklılığın iki ülke ilişkilerini belirleyen bir soruna dönüşmesini önlemiştir. Bununla birlikte Türkiye-İsrail ilişkilerinde sağlanabilecek bir yumuşama, bölgesel iş birliği için daha elverişli bir ortam yaratabilir. Bakü de iki başkent arasında diyaloğu kolaylaştırabilecek bir konumdadır.

Enerji, ulaştırma, tarım ve teknoloji alanlarında ortak çıkarların bulunabileceği açıktır. Hazar’dan Türkiye üzerinden dünya pazarlarına uzanan enerji ve ticaret hatları, bölgesel istikrarın önemini artırmaktadır. Su yönetimi, kuraklıkla mücadele ve tarımsal verimlilik gibi konular da gelecekte somut işbirliklerine zemin hazırlayabilir. Elbette bunların gerçekleşmesi, öncelikle siyasi güvenin yeniden kurulmasına bağlıdır.

Kazakistan ve Özbekistan gibi Türk cumhuriyetlerinin İsrail ile ilişkilerini sürdürmeleri de dikkate alınmalıdır. Bu ülkeler, Türkiye ile güçlü bağlarını korurken kendi ekonomik ve teknolojik ihtiyaçları doğrultusunda farklı ortaklıklar geliştirmektedir. Ankara’nın İsrail ile daha öngörülebilir ilişkiler kurması, Türk dünyası içinde ortak projelerin geliştirilmesini de kolaylaştırabilir.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler, önümüzdeki dönemin siyasi yönelimi hakkında fikir verecektir. Ancak ilişkilerin geleceğini yalnızca sandıktan çıkacak sonuca bağlamak doğru olmaz. Seçim sonucu ne olursa olsun, karşılıklı hamasi söylemlerin ötesine geçen bir diplomasiye ihtiyaç vardır.

Türkiye’nin bölgesel ağırlığı, ilkelerini korurken konuşabilmesinden ve çözüm üretebilmesinden gelir. Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerimiz bakımından da isabetli olan, İsrail ile gerilimi kalıcılaştırmak yerine normalleşmenin şartlarını sabırla aramaktır.

Çünkü dış politikada asıl mesele, bugünün tepkilerini dile getirirken yarının imkânlarını tüketmemektir.

İlgili yazılar:

Yeniden normalleşme imkansız değil
Kardeşliğin ötesindeki “realpolitik…”

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiDiplomasiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanGürsel Demirok
Takip et:
Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalarda referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .
Önceki Makale Yanıltıcı olanı kim belirler?
Sonraki Makale Sergen Yalçın’ın portresi

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Günlük

İsrail-Azerbaycan füze anlaşması

Medya Günlüğü
20 Ekim 2026
EditörGünlük

Murat Ağırel tutuklandı

Medya Günlüğü
20 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Dijital çağın görünmez yalnızlığı

Yıldırım Aktuğan
20 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Yeni güvenlik dönemi

Mustafa Böğürcü
20 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?