Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hedefiyle birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek bir süreç başlatıldı.
2008 yılındaki benzer bir süreç, Azerbaycan’ın sert tepki göstermesi nedeniyle daha ilk adımlarda tıkanmış ve ardından da rafa kaldırılmıştı.
Ancak 2020 yılındaki Karabağ Savaşı, bölgede Sovyetler Birliği’nin son döneminden beri geçerli olan statükoyu değiştirdi ve yeni dengeler ortaya çıktı. Statükonun yıllarca değişmemesi, bölgedeki en önemli dış aktör sayılan Rusya’nın tutumundan kaynaklanıyordu. Ancak Ermenistan’da 2018 yılında Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesinin ardından Erivan-Moskova ilişkilerinde soğuma ve gerginlik dönemi başladı. Rusya’nın Karabağ Savaşı’nda Ermenistan’ın beklediği yardımı yapmaması ve Azerbaycan’a işgal altındaki topraklarını kurtarması için “yeşil ışık” yakması statükoyu parçaladı. Gelinen noktada Moskova’nın yörüngesinden çıkmaya çalışan Paşinyan, sadece Türkiye ile değil, Azerbaycan’la ilişkileri de normalleştirmeye gayret ediyor.
Ankara ile Erivan henüz çok somut adımlar atmadan ve acele etmeden uzun, zor ve karmaşık bir süreci ilerletmeye çalışıyor.
Paşinyan, tarihsel ama tarihsel olduğu kadar riskli bir sürecin sorumluluğunu omuzlamış durumda. Yine de konjonktür şimdilik ondan yana görünüyor. Karabağ Savaşı’nda Rusya’dan beklenen yardımın gelmemesini sadece Paşinyan değil, halk da unutmuyor.
Ermeni lider, uzunca sayılabilecek bir süredir gayet bilinçli olarak Ermeni toplumu için “tabu” sayılan konuları hedef almış durumda. Paşinyan’ın yıkmaya çalıştığı tabular, Doğu Anadolu’nun “Batı Ermenistan” olarak adlandırılmasından başlıyor, 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanımlanmasına kadar uzanıyor ve örneğin, “Nasıl oluyor da 1939 yılında gündemde bir Ermeni soykırımı meselesi yoktu da, neden 1950’de bu konu gündeme geldi” diye soruyor. Ya da 1991 tarihli Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ni “bölgede düşmanlık tohumları eken bir belge” olarak niteliyor.
Paşinyan bu açıklamaları nedeniyle muhalefetin kendisine “Paşinoğlu” demesine rağmen sonuna kadar gidecek görünüyor. Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılacak seçim Paşinyan’ın ülkeyi sıkışmışlıktan kurtarma, ayrıca Türkiye ve Azerbaycan’la dostça ilişkiler kurma planının halkın onayına sunulması anlamlarına geliyor. Seçimler öncesinde beklendiği gibi Türk-Ermeni sınırı açılırsa Paşinyan’ın eli biraz daha güçlenecek.
Toprak iddiaları
Türkiye’de ise, kafaların en çok karışık olduğu konu Ermenistan’ın Türkiye topraklarında hak iddia edip etmediği.
2008 yılında dönemin Devlet Başkanı Serj Sarksisyan, toprak iddialarını soran gazeteci Cenk Başlamış’a şu yanıtı vermişti:
“Toprak iddiası konusuna çok şaşırıyorum. Nedense yaygın bir görüş. Ama siz hangi Ermeni yetkilinin ‘Türkiye’den toprak istiyoruz’ dediğini duydunuz? Kesinlikle böyle bir açıklama olmadı.”
Sarkisyan o dönemde Türkiye tarafından gündeme getirilen “soykırım” iddiasıyla ilgili “ortak tarihçiler komisyonu kurulması” önerisinin ise iki ülke arasında ilişkilerin normalleşmesinden sonra gündeme gelmesi gerektiğini belirterek şunları söylemişti:
“Ben iki ülke arasında komisyonlar kurulmasına karşı olmadığımı söyledim. Herhangi bir komisyon oluşturulmasından önce iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasının daha iyi olacağını belirttim. Önce ortak sınırımız açılsın ve diplomatik ilişki kurulsun; ondan sonra her türlü konuda komisyonlar, alt komisyonlar komisyonlar kurarız.”
“Toprak iddiası” söz konusu olduğunda Türkiye’de iki belgeye atıf yapılıyor: Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi.
Ama yaygın görüşün tersine, Ermenistan Anayasası’nda Türkiye’den toprak talebiyle ilgili “doğrudan” bir ifade yer almıyor.
Ancak toplam 33 sayfa ve 117 maddeden oluşan Ermenistan Anayasası’nın 13. maddesinde şöyle bir cümle var:
“Ermenistan Cumhuriyeti’nin arması, bir kalkan ortasında Ağrı Dağı’nda Nuh’un Gemisi ve tarihi Ermenistan’ın dört kralının armalarını içerir…”
Yani Ermenistan’ın devlet armasında Ermenilerin hak iddia ettiği Ağrı Dağı da yer alıyor.
O dönemdeki Ermenistan Yüksek Sovyeti (parlamento) Başkanı Levon Ter-Petrosyan’la Sekreter Ara Saakyan’ın imzalarını taşıyan 23 Ağustos 1990 tarihli “Ermenistan’ın Bağımsızlığı Hakkında Deklarasyon”a yani kısaca Bağımsızlık Bildirisi’ne gelince…
12 maddelik bildirinin 11. maddesi şöyle:
“Ermenistan Cumhuriyeti 1915 yılında Ermenilerin Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’daki soykırımının uluslararası alanda tanınmasını destekler. “
Bu cümlede ilginç bir formülasyon var.
Türkiye için “Osmanlı Türkiye’si” ile “Batı Ermenistan” ayrımına gidilmiş. “Batı Ermenistan”la kastedilen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ağrı Dağı’nı da içeren doğu bölgesi. Böylece Türkiye’den toprak talebi dolaylı yoldan ifade edilmiş. Milliyetçi çevreler “Batı Ermenistan”ı “Büyük Ermenistan”ın bir parçası olarak görüyor, dolayısıyla hak iddia ediyor.
Ancak Bağımsızlık Bildirisi’nde yer alan “soykırım”la ilgili maddeye Ermenistan Anayasası’nda yer verilmemiş.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
