Uyuşturucudan korkarken, çocuklarımızın beynini yeniden şekillendiren görünmez dijital laboratuvarları nasıl gözden kaçırdık?..
Telefonunu elinden düşürmeyen, yemeğe bile ekranla oturan, on dakika boyunca tek bir metne odaklanamayan bir genç gördüğümüzde ilk refleksimiz çoğu zaman aynıdır:
“Tembel.”
“İradesiz.”
“Saygısız.”
Bazen daha da ileri gider, sessizce şunu sorarız:
“Acaba madde mi kullanıyor?”
Muhtemelen hayır.
Ama yine de yanılıyoruz.
Tehlike, cebinde taşıdığı cihazın kendisi değil. Asıl tehlike, o cihazın arkasında işleyen ve dünyanın en zeki mühendisleri tarafından tasarlanmış bir ekonomik modeldir.
Bu modelin ham maddesi ne petroldür ne de yalnızca veridir; insan dikkatidir.
Bu sistemin adı dikkat ekonomisidir.
Bu ekonomide kazanç, kullanıcının ekrana ne kadar süreyle baktığıyla ölçülür. Dikkatin sürdürülebilir olması içinse bağımlılığa benzer davranışsal mekanizmalar devreye sokulur.
Madde bağımlılığında satıcı, ürün ve para alışverişi açıktır. Dikkat bağımlılığında ise satıcılar Silicon Valley ofislerinde çalışır; ürün ücretsizdir. Bedel, gençlerin beyin gelişimi, uyku düzeni, dikkat kapasitesi ve benlik inşasıyla ödenir.
Fabrika ayarlarıyla oynamak
Ergenlik ve genç yetişkinlik dönemi, beynin özellikle prefrontal korteksinin- karar verme, dürtü kontrolü, odaklanma ve uzun vadeli planlama merkezinin- hâlâ inşa halinde olduğu bir evredir. Bu gelişim süreci doğası gereği yavaştır; deneyim, tekrar ve sabır gerektirir.
Dikkat ekonomisi ise bu süreci beklemez. Aksine, onu tersine çevirir.
Sürekli, hızlı ve öngörülemez ödüller sunar. Her kaydırma, her bildirim, her “beğeni”, beyinde küçük ama yoğun bir dopamin salınımı yaratır. Bu mekanizma, davranışsal psikolojide iyi bilinen “değişken oranlı pekiştirme” ilkesine dayanır.
Stanford Üniversitesi’nden psikiyatrist Dr. Anna Lembke, “Dopamine Nation” adlı çalışmasında bu durumu modern teknolojilerin yol açtığı bir dopamin dengesizliği olarak tanımlar. Kumar makineleri nasıl çalışıyorsa, sonsuz kaydırma da aynı mantıkla işler: Ödül her zaman gelmez, ama her an gelebilir.
Sonuç olarak beyin; derin düşünme, sıkıntıya katlanma ve gecikmiş haz için gerekli sinir ağlarını güçlendirmek yerine, yüksek yoğunluklu ve kısa süreli uyarımlara koşullanır. Bu noktada genç, uzun bir romanın yavaş ritminde değil; saniyeler içinde değişen görüntülerde tatmin bulur.
Bu bir karakter kusuru değildir.
Bu, nörobiyolojik bir yeniden düzenlemedir.
Çalınan üç şey
Uyku: Sorun yalnızca mavi ışığın melatonini baskılaması değildir. Asıl mesele, beynin uykuya geçmeden önce ihtiyaç duyduğu o yavaşlama ve içe çekilme hâline ulaşamamasıdır. Yatak odası, bir dinlenme alanı olmaktan çıkıp, sosyal performansın ve dijital kıyasın sürdüğü bir sahneye dönüşür.
Dikkat: Bugün mesele “dikkat süresinin kısalması”ndan çok, dikkatin mikro parçalara bölünmesidir. Platformlar, içeriği bu parçalanmış dikkat yapısına göre optimize eder. Bu nedenle okulda kırk dakika boyunca aynı yerde oturmak ya da günlerce tek bir proje üzerinde çalışmak, bu beyin için neredeyse fiziksel bir zorlanma hâline gelir.
Benlik: Kimlik, her zaman “Ben kimim?” sorusuna verilen yanıtla şekillenir. Dijital çağda bu sorunun cevabı giderek dışarıdan gelir: Beğeni sayıları, izlenmeler, yorumlar.
Kendilik algısı, içsel süreklilik yerine anlık geri bildirimlere bağlanır. Bir içeriğin beklenen ilgiyi görmemesiyle yaşanan kaygı, davranışsal bağımlılıklarda görülen yoksunluk belirtilerine şaşırtıcı biçimde benzer.
Ortaya çıkan benlik yapısı kırılgandır: Sürekli görünür olmak zorunda hisseden, onaysız kaldığında hızla çözülen bir benlik.
Telefonu yasaklamak mı?
Hayır.
Sorunu yanlış tanımlarsak, çözüm de yanlış olur.
Mesele telefonlar değildir.
Mesele, bağımlılığı iş modeli hâline getiren tasarımdır.
Bu bir komplo değil; son derece rasyonel bir piyasa davranışıdır. Platformlar, kullanıcıyı daha uzun süre içeride tutacak şekilde optimize edilir. Bunun bedelini ise bireyler -özellikle de gelişim çağındaki gençler- öder.
Buradan çıkış, bireysel irade çağrılarıyla değil; farkındalık ve karşı pratiklerle mümkündür. Dijital okuryazarlık yalnızca “nasıl kullanılır?” bilgisi değildir. Asıl soru şudur: “Nasıl yönlendiriliyorum?”
Sonsuz kaydırmanın, bildirimlerin ve algoritmik akışın ne işe yaradığını bilmek, otomatikliği kırmanın ilk adımıdır.
Bunun ötesinde mesele, bireysel farkındalığı aşan bir tasarım etiği ve kamusal düzenleme sorunudur. Nasıl ki gıda endüstrisi ürün içeriğini etiketlemek zorundaysa, dijital platformlar da bağımlılık yaratan tasarım öğelerini -sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, kesintisiz bildirimler- sınırlandırmak ya da en azından görünür kılmakla yükümlü olmalıdır.
Avrupa Birliği ülkelerinde tartışılan dijital minimalizm yaklaşımları, varsayılan ayarların şirket çıkarına değil, kullanıcı refahına göre belirlenmesini hedefler. Mesele teknolojiyi yasaklamak değil; onu insan gelişimine hizmet edecek şekilde yeniden tasarlamak için kolektif bir irade ortaya koymaktır.
Buna eşlik etmesi gereken ise gerçek dünya sermayesidir: Uzun yürüyüşler, elle yapılan uğraşlar, yüz yüze ilişkiler ve sıkıntıya katlanma becerisi. Beyin plastiktir; yani koşullandığı gibi yeniden eğitilebilir.
Son bir not
Bir zamanlar ebeveynler, çocuklarının odasında şırınga ya da yasadışı maddeler bulmaktan korkardı. Bugün ise çoğu zaman fark etmeden, çocuklarının dikkatinin ve benlik gelişiminin küresel şirketlerin çıkarları doğrultusunda optimize edildiği bir ortamı normalleştiriyoruz.
Madde bağımlılığı bedeni yıpratır.
Dikkat bağımlılığı ise dikkati, sabrı, derin düşünme kapasitesini ve özerk benliği aşındırır.
Ve bu ikinci tehdit, artık herkesin evinde, cebinde; ücretsiz, yasal ve görünmezdir.
Öyleyse, temel bir yanılgıyı düzeltmek gerek: Bu, bireysel zayıflık, tembellik veya kuşak çatışması değil, insan dikkatini en kârlı kaynak olarak gören ve onu elde etmek için beynin yazılımını (psikolojisini) ve donanımını (nörobiyolojisini) hedef alan bir sistem sorunudur.
Belki de ilk adım, düşmanı doğru adlandırmaktır:
Bu bir irade eksikliği meselesi değildir.
Bu, insan dikkatinin sistematik biçimde metalaştırıldığı bir dikkat ekonomisi meselesidir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
