Basın-yayın-yazar örgütleri gazetecilere, yayıncılara, yazarlara yönelik baskılara, haksız gözaltı, tutukluluk uygulamalarına ve halkın habere erişim hakkına getirilen engellemelere karşı çıkmak için 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü’nde 7 basın-yayın-yazar meslek örgütü bir araya geldi.
TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılan toplantıda meslek örgütü temsilcileri İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Bilal Özcan ve Alican Uludağ başta olmak üzere 15 tutuklu gazetecinin serbest bırakılmasını talep etti.
Toplantı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına Başkan Vahap Munyar’ın konuşmasıyla başladı. Munyar şunları söyledi:
“6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü’nde yedi basın-yayın-yazar meslek örgütü temsilcileri olarak karşınızdayız. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde de vurgulandığı üzere: ‘Gazeteci, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme, araştırma ve kamuoyuna duyurma hakkına sahiptir’. Demokratik toplum düzeninin temel dayanaklarından biri basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüdür. Yalnızca hoş karşılanan değil, rahatsız edici olabilecek haber ve görüşlerin de ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerekir. Aksi halde demokratik toplum düzeni ciddi zarar görür. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün, bu ülkede her görüşten insanın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkının teminatı olduğunu unutmamalıyız. Gazeteciyi gözaltına almak, tutuklamak toplumu gözetim altına almaktır. ‘Basın özgürlüğü gazetecinin şahsına tanınmış bir imtiyaz değildir.’ Gazeteciye tanınan güvence, halkın haber alma hakkının güvencesidir. Gazeteci kamunun bekçisi konumundadır. Olayları izleyecek, araştırma yapacak, değerlendirmede bulunacak ve elbette ki tüm bunları halkla paylaşacaktır. Bu aynı zamanda gazetecinin sorumluluğudur. Meslektaşlarımızın görevlerini yapmasına engel olunmasının hiçbir makul ve haklı sebebi de bulunmamaktadır. Anayasamızda insan onurunun korunması esastır. Meslektaşlarımız gazetecilik yaparken kamu görevlilerin haksız ve kötü muamelesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Anayasanın ‘kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağını emreden düzenlemesi ihlal edilmektedir. Tekrar hatırlatalım ki gazetecilere yapılan kötü muamelelerin tümü aynı zamanda Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün ve 28. maddesinde korunan basın özgürlüğünün ihlalidir. “
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş ise toplantıda yaptığı konuşmada “Haberin verilmesinde kamu yararı varsa, güncelse, görünür gerçeğe de uygunsa ve meslek ilkelerini dikkate alarak kaleme alınmışsa o haber sonuçları ne olursa olsun hukuka uygun kabul edilir” dedi ve şöyle devam etti:
“Gazeteciler Anayasa’dan ve Basın Kanunu’ndan aldıkları hakla görevlerini yerine getirirken cezalandırılamazlar. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 26.maddesi ‘Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez’ hükmünü taşımaktadır. Ancak yaşadığımız topraklarda gazeteciler bu hükümlere rağmen her zaman ciddi zorluklar yaşamışlardır. Bugün 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü. Gazetecilik mesleğinin verdiği ilk kayıp olan Hasan Fehmi Efendi’nin 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nde öldürülmesinden bu yana tam 117 yıl geçti. Bu süreç içinde 67 gazeteci kurşunlara, bombalara hedef olarak yaşamını yitirdi. Bazen tetikçiler yakalansa da tetiği çektiren karanlık eller ortaya çıkarılamadı, dosyaları faili meçhul olarak kaldı. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Hrant Dink’ten, en son gazeteci cinayeti olan Kocaeli’de öldürülen Güngör Arslan’a kadar gazeteci davaları sahipsiz kaldı. Hakan Tosun’un cinayeti aydınlatılmaya çalışılıyor. Tetiği çektirenler bulunamadığı için ailelerin acıları hafifletilemedi. Bugün ülkemizde yerelde ve yaygın medyada gazetecilerin, muhabirlerin, foto muhabirlerinin, kameramanların, editörlerin, yöneticilerin, gazete sahiplerinin can güvenliği bulunmuyor. Gazeteciler yaşadıkları ülkenin hafızasıdır. Gazetecilere yönelik haksız gözaltı, tutukluluk uygulamalarıyla, cinayetlerle ülkenin hafızası silinmeye çalışılıyor. Demokrasimizin yeşermesi için gazeteci cinayetlerini unutturmamak zorundayız. Tetiği çektirenlerin bulunması için TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etmeye devam ediyoruz.”
Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş konuşmasında basın tarihinden örnekler verdi. Her dönem basına yönelik sansür, gazetecilere yönelik haksız tutukluluk uygulamaların yaygın olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti:
“Bu topraklarda iktidar olanlar basın ve ifade özgürlüğüne hiçbir dönem saygı duymamıştır. 1877’den 1908 yılına kadar devam eden istibdat dönemi baskıların yoğun olduğu, sansür memurlarının gazeteler yayınlanmadan denetim yaptığı bir dönemdir. Sonrasında 9 aylık bir özgürlüğün ardından ilk basın şehidimiz olarak kayıtlara geçen Hasan Fehmi Bey, Sultan 2. Abdulhamit’in yönetim biçimini eleştirel yazılar yazdığı için 6 Nisan 1909’da öldürülmesiyle bu dönem son bulmuştur. 1970-1980 dönemi Türkiye’de sosyalist hareketlerin güçlendiği ve işçi sınıfının sendikal mücadeleyi en zirve noktaya taşıdığı dönem oldu. 1980 darbesine kadar toplam 13 gazeteci katledildi. Abdi İpekçi, Ümit Kaftancoğlu, Ali İhsan Özgür gibi gazeteciler 6 yıl içinde öldürüldü. 1980 darbesinden sonra da gazetecilere yönelik baskılar tavan yaptı. 1988’de Mevlüt Işık’ın öldürülmesi ile başlayan ve 1999 yılına kadar devam eden gazeteci suikastlerinde aralarında Çetin Emeç, Musa Anter, Namık Tarancı, Uğur Mumcu, Ferhat Tepe, Metin Göktepe, Ahmet Taner Kışlalı’nın da aralarında olduğu 41 gazeteci öldürüldü. Gerçekleri topluma ulaştırmakla yükümlü olan, kamu yararını birinci önceliği yapan gazeteciler hep hedef oldular. Son olarak geçtiğimiz yıl belgeselci-gazeteci Hakan Tosun, sokak çeteleri tarafından öldürüldü. İçinde bulunduğumuz dönem de halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçunun türetildiği bir dönem. Önemli olan bu dönemde dayanışmayla, güç birlikleriyle gazeteciliği ayakta tutabilmektir. Bunu yaparken sadece basın meslek örgütlerinin değil toplumunda bu dayanışmanın içerisinde olması, haber alma hakkına sahip çıkılması gerekiyor.”
Gazetecilere, yayıncılara, yazarlara yönelik baskılara sessiz kalmamanın bir tercih değil, sorumluluk olduğunu vurgulayan Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Kenan Kocatürk şunları söyledi:
“Bugün, basın ve yayın dünyasının en ağır gerçeklerinden biriyle yüzleşmek için bir aradayız. Türkiye Yayıncılar Birliği olarak, aramızdan alınan tüm gazeteci ve yazarları saygı ve minnetle anıyoruz. Tüm dünyada düşünce ve ifade özgürlüğü, yayınlama özgürlüğü ve haber yapma özgürlüğü, yoğun baskılarla dolu bir dönemden geçiyor. Bugün burada olmak ve sessiz kalmamak bir tercih değil, sorumluluğumuzdur. Gazetecilere, yazarlara, yayıncılara yapılan baskı, tehdit ve şiddet eylemlerinin, yalnızca susturulmak istenen seslere değil, tüm topluma zarar verdiğini hepimiz biliyoruz. Yazmanın, haber yapmanın ve yayınlamanın önündeki tüm engeller, aynı zamanda tüm yurttaşların okuma ve haber alma hakkının da önünde engel oluşturuyor. Her zaman hatırlattığımız gibi, ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19’uncu maddesini bugün de vurguluyoruz: ‘Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar.’ Bugün bir kez daha hep birlikte ortak ve kararlı bir sesle sesleniyoruz: Tutuklu gazetecilerimiz serbest bırakılmalıdır.”
Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz şöyle konuştu:
“Saint de Exupery’in Hintli Kulübesi’nde isimli kitabında bir inciden söz edilir. Kitapta ‘Gerçek, eşi az bulunur bir incidir. Kötü kişi, kulakları olmadığı için bu inciyi takamayan timsaha benzer. İnciyi timsaha attınız mı süsleneceği yerde, yemeye kalkar. Dişlerine takılan inci, dişlerini kırar. Dişleri kırılınca da kızıp üstünüze saldırır’ diyor. Yanımız yöremiz bir bataklık ve timsahlarla dolu. Aranan, iyilik ve güzellik değil. İnsanın yüzünü, ruhunu süslesin diye ‘Exupery’nin incisi’’ gibi sunduğumuz iyilik, kötülerin elinde zehirli çiçeklere dönüyor. Hele güçleri de varsa, her şey ellerinin altındaysa insanın ağrısı dinmiyor. Kötülük, öfkeyle saldırıyor gerçek olan her şeye. Yakıp yıkmayı buyruk vermeyi güçlerinin sınayıcısı belleyenlerin, kötü olmayı bir iktidar gereği sayanların ellerindeki zehirli çiçek, ruhlarını da zehirliyor. Oysa insanlar arasında buyruklar, uyruklar değil insanı eşitleyen iyilikler ve insanın özgürlüğü değerlidir. Özgürlüğünden yoksun bırakılan halk, nicedir bu insanlık değerlerinden uzaklaştırıldı. Güce tapmanın doğal olduğuna inandırıldı. Oysa asıl olan hayat ve özgürlüktür. Biz gerçeğin savunucusu yazarlar, gazeteciler hayatı onarmak, özgürlükleri yaşatmak, düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına yönelik saldırıları kırmak için savaşımımızı sürdürüyoruz. Son yıllarda ise ‘Büyük gözaltı ülkesi’ne dönüştük. Ölümler, tutsaklıklar sürüyor. Ülke yarı açık cezaevi gibi. Gerçekleri ve hakikat savaşımımı sürdürenler yine tutsak. Ancak bu karanlık elbet kırılacak. Bunun için direniyoruz. Türkiye Yazarlar Sendikası da 51 yıldır bu özgürlük savaşımının önemli bir değeridir. Ülkenin bu karanlığından asla hoşnut olmadık. Düşünce ve söz söyleme özgürlüğünü korumak, savunmak için yarım yüzyıl önce yola çıktık, bu direnç ve eylemliliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz.”
PEN Yazarlar Derneği 2. Başkanı Hakkı Zariç ise konuşmasında gazetecilere yönelik hak ihlallerini, cinayetleri gerçekleştiren kişilerin her dönem aynı kişiler olduğuna dikkat çekti:
“Bugün tutuklu bulunan gazeteciler en başta İsmail Arı’yla Alican Uludağ hemen aklımıza gelen gazeteciler. Merdan Yanardağ ve Bilal Özcan da öyle halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçundan dolayı yargılanıyorlar. Birisi için ödül olan ceza sistemi, hukuk sistemi bir başkası için ceza olabiliyor. Aslına bakarsanız ceza olmakla beraber burada cezalandırmanın biçimi öç alma biçimine döndü. Evet gazeteciler artık sokak ortasında öldürülmüyor. Fakat bir nedenle haber alma hakkımız engellenerek bir nedenle hapsediliyor. Bu hapis cezasıyla gazetecilerin bir biçimde ıslah edilmesi ve haber yazma haklarından mahrum edilmesi gerektiği düşünülüyor. Aynı zamanda gazetecilerle birlikte okurlar da cezalandırılmış oluyor. Tutuklu gazetecilerin en kısa sürede serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”
Son dönemde gazetecilere yönelik tutuklamalardan örnek veren DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Mart ayında beş gazeteci gözaltına alınmış. İki gazeteci tutuklanmış. Bunlardan biri 15 Mart’ta Bilal Özcan, diğeri 21 Mart’ta İsmail Ari ve hemen arkasından da Semih Palancı. Yani toplamda üç gazeteci tutuklanmış oluyor. Biliyorsunuz Silivri’de gazeteciler dava takip ediyorlar fakat bu davaları takip etmeleri bilerek ve isteyerek beş kez engellenmiş durumda. Bu da artık bir istisna olmaktan çıkıyor. Süreklilik arz etmeye başladı. Toplamda 53 hesaba ve 75 içeriğe mart ayında erişim engeli getirilmiş. Yeni Yaşam, Jin News, Ajans Velat, hesapların X hesaplarına ve Mezopotamya Ajansı’nın da sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmiş. Mart ayında geçtiğimiz ay üç gazeteci hakkında yeni soruşturma başlatılmış. Beş gazetecinin dosyası davaya dönüşmüş. Üç gazeteciye toplam 9 yıl bir ay hapis cezası verilmiş. Hakan Tosun, Musa Antep, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Nazım Daştan, Cihan Bilgin öldürülen meslektaşlarımızdan bazıları. Kimin öldürdüğünü ve neden öldürüldüklerini çok iyi biliyoruz. Ama bunu söyleyemiyoruz ve yazamıyoruz. Ne yazık ki bu ülkede ne ifade özgürlüğü ne de basın özgürlüğü var. Her ikisi de olmuş olsaydı şimdi bu saydığım isimlerin en az 6 tanesinin katillerin ismini buradan rahatlıkla söyleyip yazabilecektik. Baktığımız zaman tutuklananların çoğunluğu sosyalist gazeteciler, Kürt gazeteciler ve bu siyasi iktidara muhalif gazeteciler. Bu gerçeğin, haberinin peşinde koşan ve haberi için ölümü, tutuklanmayı göze alan gazetecilere toplum olarak sahip çıkmak zorundayız.”
Çağdaş Gazeteciler Derneği Danışma Kurulu Üyesi Tevfik Kızgınkaya konuşmasında dayanışmayı büyütmenin önemine dikkat çekti:
“5N1K hepimiz için gazeteciliğin temel ilkelerinden. Birinci sorum ‘gazeteciler neden öldürülür, tutuklanır, susturulur?’ ikincisi ‘gazeteler neden kapatılır?’ Bunu kim yapıyor? Şöyle sonuna kadar baktığımız zaman gördüğümüz bunların siyasi iktidarların sorumluluğu olduğudur. Yani yasaları uygulamakla yükümlü, görevli ve sorumlu olanlar. Dün öldürülen gazetecilerimiz vardı. Bugün de tutuklanarak susturulan gazeteciler var. Baskı altına alınan basın yayın organlarımız var. Kapatılan, karartılan ekranlar var. Ceza üstüne ceza yiyen basın yayın organlarımız var. Neden? Çünkü demokratik ve hukuk devletine yakışmayan, olmaması gereken uygulamaları yani gerçekleri halka haber verdikleri için. Bir ülkede gazetecilik bağımsız ve özgür değilse demokrasi var mıdır? Yoktur. O zaman biz başka bir mücadelenin de içindeyiz. Aynı zamanda halkın gerçek ve doğru haber alma özgürlüğünü savunma sorumluluğumuz var. Demokratik hukuk devletinin mücadelesini de veriyoruz bir anlamda. Hem kendimiz için hem halkımız için. Bu mücadelede bu dayanışma çok değerli. Gazeteci meslek örgütleri çok değerli. Niye? İşte sendikalar var, cemiyetler var, dernekler var. Bu dayanışmayı göstermek zorundayız ki gazeteciler öldürülmesinler, tutuklanmasınlar, işsiz kalmasınlar. Dayanışmayı büyütmek zorundayız.”
(TGC)
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
