Aslında mesele sadece yaş değil; mesele temsilin, makamın ve gücün yıllarca aynı isimlerin etrafında dönüp durması. Türkiye’de oda, birlik, sendika ve meslek örgütlerine bakınca karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor:
Rifat Hisarcıklıoğlu (71): 25 yıldır TOBB Başkanı.
Ergün Atalay (72): 27 yıldır Demiryol-İş, 13 yıldır TÜRK-İŞ Başkanı.
Şemsi Bayraktar (68): 23 yıldır TZOB Başkanı.
Bendevi Palandöken (77): 42 yıldır Ankara Bakkallar Odası, 19 yıldır TESK Başkanı.
Mahmut Arslan (71): 24 yıldır Hizmet-İş, 15 yıldır HAK-İŞ Başkanı.
Takvim değişiyor ama koltuklar değişmiyor. Bir ülkede insanlar çeyrek asır boyunca aynı makamda oturuyorsa, orada artık sadece “tecrübe” değil; değişimin önünün kapanması ve bunun yarattığı sosyolojik tahribat konuşulmalıdır.
Statükonun sosyolojik bedeli
Bu tablo, toplumda”gerontokrasi” (yaşlılar yönetimi) olarak adlandırılan bir yapıyı kemikleştiriyor.
Nüfusun yarısının 33 yaşın altında olduğu bir ülkede, karar verici mekanizmaların 70 yaş bandına hapsolması, kuşaklar arası bağı koparıyor. Genç kuşağın dinamizmi, dijital vizyonu ve yeni nesil çalışma anlayışı; otuz yıl öncesinin kodlarıyla yönetilen bu yapılar içinde kendine yer bulamıyor.
Sonuçta karşımıza çıkan manzara; liyakatten ziyade lidere sadakati esas alan, dikey hareketliliğin durduğu ve gençlerin “öğrenilmiş çaresizliğe” itildiği bir toplumsal tıkanıklık oluyor.
Çünkü demokrasi sadece sandık değildir. Demokrasi; yenilenebilmek, bayrak devri yapabilmek ve kurumları kişilere mahkûm etmemektir. Uzun süre görevde kalan herkes kötü müdür? Elbette hayır. Ancak hiçbir yapının alternatifsiz hale gelmesi sağlıklı değildir.
Bir süre sonra kurum ile kişi birbirine karışıyor; makamın “emanet” olduğu unutulup “mülk” olduğu sanılmaya başlanıyor. Bu psikolojik dönüşümle birlikte, en haklı eleştiri “ihanet”, değişim talebi ise “saygısızlık” gibi görülmeye başlanıyor. Sosyolojik olarak bu durum, kurumların birer hizmet birimi olmaktan çıkıp, liderin etrafında kümelenmiş kapalı devre birer “statüko kalesi”haline gelmesine yol açıyor.
Gençlik ve inovasyon
En büyük kaybı ise her zaman genç kuşak yaşıyor. Yeni isimler yetişemiyor, farklı fikirler yükselemiyor; çünkü yukarıdaki koltuk boşalmıyor. Oysa güçlü demokrasilerde makamlar, toplumun nefes aldığı, sürekli tazelenen alanlardır. Bizde ise çoğu zaman kişisel alan gibi korunuyor.
Koltuk hizmet makamıdır; ömür boyu mülk değil. Kurumları kişilerin bekasına değil, toplumun geleceğine hizmet eder hale getirmek, gerçek bir demokratik olgunluk sınavıdır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
