Fransız jeopolitik uzmanı ve yazar Alexandre del Valle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikalarını, Türkiye’nin Avrupa’daki etkisini ve İslam dünyasının İsrail’e yönelik tutumunu sert dille eleştirdi.
Aşırı sağcı Amerikan Gatestone Institute’ta Grégoire Canlorbe’un sorularını yanıtlayan Del Valle (manşetteki küçük fotoğraf), Erdoğan’ın jeopolitik vizyonunun Osmanlı mirasıyla süreklilik fikrine dayandığını savundu.
Erdoğan’ın kendisini Osmanlı sultanlarının ve Atatürk tarafından sona erdirilen imparatorluğun mirasçısı olarak gördüğünü öne süren Fransız yazar, Türkiye’nin Avrupa’daki Müslüman toplulukları da kendi nüfuz alanının doğal uzantısı olarak değerlendirdiğini söyledi.
Del Valle, “Avrupa’nın kapısındaki bir tehlike” olarak tanımladığı Türkiye’yi Osmanlı İmparatorluğu’yla karşılaştırdı.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine karşı çıkan görüşleriyle bilinen Del Valle’e göre Ankara, yalnızca Kıbrıs, Yunanistan, Balkanlar, Bulgaristan, Bosna-Hersek ve Romanya’daki Müslüman topluluklarla değil, Batı Avrupa’daki milyonlarca Müslümanla da siyasi ve dini ağlar üzerinden bağ kurmaya çalışıyor.
Bu çerçevede Millî Görüş, Diyanet ve Avrupa’daki DİTİB gibi kurumların Türkiye’nin etkisini artıran araçlar olduğunu savunan Del Valle, Ankara’nın bu ağlar aracılığıyla Avrupa Müslümanları üzerinde nüfuz kurmayı hedeflediğini iddia etti.
Del Valle, Türkiye’nin Kıbrıs’ın yüzde 37’sini “işgal altında tuttuğunu” ileri sürerek, Kuzey Kıbrıs’a yönelik nüfus politikalarının adadaki demografik dengeyi değiştirmeyi amaçladığını savundu.
Türkiye’nin Yunanistan üzerindeki baskısını artırdığını ve Batı Trakya’daki Müslüman azınlık konusunu da iki ülke arasındaki ilişkilerde bir siyasi araç olarak kullandığını iddia eden Del Valle, Ankara’nın Bulgaristan’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada Müslüman topluluklar üzerinde nüfuz oluşturmak istediğini söyledi.
Del Valle ayrıca Erdoğan’ın 2008 yılında Almanya’daki Türklere yönelik asimilasyonu “insanlık suçu” olarak nitelemesini de hatırlattı. Bu yaklaşımın, Avrupa ülkelerindeki Müslüman toplulukların yaşadıkları ülkelere entegrasyonuna karşı bir tutum olduğunu savundu.
Söyleşinin bir diğer önemli bölümü İbrahim Anlaşmaları oldu.
Del Valle, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer bazı Arap ülkelerinin İsrail’le ilişkileri normalleştirmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Ancak Avrupa’daki Müslüman toplulukların önemli bir bölümünün, Türkiye, Katar ve diğer bazı ülkelerin desteklediğini öne sürdüğü İslamcı ağların etkisi altında bulunduğunu savundu.
Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları’nın Avrupa’daki bazı Müslüman çevrelerde diplomatik bir ilerleme yerine “İslam’a ihanet” olarak algılandığını ileri sürdü.
Del Valle, bazı Avrupa Müslüman çevrelerinde İsrail’in var olma hakkına yönelik tutumun, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Suudi Arabistan ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı Arap ülkelerinden bile daha radikal hale geldiğini iddia etti.
Söyleşinin son bölümünde Del Valle, Mısır doğumlu yazar ve araştırmacı Bat Ye’or’un, Müslüman yönetimler altında yaşayan gayrimüslimlerin tarihsel konumuna ilişkin görüşlerine de değindi.
Del Valle, Avrupa’nın sömürgecilik geçmişi nedeniyle geliştirdiğini savunduğu suçluluk duygusunun, Batı toplumlarının kendi kimliklerini ve değerlerini savunmakta zorlanmasına yol açtığını öne sürdü.
Avrupa’nın İslam’a yönelik eleştirilerden kaçındığını, camileri finanse ettiğini ve karşılıklılık ilkesi olmadan dini ve siyasi ideolojilerin yayılmasına izin verdiğini savunan Del Valle, bu süreci “gönüllü dhimmitude” olarak tanımladı.
Fransız yazar, Avrupa’nın göç, İslamcılık ve kimlik politikaları karşısındaki mevcut yaklaşımının uzun vadede kıtanın siyasi ve kültürel yapısını değiştirebileceği görüşünü dile getirdi.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
