Perşembe, 17 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 14 Ağustos 2026 13:28
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Yıkıma giden süreç-Sertaç Eş (Cumhuriyet)

Son genel seçimde Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığına aday oldu. O dönemki CHP’nin gözünden bakılırsa seçim kazanılıyordu. Olmadı, sürekli pompalanan büyük umutlar çöktü, yıkım geldi. Yıkım konusunu biraz açmak artık kaçınılmaz. Çünkü geçmişten ders almak gerek.

Kılıçdaroğlu, “CHP’nin, ne kadar az CHP’li olursa” seçim kazanacağı düşüncesiyle hareket etti. Büyük ödünler verildi. Örneğin laiklik. “Başörtüsüne serbestlik” tasarısı bu konunun sembolü oldu. İktidar bu konuyu güzel kullandı: Gördünüz mü bakın, CHP’yi bile bu noktaya biz getirdik.

Bir örnek de 6 oktan biri olan milliyetçilik. Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, Kürt yurttaşlardan oy alma gerekçesiyle Atatürk milliyetçiliğini tedavülden kaldırdılar. İçeriksiz, özelliksiz, vurgusuz geçen bir propaganda döneminde AKP, Kılıçdaroğlu’nu “PKK ile ortak olmakla” suçlayan montaj videolar yayınlandı. AKP’nin buradaki temel hedefi, Cumhur ittifakı kitlesinin kaymasını engellemekti, başarı sağlandı. İkincil hedef ise CHP tabanındaki güçlü ulusalcı kitleyi etkilemekti. Bu hedef de işe yarayacak düzeyde tutturuldu.

Bu iki konuda CHP ve Kılıçdaroğlu’nun savrulmaları 2023 Mayıs seçiminde yıkımı getirdi.

CHP’deki yıkım artık derinleşerek ve boyutlanarak sürüyor. İktidarın mimarı olduğu yıkım projesini Kılıçdaroğlu uyguluyor. Parti köklerinden uzaklaşıyor, tabanından hızla kopuyor. YENİ Parti yönetiminin hata yapmasını ve hiç olmazsa birazcık seçmenin geri gelmesini o kadar çok istiyorlar ki… Ama siyaseti bilenler, bunun da gerçekleşmeyeceğini savunuyor.

Gelelim günümüze… Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, mevcut görünen CHP’den daha da küçük. Çerçeve yasasının oylamalarına bakın bu gerçek ortaya çıkacaktır.

Çerçeve yasaya, Kılıçdaroğlu’na tam bağlı olan milletvekilleri oy verdi. Bir de Kılıçdaroğlu’nun kararıyla TBMM’de milletvekili olanların tamamı “evet” dedi. Yani Kılıçdaroğlu, içeriden ve dışarıdan büyük destek sağlamış oldu AKP’ye. Yasaya destek rakamı 467. Müthiş bir çoğunluk ancak toplumun düşüncesini ne kadar temsil ediyorlar bilmiyoruz.

Sınırlı sayıda PKK’liye af anlamına gelen yasanın olası siyasi sonuçları ve uygulanma şekli konusunda değerlendirme yapılmalı. 467 milletvekili, topluca onayladıkları yasa ile Erdoğan’a inanılmaz olanaklar sunmuş durumda. Erdoğan, isterse “Kürt yurttaşlar için bir şey yapmış tek lider” propagandasını yapabilecektir. Bu yolu kullanmak uygun olmaz, olaylar tersine gelişirse, kendisine tam bağlı ve güçlü bürokrasisiyle yasayı uygulamaz ve “ülkeyi koruyan kollayan” lider propagandasını kullanma şansına da sahiptir. Yasada, olası tüm değerlendirmeler düşünülmüş, birçok noktada gerekli “çıkış rampaları” hazır bir şekilde ayarlanmış. Kimlerin yasadan yararlanacağı zaten açık. Gelecek başvuruları mahkemeye gönderme yetkisi oluşturulacak kurulda olacak. Otomatik bir işleme yok yani. Ceza ertelemelerinden yararlananların 2-3 yıl sonra siyasete girmelerine olanak sağlayacak süreci başlatma yetkisi de yine kurulda. Yani yasa ile ilgili yaprağın kıpırdayabilmesi için iktidarın birincil partisi AKP’nin oluru şart. Yasayla sağlanan tüm olanakları kullanmak için de eksiğinin nerede, ne kadar olduğuna karar vermek de Erdoğan’a kalıyor.”

Devlet teröristle barışabiliyorsa vatandaşıyla neden barışamıyor?-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)

“Eğer silahlar gerçekten susacaksa… Eğer artık genç askerlerimiz tabutlarla evlerine dönmeyecekse…

Eğer dağlarda genç insanlar birbirlerini öldürmeyecekse… Eğer Türkiye enerjisini teröre değil üretime, eğitime, bilime, refaha harcayacaksa… Bundan kim rahatsız olabilir?..

Barış süreçleri dünyanın her yerinde risklidir… Üstelik haklarını teslim edelim ki burada muhalefet değil, bu süreci yürüten AKP ve MHP siyasi risk alıyor…

Çünkü barışı yapmak, bazen savaşı sürdürmekten daha fazla siyasi cesaret gerektirir…

Dolayısıyla Terörsüz Türkiye gerçekten başarıya ulaşırsa bunu kimsenin küçümsememesi gerekir ama…

Madem Türkiye yeni bir sayfa açıyor, neden o sayfayı hep birlikte açmıyoruz?..

Devlet, ‘daha fazla insan ölmesin’ diye, elinde silahla yıllarca kendisine karşı savaşmış insanları yeniden topluma kazandırmanın yollarını arıyor…

Neden?.. ‘Toplumsal barış sağlansın’ diye… Peki aynı Devlet; elinde hiç silah taşımamış, kimseyi öldürmemiş, kimsenin burnunu kanatmamış, Devletin malına zarar vermemiş; sadece konuşmuş, yazmış eleştirmiş ama… İftiralar ya da iltisaklandırmalar nedeniyle hayatları altüst olmuş, işlerinden çıkarılmış, mesleklerinden uzaklaştırılmış, aileleriyle birlikte yıllardır ağır sosyal ve ekonomik sonuçlar yaşamış on binlerce insanıyla barışmayı neden istemiyor?..”

Çeyrek asırlık öykünün sonu: AKP’den sessiz veda-Yaşar Aydın (BirGün)

Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan 25 yıl önce Ankara’da Bilkent Otel’de gerçekleşen basın toplantısıyla AKP’nin kuruluşunu açıkladı. Karşısında Bülent Arınç, Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun, Abdüllatif Şener gibi isimler oturuyordu. Bu isimler, Fazilet Partisi’nin AYM tarafından kapatılmasından sonra Erbakan’ın önderliğinde yeni adres olarak nitelenen Saadet Partisi’ne geçmeyi reddeden, “yenilikçiler” diye anılan gruptu. Parti, kendisini din merkezli, Milli Görüş geleneğinin devamı bir hareket olarak değil, merkez-sağda yer alan “Muhafazakâr Demokrat” bir parti olarak tanımladı. Aydınlanmayı, geleceği ve kalkınmayı temsil etmesi amacıyla sarı ve siyah renklerden oluşan ampul simgesi seçildi. AB’ye uyum süreçleri, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, sivilleşme ve ekonomik reformlar ön plana çıkarıldı. Dönemin çağrısına uygun müthiş bir metindi.

AKP’nin kuruluşunun deklare edildiği toplantıda Erdoğan’ın konuşması uzun ve çok başlıklıydı. Ama en ilginci de AKP’yi kuranların gerçek niyetini özetleyen bu cümle oldu: “Bugün Türk siyasal hayatında lider oligarşisinin çöktüğü gündür.” Aslında bu cümle bile tek başına vaat edilenle ülkeye yaşattıkları arasındaki derin uçurumu gösterir nitelikte. Ortak akıldan, demokrasiden bahsedenlerin yarattığı ülke Saray’a sıkışmış otoriter İslamcı bir yönetim oldu. AKP, kuruluşunun üzerinden geçen 25 yıl boyunca sürekli ittifaklarla yol yürüdü. Yanından cemaatçileri, merkez sağcıları, liberalleri, milliyetçileri, Kürt siyasetçilerini eksik etmedi. Kime ne zaman ihtiyaç duyduysa onunla yürüdü. İşlevi kalmayanı balondan attı. Partiyi kuranlardan geriye kalan isimler bir elin parmağını geçmez duruma geldi. AKP yenildi. İdeolojik olarak yenildi. Politik olarak yenildi ve son olarak örgütsel olarak da yenildi. Kuruluşunun 25. yılının sonunda Saray’a, tek adama sıkışan, parti binalarına iş ve yardım isteyenlerin dışında kimsenin uğramadığı bir yapıya dönüştü.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi AKP’nin bir parti olarak bitmesini sağlayan son adım oldu. Bugün büyük gösteriler düzenlenecek. Partiye yeni katılımlar bekleniyor. Ülkeye “ayaktayız” mesajı verilecek. Oysa başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP’liler de biliyor ki ortada bildik anlamda bir parti kalmadı. İktidar ve devlet olanaklarıyla ancak ayakta durabilen kâğıttan bir kaplana dönüştü. Çünkü tüm karar alma mekanizmalarını Saray’a sıkıştıran zihniyet artık bir partiye ihtiyaç bile duymuyor. Halk, halkın karar alma mekanizmalarına katılması iktidar elitinin en çok korktuğu şey. Bu durumu partinin kurucu isimlerinden Bülent Arınç, 25’inci yıl mesajında “Gezi, Cumhurbaşkanı için travma oldu” diyerek özetliyor. Kurulduğunda büyük övgüler düzdüğü halk, Erdoğan için korku haline geldi. Sadece halka değil kendi seçmenine de aynı gözle bakmaya başladı. Seçmenin, örgütün ayak bağı olmaktan başka bir anlamı kalmadı. Mesele öyle bir noktaya geldi ki parti yönetiminde bulunan bir ismin Cumhurbaşkanı özel kalemi kadar etkisi yok.”

13 Eylül Partisi-Hakkı Özdal (Evrensel)

“İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ilk çeyreği, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanında yüzyıl boyunca önemli değişimlere yol açacak parametrelerin gelişmekte olduğu bir evreyi de işaret etmektedir. Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olamamakla kalmayacak; aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.”

Bu sözler, Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) 80. kuruluş yıldönümü nedeniyle, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in yaptığı kısa ama çarpıcı açıklamada yer alıyordu. Tarihi 5 Ocak 2007’dir ve aynı yıl, “Cumhurbaşkanlığı krizi” olarak adlandırılan geniş spektrumlu siyasi çatışmanın seyri, Türkiye için de yüzyılın ilk çeyreğini tayin edecek şekilde ‘çözülme’ seyrine girecektir. Sözcüğün iki anlamıyla da çözülme. ‘Eşinin başı örtülü biri cumhurbaşkanı olabilir mi’ gibi son derece sembolik, ama çatışmanın esasını tek başına ifade etmekten uzak bir tartışma zemininde; “367 krizi”, “Cumhuriyet mitingleri”, “27 Nisan e-muhtırası”, 22 Temmuz’daki erken seçim ve bu seçimden AKP’nin zaferle çıkması, Abdullah Gül’ün (eşinin başı örtülü) cumhurbaşkanı seçilmesi ve 21 Ekim’de Cumhurbaşkanının bundan sonra halk oyuyla seçilmesi yönünde sonuçlanan anayasa referandumu gibi belirleyici olaylar, MİT Müsteşarının bu konuşmasından sonraki—deyim yerindeyse fırtına gibi geçen—10 ay içinde olup bitmiştir. AKP ve (giderek etkisi artıp sonunda bugünkü baskınlığına ulaşacak şekilde) Erdoğan, bu çatışmayı kazanmış ve elbette, MİT Müsteşarının konuşmasında da dile getirilen uluslararası çerçeve bu sonuçta belirleyici olmuştur. Bu, esasen sermaye ve devlet içinde cereyan eden, toplumsal sahnede ise “İslamcı AKP” ile “laik bürokrasi ve ordu” arasındaki bir kavgaymış gibi görünen fazdır.

Bugün kuruluşunun 25. yılını geride bırakan AKP, devlet içinde belirleyici kırılması 2007 yılındaki olaylar zinciriyle yaşanmış bir sermaye iktidarı mücadelesinin merkez karargâhı oldu. Biçim değiştirerek nihayetinde ülke tarihinde eşi görülmemiş bir tek adam rejimine dönüşen, dolayısıyla bir siyasi parti olarak AKP’nin bile önemini (yapısına da uygun şekilde) ‘‘Saray’ olarak adlandırılan politik merkeze devrettiği alt üst oluş, devlet içindeki güç paylaşımının sermaye sınıfı açısından yeniden dağıtıldığı bir sınıf ekonomik-politik çatışmanın sonucudur. AKP’nin İslamcılığı da başka ülkelerdeki İslamcılıklara benzer şekilde, burjuvazi içindeki bir çatallanmanın doğurduğu, geliştirdiği bir ideolojik kabuktur. AKP’nin atası olarak görülen Milli Görüş hareketinin 1970’lerdeki ortaya çıkışından başlayarak siyasal İslamcılık, tekelci burjuvaziye karşın hem ölçek hem de politik güç olarak daha küçük ve orta sıklette bulunan, devletin (kredi, kota, teşvik gibi) seçici kayırmalarına daha zor erişen, uluslararası pazarlara erişimi sınırlı ya da olanaksız olan sanayici ve tüccarların çıkar birliğini ifade eden bir kapitalist dayanışma siyasetidir. Neredeyse istisnasız kabul görür ki, hareketin ortaya çıkışında belirleyici etmen, Necmettin Erbakan’ın Anadolu’daki bu küçük ve orta ölçekli kapitalistlerin desteğiyle seçildiği TOBB başkanlığından büyük burjuvazinin marifetiyle indirilmesi ve ardından çok istemesine rağmen Adalet Partisine kabul edilmemesinin ardından Milli Nizam Partisini kurması olmuştur. 1970’lerde yüzde 10’u aşan oy oranları ve biri de CHP ile olmak üzere genellikle sağcı-milliyetçi partilerle kurduğu üç koalisyonun küçük ortağı olarak sıklıkla iktidar bileşiminde yer alması, bu partinin tekelci burjuvaziyle çıkarları çelişen katmanlarla özellikle taşrada kurduğu güçlü bağların bir sonucuydu. Erbakan’ın devlet destekli ‘ağır sanayi’ paradigması, sermayenin bu kesimlerinin devlet imkanlarına erişme konusundaki hasletlerinin de bir ifadesidir.”

Ağustos Enflasyon Raporu-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış (Dünya)

“Yılın üçüncü enflasyon raporu toplan­tısı gerçekleştirildi. Toplantıdan ön­ce merak edilen konuların başında yıl sonu enflasyon tahmininin hangi rakama gün­celleneceği vardı. Diğer bir konu da fonla­ma maliyeti ve politika faizine dair yapıla­cak yönlendirmeydi.

Başkan Fatih Karahan yaptığı sunumda öncelikle yurt dışı koşulları özetledi. Pet­rol fiyatlarının son dönemde tekrar art­mış olması, küresel enflasyon beklentile­rindeki artışlar ve büyüme beklentileri­nin aşağı yönlü güncellenmesi bu bölümün önemli iletişimiydi. İhracat ağırlıklı büyü­me endeksinin ilk enflasyon raporundaki %2.3’lük seviyesinden %1.6’ya gerilemesi ihracatımız açısında işlerin ne kadar zor­laştığını net bir şekilde gösteriyor. Geliş­miş ülkelerde faizin %2.7’den %3.1’e yük­selmiş olması da yine Türkiye ekonomisi aleyhine olan bir gelişme.

Sonraki bölümde Başkan yurt içi ekono­mik gelişmelerden bahsetti. İç talebin za­yıfladığını, hizmetler sektöründe 2020 yı­lından beri yaşanan hızlı büyümenin artık yataylaşmaya başladığını vurguladı. Sanayi üretiminde ise 2026 yılında büyüme eğili­minin arttığını göstermekle birlikte bu bü­yümenin sektörlerin geneline yayılmadığı­nı vurgulayan bir yansı kullandı.

Kapasite kullanımında 2024 yılından beri gözlenen aşağı yönlü eğilimin sürdüğünü, bu duru­mun sıkı para politikası koşulları yanında zayıf dış talepten kaynaklandığını belirtti. Soru – cevap bölümünde de konuşulduğu üzere, Başkan sanayi üretimindeki zayıf ar­tışın daha ziyade kapasite kullanımındaki düşüşten kaynaklandığını, üretim kapasi­tesinde bozulma olmadığını söyledi. Bu du­rum bir süredir konuştuğumuz ve üzerinde daha fazla durulması gereken bir konu.

Sunumdaki diğer bir önemli yansı ise çıktığı açığı üzerineydi. Çıktı açığı bilin­diği gibi mevcut ekonomik aktivitenin po­tansiyel büyümeye göre durumunu göste­riyor. Sunumdan görüldüğü gibi çıktığı açı­ğı belirgin bir şekilde ancak 2026 yılının ilk çeyreğinde negatif oluyor. Bir başka de­yişle, tüm çabalara ragmen ekonomi 2026 yılının ilk yarısına kadar belirgin bie şekil­de yavaşlamadı.

Dolayısıyla, sektör bazın­da enflasyonist baskılar güçlü kaldı. İran- ABD savaşının büyüme üzerindeki etki­lerine ek olarak hem banka kredilerinde büyümesi sınırlarının düşürülmesi, hem de kredi kartları limitlerine dair alınan ka­rarlar iç talebin belirgin şekilde yavaşla­masına neden oldu. Bu dönemde uygula­nan ücret politikalarının da neticesi olarak reel alım gücü yıl içerisinde geriliyor.

Ayrı­ca, altın fiyatlarındaki gerilemenin yarattı­ğı iç talebi baskılayıcı etkiyi Başkan Kara­han soru-cevap bölümünde tekrar vurgu­ladı. Sonuç olarak, sıkı para politikasının yaratmasını beklediğimiz etkileri 2026 yı­lının ilk yarısından itibaren görmeye baş­ladık diyebiliriz.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale “Türkiye Osmanlı gibi tehdit!”
Sonraki Makale Serdar Akinan’ın vasiyeti

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

“Bağımsızlık” ilan eden köy

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
GünlükManşet

Gazetelerin köşe yazılarından

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
GünlükManşet

10 soruda Yassıada’da ne oldu?

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
EditörGünlük

Rus generale İHA suikastı

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?