Perşembe, 12 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

“Türkiye İsrail’i kuşatıyor”

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 1 Mart 2026 01:09
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Fransız yazar, gazeteci ve belgeselci Pierre Rehov’un, aşırı sağcı Amerikan düşünce kuruluşu Gatestone Institute’un internet sayfasında çıkan “Erdoğan’ın Sünni Kuşatması: Türkiye’nin İsrail’i Çevreleme Girişimi” başlıklı yazısı:

Dünya kamuoyunun büyük bir kısmı İran ve onun Şii eksenine odaklanmışken, başka bir jeopolitik gruplaşma şekilleniyor. Bu daha sessiz, daha pragmatik ama ABD, İsrail ve Orta Doğu için potansiyel olarak önemli.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sünni dünyayı Ankara’nın liderliği altında birleştirmeyi hedefleyen iddialı bir diplomatik hamle başlattı. Amaç yalnızca eski rakiplerle barışmak değil. İsrail’i çevreleyen Sünni bir diplomatik-stratejik “duvar” ya da “ilmik” inşa etmek; İran’ın “Şii hilali”nin yerine yeni bir Sünni güç yapısı kurmak.

Şubat 2026’nın başında Erdoğan, bir dönüm noktası niteliği taşıyan Orta Doğu turuna çıktı. 3 Şubat’ta Suudi Arabistan’ı, 4 Şubat’ta Mısır’ı ziyaret etti. 7 Şubat’ta ise Ürdün Kralı II. Abdullah’ı İstanbul’da ağırladı. Bu görüşmeler sembolik değildi. Türkiye’nin, Müslüman Kardeşler’e verdiği ideolojik destek ve Körfez monarşileriyle yaşadığı gerilimler nedeniyle bozulan ilişkilerini 2022’den bu yana onarma sürecinin tepe noktasıydı.

Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşması özellikle dikkat çekici. 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesinin ardından yaşanan gerilimin ardından Ankara ve Riyad artık stratejik iş birliğine yönelmiş durumda. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yapılan görüşmelerde önemli anlaşmalar ortaya çıktı. Bunlar arasında Türkiye’de yenilenebilir enerji projelerine 2 milyar dolarlık Suudi yatırımı bulunuyor. Savunma iş birliği, Türk insansız hava araçları ve hava savunma sistemleri için teknoloji transferini kapsayacak şekilde genişletildi. İkili ticaretin 50 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Erdoğan, Suriye’den Gazze’ye kadar bölgesel istikrarsızlık karşısında “artan stratejik güvene” vurgu yaptı. Türk ve Suudi yetkililer giderek daha fazla İsrail’i bu alanlarda istikrarsızlaştırıcı bir aktör olarak tanımlıyor. Ortaya çıkan ortaklık yalnızca ekonomik değil; İsrail’in açıkça zikredildiği bir tehdit algısına karşı koordineli bir pozisyon.

Mısır ise daha da dramatik bir değişimi temsil ediyor. 2013’te Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesinin ardından Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e verdiği destek nedeniyle on yıl süren düşmanlığın ardından Erdoğan’ın Kahire ziyareti uzun süren gerilimi sona erdirdi. Türkiye ve Mısır, ortak silah üretimi, istihbarat paylaşımı ve askeri tatbikatları kapsayan 350 milyon dolarlık bir askeri çerçeve anlaşması imzaladı. Türk hava savunma sistemleri ve mühimmat teslimatları planlanıyor, ticaretin 15 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.

Stratejik olarak Mısır’ın katılımı koalisyonun kapsamını genişletiyor. Süveyş Kanalı’nın bekçisi ve Kuzey Afrika’nın başaktörü olan Mısır, İsrail ekonomisi için kritik deniz yollarını etkileyebilecek lojistik bir kaldıraç sağlıyor. Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdel Fattah el-Sisi arasındaki görüşmelerde Gazze, Suriye ve Afrika’nın da ele alındığı bildiriliyor. Bunlar iki ülkenin İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) etkisine dair ortak kaygılar paylaştığı bölgeler.

Uzun süredir İsrail’in güvenlik ortağı olan Ürdün de Türkiye ile daha yakın bir hizalanmaya çekilmiş durumda. Ortak açıklamalarda Suriye ve Gazze’de barış vurgulanırken bölgesel istikrara dair “ortak endişeler” öne çıkarıldı. Erdoğan’ın Amman’a olası ziyareti de gündemde; bu da Ürdün’ün Ankara’nın genişleyen ağındaki yerini güçlendiriyor.

9 Şubat 2026’da Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları ortak bir bildiri yayımlayarak “işgal altındaki topraklarda İsrail’in genişlemeci politikalarını” kınadı ve İslam birliği çağrısı yaptı. İsrail medyası bu açıklamayı, Türkiye’nin birleştirici rol oynadığı “İsrail karşıtı çıkar koalisyonu”nun kanıtı olarak yorumladı.

Bazı analistler ortaya çıkan yapıyı “Sünni ekseni” ya da “ilmik” olarak tanımlıyor: Müslüman Kardeşler ideolojisinden etkilenmiş, Türk askeri gücüyle desteklenen, Katar ve Suudi Arabistan tarafından finanse edilen ve Gazze üzerinden genişleyerek İsrail’i çevrelemeyi amaçlayan bir yapı. 2017–2021 arasındaki sınırlı Türkiye-Katar ittifakı, daha geniş bir ekonomik ve diplomatik nüfuz stratejisine evrilmiş görünüyor.

Yine de bazı yapısal sınırlar mevcut.

Suudi Arabistan, Sünni İslam’ın kutsal mekanlarının koruyucusu olarak dini liderliği Ankara’ya bırakmaya istekli değil. Mısır, Arap dünyasında demografik ve askeri ağırlığını koruyor. BAE ise Mohamed bin Zayed Al Nahyan liderliğinde siyasi İslam karşıtı, teknokratik bir çizgi izliyor ve bu yaklaşım Erdoğan’ın ideolojik eğilimleriyle örtüşmüyor. Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e yakınlığı da sürtüşme kaynağı olmaya devam ediyor. Yine de, BAE hariç, koalisyonun temel hedefi açıkça İsrail’i “çevrelemek” gibi görünüyor.

Türkiye-İsrail ilişkileri sert söylem ile pragmatik iş birliği arasında gidip geliyor. Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu Hitler’e benzetmiş ve İsrail’i Nazi benzeri politikalar izlemekle suçlamıştı. Buna rağmen ekonomik ilişkiler sürüyor ve Doğu Akdeniz enerji çıkarları zaman zaman örtüşüyor. Erdoğan, Filistin meselesini İslami liderlik konumunu güçlendirmek için kullanırken, doğrudan askeri çatışmadan kaçınıyor.

Daha geniş koalisyon ise daha karmaşık dinamikler barındırıyor. Suudi Arabistan, ABD ile İsrail’le normalleşme konusunda görüşmeler yürütüyordu; ancak bu süreç büyük ölçüde durmuş ya da çökmüş görünüyor. Suudi medyasında yeniden açık İsrail ve semitizm karşıtı söylemler görülmeye başlandı. Krallık, Katar ve Türkiye gibi İsrail karşıtı ülkelere daha fazla yaklaşırken, BAE ile gerilimler artıyor.

Mısır, 1979’dan beri İsrail ile “soğuk barış” içinde olmasına rağmen Sina Yarımadası’nda askeri altyapısını genişletmiş durumda. Ürdün ise iç politikada yoğun İsrail karşıtı duyguya rağmen güvenlik koordinasyonunu sürdürüyor.

Bu devletler İsrail’e karşı açık bir askeri ittifaka girer mi? Belki şu an değil. Ancak Erdoğan’ın stratejisi hemen savaş gerektirmiyor, kademeli bir çevreleme öngörüyor. Bu durum özellikle Afrika’da, özellikle Kızıldeniz kıyılarında net biçimde görülüyor. Libya’dan Sudan’a, Somali’ye kadar Türk ve Mısır istihbaratlarının rakip etkileri sınırlamak ve İsrail’in stratejik erişimini daraltmak için koordinasyon içinde olduğu bildiriliyor.

Libya’da daha önce Türkiye destekli Trablus ile Mısır destekli Halife Hafter güçleri karşı karşıyayken, şimdi Ankara ve Kahire ülkeyi istikrara kavuşturma ve İsrail’e yakın görülen BAE destekli milisleri sınırlama yönünde yakınlaşıyor. Sudan’da iç savaş sürerken Türkiye’nin lojistik ve istihbarat desteği sağladığı, Suudi Arabistan ile birlikte İsrail’in Kızıldeniz erişimini tehdit edebilecek bir konum oluşturduğu belirtiliyor.

Somali’de ise Mısır’ın askerlerinşn sayısı 10.000’e ulaşmış durumda. Türkiye, Mogadişu’da en büyük denizaşırı askeri üssünü bulunduruyor ve Somali güçlerini eğitiyor. Suudi-Somali savunma anlaşması bu ekseni güçlendirirken, Bab el-Mendeb Boğazı çevresinde konumlanma sağlıyor. Burası küresel ticaret ve İsrail taşımacılığı için kritik bir geçiş noktası. Resmi hedef Kızıldeniz’i “yabancı askeri varlıktan” korumak; örtük anlam ise İsrail’i sınırlamak.

Bu gelişen yapı, geçmişte ABD ile uyumlu ve İsrail’e karşı en azından toleranslı olan “ılımlı Sünni kampın” dönüşümünü temsil ediyor. İsrailli analistler bunu giderek İran’ın Şii ekseninin yerini alan Müslüman Kardeşler etkili bir Sünni blok olarak tanımlıyor.

Nihai hedef iki yönlü görünüyor: İslam İş Birliği Teşkilatı gibi platformlar üzerinden diplomatik izolasyon ve enerji hatları ile deniz yolları üzerinden ekonomik baskı. Koalisyon kendisini barış yanlısı olarak sunuyor; ancak bu “barış”, bazı yorumlara göre İsrail’in ortadan kaldırılması anlamına gelebilir.

Bu bağlamda Netanyahu sert bir duruş sergiliyor. 19 Ocak 2026’da Knesset’te (parlamento) yaptığı konuşmada Gazze’de “Türk ya da Katarlı asker olmayacağını” açıkça söyledi. Bu çıkış, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek için “Barış Kurulu” oluşturduğunu açıklamasının hemen ardından geldi. Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuda açık bir anlaşmazlık yaşamaktan çekinmedi ve İsrail’in Gazze’de hangi aktörlerin yer alacağına kendisinin karar vereceğini vurguladı.

Bu tutum, Türkiye’nin Gazze’de askeri ya da siyasi yer edinmesini engellemeyi, savaş sonrası düzenlemelerde kontrolü elde tutmayı ve Washington’a Türkiye’nin uzun vadeli bir tehdit olduğunu göstermeyi amaçlıyor.

Öte yandan, BAE’nin İsrail ile normalleşme çizgisi Türkiye’nin bölgesel liderlik arayışıyla çatışabilir. Mısır, Müslüman Kardeşler’in yeniden yükselmesinden endişe duymaya devam ediyor. Suudi Arabistan ise Sünni liderlik konusunda Ankara ile rekabet halinde.

Tüm bu engellere rağmen Erdoğan’ın yönelimi net görünüyor: Askeri ve ekonomik temellere dayanan bir Sünni hizalanma ile İsrail’in stratejik alanını daraltmak. İran’ın Şii hilali zayıflarken, onun yerini yeni bir yapı alıyor. Bu yapı açıkça askeri değil; kendisini İsrail karşıtı bir ittifak olarak ilan etmiyor. Ancak enerji anlaşmaları, savunma iş birliği, istihbarat koordinasyonu ve çok taraflı bildiriler yoluyla Orta Doğu’daki güç dengesini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.

Önümüzdeki yıllar bu Sünni “duvarın” güçlenip birleşik bir cepheye dönüşüp dönüşmeyeceğini ya da rekabetçi çıkarlar nedeniyle zayıflayıp zayıflamayacağını gösterecek. İsrail açısından ise rehavet bir seçenek değil. Çevreleme artık Şii değil, Sünni olabilir ve ilk aşamada askeri değil, diplomatik olabilir. Jeopolitikte baskının biçiminden çok, birikimli etkisi belirleyicidir.

Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiDiplomasiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Akdeniz’deki “gri alanlar”
Sonraki Makale Günün köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

THY Erivan seferine başladı

Medya Günlüğü
12 Mart 2026
GünlükManşet

Salih Müslim’in portresi

Medya Günlüğü
12 Mart 2026
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
12 Mart 2026
EditörGünlük

Ermenistan’da ilginç istifa

Medya Günlüğü
12 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?