Bu aralar yine “ideolojik” dogmalara takmış durumdayım.
Bu ideolojik dogmalardan biri de “milliyetçilik.” Buna göre, kökeninden gurur duyduğun zaman otomatikman faşist oluyorsun, faşist olunca da haliyle solcu olamıyorsun!
Ama “ezilen ulus milliyetçiliği” diye bir kavram uydurup basbayağı “kafatasçı” olabilirsin.
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben solun adil paylaşım ve fırsat eşitliğine inanan biriyim ama Türk olmaktan da gurur duyuyorum.
Marx ve takipçileri ideolojilerindeki boşluğu doldurmak için Doğu toplumlarına “Asya Tipi Üretim Tarzı” diye bir şey uydurmuşlar.
Efendim toprak devletinmiş, mülkiyet yokmuş, devlet zorla alırmış, köylü de sömürülürmüş.
Bir kere ön Türkler ve İslam öncesi Türklerde devlet yoktu, boy (uruğ) yapısı vardı ve devlet denilen şey boylardan oluşan federe bir yapıydı; boyların temeli de “ortak çıkarlardı” yani komün yaşarlardı.
Zaten bu geleneğin devamı olarak Türklerde devlet hiçbir zaman ceberut olmadı, elbette her organizasyonun kusurları vardır ama Batı’daki devlet anlayışı Türklerde yoktur. Zaten Türkler zulmeden hükümdara karşı hiçbir zaman susmamıştır.
Konuya böyle bakınca, tam bir Türk milliyetçisi olan Atatürk’ün emperyalizme ilk tokadı atması da garip değil.
Bu dünyada eşit paylaşım ve fırsat eşitliği problemi olduğu kesin, kapitalizmin kâr hırsının acı ve savaş ürettiğini herkes kabul ediyor.
Ama Türk töresi bu adil paylaşım, fırsat ve cinsiyet eşitliği üzerine kuruludur.
Sol ideoloji ile ters yanı yoktur, hem solcu hem Türk olunur.
Not; Tomris Hatun dünyanın belki de ilk kadın hükümdarıdır, Türklerde kadın erkek birlikte ibadet eder, eğer bir hanede kız çoçuğu varsa erkek çocuklardan önce o sürüden çeyizini seçer, istediği kişi ile evlenir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
