Futbol tribünleri son yirmi yılda korkunç bir değişikliğe sahne oldu.
İnsani değerler kayboldu. Yerine nefret, öfke, cehalet ve kaba kuvvet geldi. Coşkulu ama rakibe saygılı taraftarlar gitti. Boşluğu holiganlar doldurdu.
Futbol sahalarından sokaklara taşan, bütün ülkeyi saran nefret ve düşmanlık iklimi sporun sınırlarını da aştı ve artık bir sosyal pandemiye dönüştü.
Bir zamanlar ortak renklerin, masum tutkuların ve aidiyetin mekânı olan tribünler; bugün kaba gücün, organize nefretin ve sıradanlaşmış vicdansızlığın merkezi durumunda.
Birkaç on yıl önce farklı takımların taraftarları omuz omuza maç izlerken, bugün aynı insanlar sokakta karşı karşıya gelmekten korkar hale geldi.
Bu zehirli iklimin en organize tetikleyicisi olan holiganizm, masum bir azınlık ile sınırlı olmaktan çıktı, gençlerin zihnini ve toplumsal dokuyu kemiren bir çeteleşmeye dönüştü.
Milyonları saran bu tehlikeli oluşum, aynı zamanda korkunç bir rant ekonomisi yarattı. Futbol çevresinde dönen devasa paraya uzanmak için tribün ağaları, kara paracılar, yasa dışı bahisçiler stadyumlara girdiler.
Sanal dünyada küfür ve soytarılık
Sosyal medya, holiganların ağızlarından köpükler saçarak sağa sola saldırdığı bir arenaya döndü. Yalan ve küfür temel iletişim biçimi oldu.
Bazı kadınlar bile telefonun kamerasını açıyor, rakip kulüplere belden aşağıya küfürler ile sataşıyor ve alaylı videolar ile tıklanma dileniyor.
Düşünce adına en küçük bir marifeti olmayan aciz bir kitle, saldırganlığı kimlik olarak benimsiyor ve edepsizlik pazarlıyor.
Erkekler bir yana, yaşını başını almış, suratı boyacı küpüne dönmüş bazı orta yaş kadınları bile, bu zavallılığın pençesine düşmüş. Telefonunu açıp rakip kulübe, hiç tanımadığı taraftarlara küfürler yağdırıyor. Utanmak falan hak getire.
Kitleselleşmiş ödleklik
Holiganizm, bireysel sorumluluğu yok eden bir grup psikolojisidir.
Tek başına olduğunda silik ve ödlek bir varlık olan tipler, kalabalıkların arasına saklandıklarında sahte bir cesaret üretirler.
Aslında bu durum, kitleselleşmiş bir korkaklıktır. Cesur insan kavgadan kaçınır; holigan ise şiddeti ancak arkasında bir çete gücü varken tercih eder.
Slogan yerine küfür
Eskiden tribünlerde mizah içeren, zekâ barındıran tezahüratlar vardı.
Bugün ise, bu yaratıcılık yerini tamamen nobranlığa bıraktı. Küfür; rakibe, oyuncuya hatta kendi takımına yöneltilen sıradan bir iletişim diline dönüştü.
Düşünce dünyası çoraklaşan bu kuşak, ifade edemediği öfkeyi en ilkel kelimelerle sosyal medyaya kusmaktan utanmıyor.
Şiddetin ve yalanın normalleşmesi
Sözüm ona yorumcular, it kopuk tayfası, tribün çapulcuları, iğrenç tezahüratlarla, sosyal medya linçleriyle ve sözde yorumlarla yangına benzin döküyor.
Bu sapkın kültür, şiddeti “tuttuğu takıma sadakatin” bir bedeli olarak görüyor. Oysa tutku inşa eder, şiddet ise yalnızca yıkar.
Şiddet sadece sokaklar ile sınırlı değil.
Oyuncular, onların aileleri, yöneticiler de birer hedef haline geldi.
Bir sonraki adım ne olur?
Bu yıkımın akabinde ise yalan kültürü baş gösterir. Holigan; grubunu aklamak, rakibini karalamak ve suçunu örtmek için sürekli gerçeği bükmek zorundadır.
Suçun statü sembolü olması
En büyük tehlike, suçun ve suçluluğun övülmesidir.
Eskiden suça karışmak utanç vesilesiyken, bugün hapse giren veya karakolluk olan holiganlar dijital mecralarda “kahraman” ilan edilmektedir.
Suçu öven bir toplum, kendi intiharını hazırlıyor demektir.
Oyun bitince hayatın devam edeceğini unutmamak gerekiyor.
Tribünde rakibini düşman sanan, maç bitince sokakta o rakiple yan yana yürüyeceğini fark edemeyen bir kuşak kendini de yitirmiş demektir.
Futbol da dahil olmak üzere hiçbir şey, insan onurundan daha değerli değildir. Ve insan onuru, küfürle, şiddetle, bencillikle, saygısızlıkla, soytarılıkla değil, ancak saygıyla, sevgiyle, adaletle ve cesaretle korunur.
Tribünler, bir zamanlar tutkunun ve aidiyetin mekânlarıydı. Yeniden öyle olmalı. Ama bu, bir kuşağın sorumluluğu değil.
Bütün bir toplum elini taşın altına koymak zorunda.
Sessiz kalmak geleceğe ihanettir.
Çürüme zirve yaptı.
Holiganizm ve çeteleşme sadece statlara sıkışmış bir bela değil artık.
Belki de geleceğin daha vahşi şiddeti için hazırlanıyorlar.
Buna karşı kimse “bana dokunmayan yılan bin yaşasın“ diyemez.
Çünkü sessizlik, bu şiddet sarmalına ortak olmaktır. Ve bazen en tehlikeli suç, susmaktır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
