Cumartesi, 29 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
ManşetSerbest Kürsü

Teknoloji bizi kendimizden kurtaramaz

Tijen Zeybek
Son güncelleme: 29 Ağustos 2026 17:54
Tijen Zeybek
Paylaş
Paylaş

İnsan tarih boyunca hem kendi kendini hem de başkalarını 3 katmanda algılamıştır: Beden, ruh ve duygu.

Önce beden, en kolay, en somut, en erişilebilir olanla uğraşılmıştır. Hayatta kalma çabasıyla başlayan bedeni doyurma, susuzluğunu giderme, boşaltma, rahatlatma ve koruma güdüsü hayatın tek amacı olarak belirmiştir. İnsanoğlu böyle bir şeyi düşünüp anladığından değil, güdülerinin zorlayışından ve acıdan kaçmak için böyle yaşamıştır yüzyıllarca. Susuzluk acı verici ve öldürücüdür. Açlık da. Dışkılama ve idrarı atma da öyle. Kadınlar için fazladan kanama hem metabolizmayı hem de hayatta kalmayı daha zor ve karmaşık hale getiren bir ek donanım olarak görülebilir. Cinsellik ya da en ilkel haliyle üreme güdüsünden kaynaklanan baskı da giderilmesi gereken, öldürücü olmasa da rahatsız edici bir baskı olarak halledilmesi gereken bir sorundu. Bütün bunlar hep bedenle, bedenin duyurduğu ihtiyaçlarla ilgiliydi. 

Bunlarla yaşarken ve evrimleşirken, işin içine, bir noktada düşünme girdi. Korku hep vardı ve vardır, acı da hep vardı. Bu yüzden bunlar en arkaik soyut algılar olarak kabul edilebilir. Ancak düşünme bir duyguyla, merakla başlamış olmalı. Açıklanamayan her önce korkunun sonrasında da ondan kurtulmak için merakın nesnesi olarak ortaya çıkmıştır. Güç arayışının doğuşu ve insan varlığında kendine bu kadar çok yer bulmasının korkmaktan ve bilmemekten ki onun temelinde de korku vardır, kurtulmak olduğunu düşünürüm hep. Bilmemek, bilememek demek, anlayamamak, açıklayamamak demektir. Anlayamamak ya da açıklayamamak ise korkunun kaynağıdır. Bilme ihtiyacının yakıcılığı bilimi, anlamlandırma ihtiyacının yakıcılığı inancı doğurmuştur.

Gök gürültüsünü “tanrıların öfkesi” olarak açıklayan insan daha sonra bu öfkeyi yaratan sebebin ardına düşmüştür. Çünkü sebep anlaşılmazsa onunla baş etmek zaten mümkün değilken uzlaşmak hiç mümkün görünmemekteydi. Gökten ateşler yağdırdığına göre tanrılar ya da gök tanrısı çok öfkeliydi, ama niye?

Yanlış, saygısızlık, haksızlık, adalet, hak hukuk ve hatta düzen kavramlarının atasıdır anlam arayışı. Bilim ‘’nasıl?’’ sorusuna cevap ararken (ya da akıl), duygu ‘’niçin/niye?’’ sorusunun peşine düştü. Kanser hücreleri nasıl meydana gelir sorusunu bilim yanıtlar. Ama niye kanser var veya niye bende var da onda yok sorusunu yanıtlayamaz. Yağmur nasıl yağar sorusunu da açıklar ama niye yağar, bunun anlamı ne sorusunu açıklayamaz. Çünkü o anlamın işidir. Soyuttur. Duygudur. Duygudandır. 

Duygular açıklanamadıkları gibi kontrol edilmeleri de zordur. İnsan kendi duygularıyla uğraşır. Onları ortaya kasıtlı bir şekilde çıkarmadığı gibi, ortaya çıkmış olanı ortadan kaldırmak ya da yok saymak veya yönetmek de bir hayli zordur. Bütün kadim öğretilerin temelinde duygunun kontrol edilmesi amacı ve bunun için önerilen yollar vardır. Öfke, nefret, kin, kıskançlık gibi şiddete yol açabilen duygularla uğraşılmıştır. Bunların kışkırtılması ya da büyütülmesi de mümkündür. Ancak bir duygu daha vardır ki en az bunlar kadar şiddete yol açabilme potansiyeline sahiptir. Bu arzudur. Özellikle bedensel arzu insanın toplumsal hayata geçişiyle birlikte üzerinde en çok baskı kurulan duygulardan biri olmuştur. Toplu yaşama birçok duygunun ve ihtiyacın ertelenmesi ve uygun zaman ve mekânda tatmin edilmesi gereğini doğurmuştur. Modern çağlara ulaşılmış olmakla birlikte, insanın, bedeni ihtiyaç ve arzularını toplumsal ahlaki sınırların içerisinde tutma ve toplumsal kurallara uygun bir şekilde giderme konusundaki gayret ve çabasının arkasında yatan en önemli motivasyonun ‘’ceza’’ olduğunu söylememiz gerekiyor. Yoksa çok azımız arzularımızı ertelemeye ya da kısıtlamaya gönüllüyüzdür.

Toplumun bu anlamdaki gücünün, yani bir denetim mekanizması olma özelliğinin ortadan kalktığı ya da zayıfladığı dönemlerde suç oranlarının artması bize bunu gösteriyor. Toplumda yerleşmiş kuralların, uygulamadaki yasakların yani toplumun temelini oluşturan yazılı ve yazısız kuralların zayıflaması ya da bazen ortadan kalkması nasıl olur? Bu soruya teknolojik gelişmeler, küreselleşme vb cevaplar verilebilir ve doğrudur da. Ancak asıl olan siyasi güçtür. Siyasi güç toplumu teknoloji ve küreselleşmeye rağmen Orta Çağ koşullarında ve bilinç düzeyinde tutabilir. Bakınız Afganistan. Bakınız birçok Orta Doğu ülkesi. Birçok Afrika ülkesi. 

İnsanın gelişmesi öncelenmedi hiçbir zaman. Hep teknolojinin ardından koştuk. İnsanın hâlâ kendi insan olmaklığından kaynaklanan ve aşılması gereken birçok ‘’ilkel’’ tarafı var oysa. Teknoloji bizi kendimizden kurtaramadı, kurtaramazdı.

Buradayız…

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanTijen Zeybek
Takip et:
1965 yılında Lefkoşa’da doğdu. İşletme lisans eğitiminden sonra Yakın Doğu Üniversitesinde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında master yaptı. Daha sonra Medya Çalışmaları ve İletişim alanında doktora yaptı. Halen Yakın Doğu Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümünde Yrd. Doç. Dr. olarak görev yapmaktadır. Sanat, edebiyat alanında çeşitli TV programları yaptı. Halen Bayrak Radyo ve Televizyon kurumunda Anahtar Kelimeler adlı programı sürdürmektedir. Edebiyat alanında faal bir geçmişe sahiptir. Uzun yıllar boyunca Türkiye ve KKTC’de çeşitli gazetelerde köşe yazıları yazmıştır, yazmaya devam etmektedir. Deneme ve makaleleri çeşitli dergilerde yayımlanmaktadır. Seramik Heykel, resim ve enstalasyon (yerleştirme) sergileri açmıştır. Seramik Heykel alanında iki ödülü vardır. Şimdiye kadar yayımlanmış üç romanı bulunmaktadır.
Önceki Makale Trump’ın “kazığı”nı yedik!
Sonraki Makale Cumhuriyetle taçlanan zafer…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Zafer Bayramı kutlu olsun!

Medya Günlüğü
29 Ağustos 2026
ManşetSerbest Kürsü

Trump’ın “kazığı”nı yedik!

Alper Eliçin
29 Ağustos 2026
ManşetSerbest Kürsü

Karar vermek veda etmektir

Ahmet Ali Çamlıkaya
29 Ağustos 2026
GünlükManşet

30 Ağustos sözleri

Medya Günlüğü
29 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?