Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, İngiliz The Times gazetesine verdiği röportajda, İran’ın ateşkes anlaşmasına yönelik sergilediği ret tutumunun, Tahran’ın Beyrut üzerindeki vesayetini açıkça kanıtladığını söyledi.
İran’ın ateşkes hamlelerini Hizbullah’ın resmî açıklaması dahi yapılmadan doğrudan reddetmesi, Tahran’ın örgüt üzerindeki mutlak nüfuzunun en somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Başbakan Selam, durumun ulaştığı tehlikeli boyutu şu sözlerle özetledi:
“İran’ın bu reddi, Hizbullah örgütünün güvenlik kanatlarının ötesinde, örgütün kendi içindeki karar alma süreçlerinde de Devrim Muhafızları’nın tam kontrolü olduğunu gösterdi. Tahran, dünyaya Lübnan’ın sadece kendisinin yönettiği bir kâğıt parçası olduğunu göstermek istiyor.”
Geçmiş dönem ile günümüzü kıyaslayan Selam, öldürülen Genel Sekreter Hasan Nasrallah döneminde Hizbullah’ın bir ölçüde kendine has bir karar alma kapasitesi ve esnekliği olduğunu, ancak bugün bu durumun tamamen ortadan kalktığını belirtti.
Lübnan’daki siyasi elitlerin, Tahran’ın bu mutlak kontrolüne karşı Hizbullah’ın silahlı gücünü dengeleyecek bir iç uzlaşıyı sağlama kapasitesi var mıdır? Yoksa Lübnan, bölgesel bir üst anlaşma olmadan kendi iç reformlarını gerçekleştiremeyecek kadar bağımlı bir yapıya mı hapsedilmiştir?
Mevcut bölgesel parametreler ve sahadaki güç dengeleri incelendiğinde, Lübnan’ın dış dinamiklere derin bir biçimde bağımlı hale geldiği gerçeği ağırlık kazanmaktadır.
Orta Doğu’daki jeopolitik fay hatları yerinden oynarken, küresel ve bölgesel tüm hesapların gelip dayandığı, kilitlendiği ve geleceğinin tayin edildiği merkez üs Lübnan haline geldi. Amerikan-İran mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Beyrut sokaklarından Washington koridorlarına kadar uzanan diplomasi trafiği, sahadaki askeri meydan okumalarla tam bir kördüğüme dönüştürdü.
18 Haziran 2026 saat 20.04
Diplomatik satrançta ilk hamle, Hizbullah’ın lojistik ve finansal omurgasını çökertmeye yönelik Amerikan yaptırımlarıyla geldi. ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Lübnan’daki barış sürecini açıkça engellemek ve Hizbullah’ın silahsızlanmasını geciktirmekle suçladığı aktörleri hedef aldı.
18 Haziran 2026 saat 21.15
Hazine yaptırımlarının hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social platformu üzerinden net bir diplomatik vizyon ve baskı çerçevesi ilan etti. İran’la yaklaşık dört aydır süren gerilimi ve çatışmayı sonlandırmayı amaçlayan mutabakat zaptının imzalanmasından sadece bir gün sonra konuşan Trump, ABD’nin pozisyonunu şu sözlerle dünyaya duyurdu:
“ABD; Lübnan, Hizbullah ve İsrail de dahil olmak üzere tüm cephelerde tam bir ateşkes bekliyor. Orta Doğu’daki tüm tarafları müzakerelerimizi desteklemeye ve başarılarını sağlamaya kararlı olmaya teşvik ediyoruz.”
19 Haziran 2026 saat 00.00
Takvimler 19 Haziran’ı gösterdiğinde, Amerikan-İran mutabakat zaptının birinci maddesi ile İsrail’in sahadaki askeri dayatmaları arasında doğrudan bir çatışma patlak verdi. Mutabakatın birinci maddesi, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların durdurulmasını ve tam bir ateşkesi emrediyordu.
19 Haziran 2026 saat 09.57
Beyrut kendi bağımsız diplomatik hattını kurmaya çalışırken, Tahran’dan gelen hamle Cenevre’deki barış masasını tamamen devirdi. ABD ve İran arasında yapılması planlanan kritik barış görüşmeleri, İran’ın talebiyle iptal edildi. İsrail’in Lübnan sahasındaki saldırılarının sürmesini gerekçe gösteren Tahran, Cenevre’deki masaya oturmayacağını duyurdu.
Daha da ötesi İran, saldırıların devam etmesi durumunda bu hafta büyük umutlarla imzalanan mutabakat zaptından da çekileceğini ilan etti. Bu diplomatik çöküşün ardından ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance görüşmelerin iptal edildiğini doğrularken, ABD kanadı “lojistik zorlukları” mazeret gösterdi. Zirveye ev sahipliği yapan İsviçre Dışişleri Bakanlığı da masanın boş kaldığını tescilledi.
Tahran’dan savaş tehdidi
Görüşmelerin iptal edilmesinin hemen ardından İran Parlamento Başkanı Muhammed Bagır Galibaf, X üzerinden yayımladığı mesajla askeri retoriği zirveye taşıdı. Galibaf, Dini Lider’in emirleri doğrultusunda hareket ettiklerini belirterek şu sert tehditlerde bulundu:
“Emrinizdeyiz; Dini Lider tarafından bize verilen görev, anlaşmanın şart ve hükümlerinin hayata geçirilmesini sağlamaktır. Karşı tarafın kötü niyetli davranması, sözleşmeyi ihlal etmesi ve aşırı taleplerde bulunması durumunda, düşmana ezici bir yanıt vermekten hiç çekinmeyiz. Savaş sırasında bir kez tokat yediler; eğer yine o yolu izlemek isterlerse, daha da sert bir tokat yiyeceklerdir.”
Ateşkes için anlaştılar
Reuters’e konuşan üst düzey bir ABD yetkilisi, İsrail ve Hizbullah’ın Cuma günü yerel saatle 16.00’da başlayacak bir ateşkes konusunda anlaştığını söyledi.
Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, “Hizbullah ve İsrail ateşkes konusunda anlaştı” dedi ve ABD ile Katarlı müzakerecilerin İran’ın yardımıyla anlaşmaya vardığını ekledi.
Ekonomik artçı şoklar
Jeopolitik düğümün çözümsüzlüğe doğru evrilmesi ve barış masasının devrilmesi küresel piyasalarda deprem etkisi yarattı. Goldman Sachs analistleri Lina Thomas ve Daan Struyven tarafından yayımlanan raporda, ABD Merkez Bankası’nın (FED) 2026 yılında faiz indirimi yapacağı beklentisinin artık tamamen masadan kalktığı belirtildi.
Artan savaş riski ve makroekonomik belirsizlikler sebebiyle Goldman Sachs, yıl sonu altın fiyatı tahminini ons başına 500 dolar birden düşürdü. Aralık ayı için daha önce ilan edilen 5 bin 400 dolarlık ons altın hedefi 4 bin 900 dolara çekildi.
Trajedinin sahadaki bilançosu
Lübnan’da tam 107 gündür devam eden bu yıkım, aslında Tahran’ın barış için öne sürdüğü en kritik 3 şart arasındaydı. Ancak İsrail’in saldırıları durdurmaması ve operasyonların geleceğini Trump hükümetiyle açıkça müzakere etmesi, İran’ın masayı devirme stratejisinin temel dayanağı oldu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hizbullah’ın “ülkenin varlığı için varoluşsal bir tehdit” olduğunu ilan ederek ne olursa olsun savaşa devam edeceklerini vurguladı. Bu esnada sahadaki çatışmalar vahşi bir döngüye girdi; İsrail hava kuvvetleri Güney Lübnan’daki köyleri bombardımanlarla dümdüz ederken, İran destekli Hizbullah da İsrail zırhlı araçlarını kamikaze İHA’larla hedef almayı sürdürdü.
2 Mart’tan bu yana aralıksız devam eden bu kanlı sürecin faturası ise doğrudan Lübnan halkına kesildi: 3 bin 912 Lübnanlı sivil ve savaşçı yaşamını yitirdi. 11 bin 873 kişi uzuvlarını kaybetti. 1 milyondan fazla Lübnanlı sivil, evlerini ve topraklarını geride bırakarak mülteci konumuna düştü.
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam’ın da işaret ettiği gibi; bölgesel güçlerin vesayet savaşında bir “kâğıt parçası” muamelesi gören Lübnan, meşru devlet kurumlarını ve ordusunu sınırlarına hakim kılamadığı sürece, Washington-Tahran-Tel Aviv hattındaki bu kanlı düellonun faturasını ödemeye devam edecek.
Görsel: gulfif.org
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
