Bundan 81 yıl önce, 16 Temmuz 1945 sabahı, ABD’nin New Mexico eyaletindeki Jornada del Muerto (Ölünün Yolculuğu) Çölü’nde insanlık tarihinin akışını değiştiren bir patlama meydana geldi.
Saat tam 05.29’da, “Trinity” (Kutsal Üçleme) adı verilen deney kapsamında dünyanın ilk atom bombası patlatıldı. O an yalnızca yeni bir silahın değil, nükleer çağın da başlangıcıydı.
İkinci Dünya Savaşı’nın en gizli askerî projelerinden biri olan Manhattan Projesi, Nazi Almanyası’nın atom bombası geliştirebileceği endişesiyle 1942 yılında başlatıldı.
ABD’nin öncülüğünde yürütülen projeye İngiltere ve Kanada da katkı sağladı. Çalışmalara dönemin en önemli bilim insanları katıldı. Projenin bilimsel liderliğini teorik fizikçi J. Robert Oppenheimer üstlendi, askerî yönetim ise General Leslie Groves tarafından yürütüldü.
Los Alamos’ta kurulan laboratuvarda üç yıl boyunca binlerce bilim insanı, mühendis ve teknisyen tam bir gizlilik içinde çalıştı.
Deneyde kullanılan bomba, daha sonra Nagazaki’ye atılacak olan “Fat Man” (Şişman Adam) bombasıyla aynı tasarıma sahip, plütonyum çekirdekli bir implozyon (iç patlama) tipi atom bombasıydı.
Yaklaşık 30 metre yüksekliğindeki çelik bir kuleye yerleştirilen bomba, 16 Temmuz sabahı uzaktan patlatıldı. Patlama yaklaşık 21 kiloton TNT gücündeydi.
Görgü tanıkları, oluşan ateş topunun birkaç saniye içinde güneş kadar parlak hale geldiğini, ardından mantar bulutunun yaklaşık 12 kilometre yüksekliğe ulaştığını anlattı. Patlamanın oluşturduğu sıcaklık, çevredeki çöl kumunu eriterek bugün hâlâ görülebilen yeşilimsi cam benzeri bir maddeye dönüştürdü. Bu maddeye daha sonra “Trinitite” adı verildi.
Patlamayı izleyenlerden biri de Oppenheimer’dı.
Yıllar sonra o anı anlatırken aklına Hint kutsal metni Bhagavad Gita’dan şu sözlerin geldiğini söyledi:
“Şimdi ben ölüm oldum; dünyaların yok edicisi.”
Bu cümle, daha sonra nükleer çağın en sembolik ifadelerinden biri haline geldi.
Trinity Testi’nin başarıyla sonuçlanması, ABD yönetimine atom bombasının kullanılabileceği konusunda cesaret verdi.
O tarihten yalnızca birkaç hafta sonra, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta ise Nagazaki’ye atom bombaları atıldı.
İki saldırıda yıl sonuna kadar yüz binlerce insan yaşamını yitirdi. Japonya’nın teslim olmasıyla İkinci Dünya Savaşı sona erdi. Ancak bu gelişme, aynı zamanda “Soğuk Savaş” boyunca sürecek nükleer silahlanma yarışının da başlangıcı oldu.
Başarı mı kırılma mı?
Trinity Testi, fizik ve mühendislik açısından tarihin en büyük bilimsel başarılarından biri olarak kabul ediliyor. Fakat aynı zamanda bilimin insanlık üzerindeki sorumluluğunu sorgulatan en önemli dönüm noktalarından.
Manhattan Projesi’nde çalışan bazı bilim insanları daha sonra nükleer silahların sınırlandırılması için kampanyalar yürüttü. Oppenheimer da hidrojen bombasının geliştirilmesine karşı çıkarak nükleer silahlanmanın kontrol altına alınması gerektiğini savundu.
80 yıl sonra, o sabah New Mexico çölünde yaşanan patlama yalnızca bir deney olarak görülmüyor. İnsanlık ilk kez kendi elleriyle, tek bir bombayla koca bir şehri yok edebilecek bir güç üretmişti.
Bu nedenle Trinity Testi, yalnızca atom bombasının ilk denemesi değil; bilimin sınırları, savaşın ahlakı ve insanlığın geleceği üzerine süren tartışmaların da başlangıç noktalarından biri kabul ediliyor.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
