Geçen haftalarda çeşitli yörelerde yaşanan şiddetli yağışlar ve yerel yönetimlerin yağışların yol açtığı zararları gidermeye yönelik çabaları yıllar öncesine ait anılarımın canlanmasına yol açtı.
Almanya’da şifalı sularıyla ve kaplıcalarıyla ünlü kenti Bad Kreuznach, Mainz Başkonsolosluğu görev bölgesi içindedir. Ormanlar ve üzüm bağları arasındaki kent, Nahe Nehri’nin her iki yakası içinde yer alır. Nahe Nehri yoğun yağışların olduğu kimi zamanlar kenti seller altında bırakır, büyük zararlara yol açar.
23 Nisan 2024 tarihinde bu köşede yayınlanan “Almanya’daki Atatürk Salonu” başlıklı yazımda belirttiğim gibi, bu kentteki Parkhotel Kurhaus, birçok ünlü devlet adamının ve askerin buluşmasına tanıklık eden bir mekandır. Otel, Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman Genel Karargahı olarak kullanıldığı tarihlerde bizim için önemli tarihi bir görüşmeye de tanıklık etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Aralık 1917’de genç bir Osmanlı generali olarak orduyu temsilen Osmanlı Veliahtı Mehmed Vahdettin ile Almanya’ya yaptığı ziyarette, Türk Heyeti Genel Karargâh’da kalmış ve önemli görüşmeler gerçekleştirmiştir.
Mainz’da Başkonsolos olduğum yıllarda (1993-1997) bu dostluk ziyaretinin anılmasının yararlı olacağını düşünerek, Bad Kreuznach Belediye Başkanı Rolf Ebbeke ve Parkhotel Kurhaus sahibi Gojka Loncar ile görüşmelerde bulunmuştum. Neticede, ziyaretten 80 yıl sonra 23 Nisan 1997 tarihinde düzenlenen görkemli bir törenle Atatürk’ün anısına otelin girişine bir yazıt konmuş, otelin tarihi salonlarından birine Atatürk’ün adı verilmişti.
Bad Kreuznach Belediye Başkanı Rolf Ebbeke törende konuşma yapan şahsiyetler arasındaydı. Dia gösterisi ile yaptığı konuşmasında Ebbeke, iki ülke arasındaki tarihi dostluk ilişkilerini de anımsatmıştı. Bu çerçevede, 1918 yılında Bad Kreuznach’daki sel felaketi üzerine Osmanlı Sultanı V. Reşad’ın Bad Kreuznach halkına yaptığı 10.000 marklık yardımı, o tarihlere ait fotoğraf ve gazete haberleri ile yansıtmıştı. Bad Kreuznach şehrinin, Sultan’ın yaptığı bu yardımın karşılığını İstanbul’da 1918 Haziran’ında çıkan büyük yangın sonucu evsiz kalan, zarar gören insanlara imkanları ölçüsünde 2000 mark yardım gönderdiğine, Sultan V. Reşad’ın ölümünün Bad Kreuznach’da üzüntü yarattığına, mesajlar teati olunduğuna işaret etmişti.

Bad Kreuznach’ı ziyaret eden önemli şahsiyetler için açılan şehrin “Demir Defteri”ni tanıtan Ebbeke, Defterin baş kapağının l. Dünya Savaşı’ndaki müttefikleri simgelediğini ifade etmişti. Defterde, Veliaht Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve Karargâh’taki Osmanlı Temsilcisi Zeki Paşa’nın imzalarının yer aldığı sayfayı dia ile yansıtmıştı.
Ebbeke’nin anlattıkları, 1. Dünya Savaşı’nda müttefik olan iki ülke arasındaki yakın dostluğu ve zor günlerdeki yardımlaşmayı gösteriyordu. Bu zamanda bu tür yardımlaşmalara, deprem dışında, pek rastlanmıyor.
Öte yandan, son yağışlarda yerel yönetimlerin yoğun çalışmalarına ve zarar gören yurttaşlara destek olmalarına rağmen, kimi yurttaşların yakınmaları ve yerel yönetimlere yönelik eleştirileri dikkat çekiyor. Yerel yönetimlerin önceden önlem almaları görev ve sorumluluğu. Peki yurttaşın da yoğun yağışlara karşı, evini, iş yerini korumak için tedbirli olması gerekmiyor mu? Her şey yerel yönetimlerden ve devletten mi beklenmeli? Yoksa yurttaş da üzerine düşen tedbirleri almalı mı? Bu konuda görev ve sorumluluk üstlenmeli mi? İlgili makamlarımızın şiddetli yağışlar öncesinde “dikkatli ve tedbirli olunması” yolunda yaptıkları uyarıları kaçımız dikkate aldı?
Bu konuda da bir anımı paylaşayım:
Başkonsolos olduğum yıllarda, Bad Kreuznach şehrindeki evler bir keresinde şiddetli yağışlar ve sel nedeniyle büyük zarar görmüştü. Belediye de, “zarar gören evlerde oturanlara maddi yardımda bulunacağı” açıklamasında bulunmuştu. O şehirde oturan yurttaşlarımıza geçmiş olsun demek için Bad Kreuznach’a gitmiş, yakın dostluk içinde olduğum Belediye Başkanı Ebbeke’yi de ziyaret etmiştim. Belediye Başkanı görüşmemizde şunları söylemişti:
“Bu açıklamamızı duyan şehrimizin sakini bazı Türkler de Belediye’den yardım istemeye geldiler. Araştırma yaptıktan sonra kimisine yardım yaptık, kimisini geri çevirdik. Biz yardım edeceğiz dedik ama önceden tedbir almasına rağmen evleri zarar görenlere yapacağız dedik. Kimileri hiçbir tedbir almamış, kapısının önüne kum torbaları vs. koymamış yardım istiyor. Tedbirini almayanlara yardım yok, tedbirini alıp zarar görenlere yardım var.”
Alman düşünce sistemi böyle işliyordu.
Bu anımı, yerel yönetimlerin çabalarını ve Alman Belediye Başkanı’nın anlattıklarını paylaştığım Amerika’da (Teksas) uzun yıllar yaşayan bir dostum şunları söyledi:
“Ben büyük çoğunluğun belediyenin işi ne? Gelsin temizlesin. Suyu attırsın, vs… dediğini duyar gibiyim. Teksas’ta da birkaç senede bir kasırgalar yüzünden her yeri su basar, ağaçlar kökünden kopar… Belediye sadece evlerini su basanları kurtarma çabasında bulunur. Evlerin tamamı sigortalanma zorunda. Dolayısıyla doğal afetlere karşı sigorta şirketleri sorumluluk alır… Tabii bizde sel, yangın sigortaları edinmek olağan bir uygulama değil…. Hangi işimiz akılla mantıkla çözülüyor? Kadıköy Çarşısı’nda dikkat ettim, manav, dükkan sahipleri en yakındaki mazgallara ayakları ile pislikleri itiveriyorlar. Kaçını uyardım. ‘Bir şey olmaz’ dediler.”
Dostumun, Amerika’daki uygulama dahil söyledikleri önemli. Peki bizde sistem nasıl işliyor? Yurttaş görev ve sorumluluklarının bilincinde mi? Evleri selden zarar gören yurttaşların önceden uyarıldığı üzere gerekli tedbirleri alıp almadıkları araştırılıyor mu? Örneğin, kapılarının önüne bir tedbir olarak kum torbası koyup koymadıkları soruluyor mu? Yoksa yurttaşın derdine deva olmaya çalışan belediyeler, evleri zarar gören yurttaşların sorgusuz sualsiz yardımlarına koşuyor, onlara ellerinden geldiğince destek oluyor, halılarını yıkıyor, evlerini temizliyor, kum torbalarını sağlıyor ve bir teşekkür almaksızın yapılan tüm eleştirileri sineye mi çekiyorlar?
Ne dersiniz?..
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
