İktidarın iki ayağı-Sertaç Eş (Cumhuriyet)
“CHP lideri Özel, hukuksuzluğu “iktidarın yargı kolları” diye nitelemişti ya… Gelinen nokta, ülke açısından daha aydınlık değil. Daha otoriter bir Türkiye’nin ayak seslerinin geldiği yorumları ağırlık kazanıyor. Ekonomik sorunlara çözüm üretemeyen iktidarların otoriterleşmesi söylemi ülkemizde hangi boyuta kadar gidecek? 2026 nasıl geçecek?
Biz iktidarın önceliklerinden olması gereken iki ayak üzerinde duracağız. Birincisi ekonomi. Merkez Bankası, yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Ocak enflasyonunun 4.84 gelmesinin ardından, hükümetin daha önce açıkladığı yüzde 16’lık yıllık ara hedefin yükseltilmesini bekleyen uzmanlar da vardı, beklemeyenler de… Merkez Bankası, ilk raporunda ara hedefi sabit tutup aralığı yükseltti. Böylece iktidar, Londra’daki ilk ipucunu yabancılara vermesinin ardından 2026 enflasyon tahminlerinde 20’li rakamları yılın ilk ayında gündeme getirmiş oldu. Bu raporun açıklandığı gün, Cumhuriyet’in portalındaki manşetlerden birisi akaryakıta zam haberiydi. Bu zam yeni yılda yapılan ilk zam da değil.
Ocak ayı enflasyonunun yüksekliği, devletin yılbaşında yaptığı zam yağmuruna bağlanıyor. Bu zamlar yılda bir kere yapılıyor. Ancak iğneden ipliğe her şeyi etkileyen akaryakıt zamları gerek görülünce yapılıyor. Sonuçta ikisi de aynı sonucu yaratıyor, fiyat artışları hız kesmiyor.
Şimdi piyasalar mart başını bekliyor. Şubat enflasyonu kaç çıkacak? Piyasa uzmanları uyarıyor, eğer yüzde 3 ve üzeri bir rakam açıklanırsa, bu yıl, geçen yılın aynısı olur.
Bu noktada iş çevrelerinin, piyasa uzmanlarının en büyük korkusu başka. Dile getirmekten çok korkuyorlar ama muhalefetin üzerine hukuk tanımayan operasyonlar… Bu yaklaşım Türk ekonomisine 2025’i kaybettirdi. 2026 yılı da benzer şekilde olursa, iktidarın seçime olumlu yansıyacak ekonomik durum için zamanı kalmayacaktır. Martta olmasa bile nisanda bu konu büyük ölçüde açıklığa kavuşacak. Soru şu: Ekonomik ayakta, propagandası yapılamayacak bir durum söz konusu olursa, iktidar yılın kalan aylarında veya seçime kadar ne yapar?”
Meclis’te yemin günü ne yaşandı?-Deniz Zeyrek (Nefes)
11 Şubat 2026 günü yeni bakanların yemin törenini izlemek için TBMM’deydim. Önce kulisleri gezdim. Hem iktidar hem muhalefet kulisleri tıklım tıklımdı. Belli ki CHP’liler protesto, AK Partililer de olası protestoya karşı koyma amacıyla çağrılmıştı.
Çok önemli yasalar görüşülürken TBMM’ye gelme zahmetinde bulunmayan vekillerimizin ucunda kavga ihtimali olan bir durumda hazır kıta halinde TBMM’ye koşması bana hep ilginç gelmiştir.
Yeni bakanlar Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi’nin yemin töreni oturumu, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ tarafından açılmadan önce partilerin grup başkanvekilleri toplantı yaptı. Toplantı bitince Bekir Bozdağ kürsüye gelerek oturumu açtı.
Bu arada iki yeni bakan, Bakanlar Kurulu için ayrılan yerdeki iki koltuğa oturdu.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir söz alarak Akın Gürlek’in atamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu anlattı. AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül atamanın anayasaya uygun olduğunu söyledi. Emir, Gürlek’in hâlâ Başsavcı olarak göründüğünü, yargı mensuplarının siyasi göreve atanamayacağını bir defa daha tekrarladı.
Gül, Emir’in bu iddiasını çürütmek yerine CHP’yi eleştirmeyi seçti.
Emir, Gürlek’in hâlâ İstanbul Başsavcısı göründüğüne dikkat çekerek Bozdağ’dan bu konuda bir usul tartışması açılmasını istedi. Bu arada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sayfasına baktım. Gürlek’in resmi ve Başsavcı olduğu bilgisi sayfada görünüyordu. (Aynı sayfaya bu yazıyı yazmadan önce baktım, değişmiş, başsavcı sayfası boşaltılmıştı).
Emir konuşurken AK Parti’nin diğer Grup Başkanvekili kürsüye yaklaşıp Bozdağ’a bir şeyler söyledi.
Bekir Bozdağ usul tartışması açmayacağını belirterek bakanları yemin için kürsüye çağırdı. Bu sırada Emir, elinde Anayasa’yla tek başına kürsüye doğru yürümeye başladı. Yürürken de “bunu yapamazsınız” diye bağırıyordu.
Emir ilerlerken sağ taraftaki AK Parti sıralarından kendisine doğru 12-13 milletvekili geldi. Bu vekillerin önünde Alpay Özalan vardı ve kendisi maçta kırmızı kart ya da penaltı kararı vermiş hakemin üzerine yürür gibi hareket ediyordu.
NEFES’in başarılı fotomuhabiri Selahattin Sönmez’in çektiği fotoğrafta da gayet net görünüyor: Kürsü AK Parti tarafında olduğundan Emir’e yönelen vekiller zaten kürsüyü de kuşatmış oldu.”
“Öngörülebilir” diyor ki öngörebiliyoruz zaten!-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Adalet Bakanlığı’ndaki görev değişiminin ardından yapılan yorumları dikkatle okudum.
Yorumcuların çoğunluğu eski savcı, yeni Bakan Akın Gürlek’in tayininin, “sertleşmeye işaret edeceğini” söylüyorlar.
Reis eski Bakan’dan ne istedi de Tunç yapamadı, ya da Reis, Tunç’tan ne isteyecekti de o ayak sürüyecekti gibi soruların yanıtlarını bilmiyoruz elbette.
Ama şunu biliyoruz ki Reis isteyecek de Tunç yapmayacak, yapamayacak, böyle bir şey mümkün değildir.
Bu daha çok Gürlek ile Tunç arasındaki kişisel çekişmeden kaynaklanıyor gibi geldi bana.
Uzun süredir ikilinin arasının açık olduğu ile ilgili dedikodular duyuyorum. Gürlek’in de bakan olmak için can attığı hep söyleniyordu zaten.
Çok derin tahlillere gerek yok bence.
Öte yandan dün yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla HSK üyeleriyle ilk toplantısını yaptı.
“Liyakat, ehliyet ve mesleki yeterliliği esas alan şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.
Bu sözlerini okuyunca gülsem mi, adalet sisteminin ruhuna bir Fatiha mı okusam, karar veremedim.
Liyakat, ehliyet, mesleki yeterlilik gibi kavramları geçiyorum.
Günün birinde beni de bakan falan yaparlarsa ben de söylerim.
Takıldığım kısmı “şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz” sözleri.
Bu “anlayışın” nasıl bir şey olduğunu biliyoruz.
Beğenilmeyen kararları veren hâkimleri kararname dönemlerini bile beklemeden tayin et, yargılama sırasında mahkeme heyetlerinde değişiklikler yap, hâkimler savcıların astı gibi davransınlar, kendilerine verilen tutuklama emirlerini tartışmadan kabul etsinler, savcılar sanıkların lehine olan deliller ile ilgilenmesinler, hâkimler de bunu soruşturmasınlar vs.
Bunlar adalet sistemimizin artık olmazsa olmaz prensipler bütünü olduğu için de Bakan “öngörülebilir” diyor.
Bunun evrensel hukuk ile hukuk devleti uygulamaları ile bir ilgisi yok belki ama kabul edelim ki “öngörülebilir” bir tablo.
Yeni Bakan Gürlek, HSK’nın “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının teminatı olan önemli kurumlardan biri” olduğunu da söylemiş ki işte bunu okurken ister istemez kahkaha attım.
Üyelerinin ezici çoğunluğu iktidar tarafından belirlenmiş, başkanı ve yardımcısı bizzat iktidarın tayiniyle göreve gelen bir kurumdan söz ediyoruz!”
Fayrap-Zafer Arapkirli (BirGün)
“İlk olarak çocukluk yıllarımda duymuştum bu tabiri.
Evin büyükleri, yanmakta olan sobaya ilave bir kürek kömür atarken kullanılırdı.
Sobayı fayrap yapmak” ya da “fayraplamak” gibi versiyonlarını hatırlarım.
Daha sonra, kömürle yanan kazanlarda ve hatta buharlı lokomotiflerin “ateşçilerinin” kullandığı “fayrap küreği” (iri kıyım bir kömür küreği) diye bir şey olduğunu da öğrendim.
“Bir ateşi daha da harlandırmak, güçlendirmek, şiddetini arttırmak” anlamına gelen bu “fayrap” sözcüğünün, aslında İngilizce “fire up” (ateşlemek) sözcüğünden geldiğini de etimolojik köken araştırmalarına vakıf olanlar bilir.
Son günlerin siyasi gelişmelerine dair bir alegori – metafor – mecaz ararken, bir anda aklıma geliverdi bu “fayrap”…
Tek Adam Rejimi’nin başı Recep Bey’in son hamlesi, tam da bu “kazanın hararetini arttırmak” anlamında bir hamle değilse, nedir?
Bundan sonraki yıllarda, bugünlere de dönerek “yakın siyasi tarih analizi” yapacaklar için, bence özel bir tarih olmayı hak edecek “11 Şubat hamlesi”ni iyi tercüme edebilmek açısından bu “fayrap” tabirinin çok kullanışlı olduğuna inanıyorum.
11 Şubat sabahının ilk saatlerinde Resmi Gazete’ye bakan ve bir anda bütün Türkiye’yi sarsan bir heyecan dalgası biçiminde bu haberi dakikalar içinde birbirine aktaranlar, o sabahtan itibaren artık Recep Bey Rejimi (RBR)’nin, siyasetin hararetini arttırmaya karar verdiği yorumlarını yapmaya başladılar.
Seçimin ne zaman yapılacağına, muhalefetin kendince çok haklı nedenlerle ısrarla talep ettiği erken bir seçim kararını alabilmek için RBR’nin uygun bir zamanı kolladığına, bu kararı alabilme noktasına gelebilmesi için neler yapması gerektiğine ve bu uygun “fırsat”ın ne olabileceğine dair herkes bir tahminde bulunuyor.
Hiç kuşkusuz iktidarın da muhalefetin de kendince, “soyunma odalarında” harıl harıl oyun planlarını tekrar tekrar, belki de gün gün, saat saat, dakika dakika gözden geçirdikleri bu süreçte Recep Bey’in bu “ikili tayin hamlesi” çok net ve çok “dobra” anlamlar içeriyor.
Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi’nin tayinleri, siyasetin bu iki çok önemli zemininde, yani yargı – hukuk ve emniyet – asayiş alanlarında rejimin daha da sertleşeceğinin tartışmasız işaretleri olarak algılanmalı.
Ana muhalefetin, öteden beri ama özellikle de “19 Mart Darbesi”nden itibaren açıkça ve sert biçimde hedef aldığı eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yeni Adalet Bakanı Gürlek’in atanması Recep Bey tarafından açıkça “Siz daha bir şey görmediniz. Yeni başlıyoruz” gibi yüksek sesli bir meydan okuma olarak değerlendirilmeli.”
Bedeli Erdoğan öder-Ahmet Taşgetiren (Karar)
“Yazıya Şamil Tayyar’la gireceğim. Gazeteci kökenli Şamil Tayyar. Bir ara Ak Parti’den Gaziantep milletvekili seçildi. Halen hem Ak Partililiği hem de gazeteciliği – kanaat önderliğini birlikte yürütüyor.
Bülent Arınç gibi iktidarın işleyişine yönelik kimi rezervlerini kamuoyu ile paylaşıyor.
Bu, herkesin gözünün “Yukarısı”na baktığı ve başka birçoğunun itirazlarını karnında sakladığı Ak Parti içinde kolay olmayan bir rol.
Tayyar, en son Akın Gürlek’li bakanlık operasyonu ile ilgili sosyal medya paylaşımında başkanlık sistemini eleştirdi ve “Düzeltilmezse faturayı yürütmenin başı öder” dedi. Eleştirdiği şey, davulu siyasetçi olarak sırtında taşıyan milletvekilllerinin sistem içindeki fonksiyonunun kaybolduğu, tokmağın bürokratik yapıya verildiği bir işleyişe gelinmesi. Ona göre bu durumda tüm sorumluluk “icranın başı”nda toplanır, o da bugün Erdoğan’dır.
O muhtemelen nezaketen (veya başka sebeple) Erdoğan’ın adını vermemiş. Ama işaret oraya dönük. Somutlaştırırsak, demek istiyor ki “Akın Gürlek’i Adalet Bakanı yapmanın bir faturası olur ve onu Erdoğan öder.”
Bunu bilmiyor olamaz Cumhurbaşkanı Erdoğan. Akın Gürlek bakan yardımcısı yapılırken de, oradan alınıp İstanbul’a başsavcı yapılır ve 19 Mart’tabaşlayan operasyonların fitili ateşlenir ken de ve şimdi Adalet Bakanlığına getirilirken de bu işlerden kendisinin sorumlu tutulacağını bilir.
Yargı bağımsız normalde, Cumhurbaşkanı’ndan da bağımsız. Eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un alamet-i farikası haline gelmişti “Türkiye’nin hukuk devleti ve yargının bağımsız olduğu” vurgusu.
Ama Ali Babacan’ın iki parmağını şıklatarak mealen dediği gibi “Türkiye’nin işi bir dakikada çözülür, Yargı’ya ‘Herkes özgürce hukuku uygulasın, kimsenin gözünün içine bakmasın’ densin yeter.”
Demek istiyor ki, çünkü sorun Yargı’da odaklaşıyor, herkes Yukarı’nın gözünün içine bakıyor, bu yargı bağımsızlığını ortadan kaldırıyor, bu da ekonomi dahil Türkiye’nin tüm kimyasını bozuyor.
Akın Gürlek’in başsavcılığı üzerinden İstanbul’da yürütülen operasyonun siyasi mahiyetini görmemek imkânsız. İmamoğlu’nun saf dışı bırakılmasının doğrudan Erdoğan’ı ilgilendirdiğini görmemek imkânsız. Bu operasyonları onaylayan halk kesimleri de muhtemelen “Harp hiledir” mantığından hareket ederek meşrulaştırırlar meşru olmayanı. Başta Reis’in olması için her şey meşrulaştırılabilir.
Bütün bu operasyonlar Reis’i başta tutmaya yeter mi? Bugüne kadar yetti, bundan sonraki süreçlerde de bir takım meşruiyetler oluşturulabilir. Ne de olsa meşrulaştırma yöntemiyle pek çok şeyi içimize sindirmeye alıştık.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
