Son zamanlarda yine “satılsın satılmasın” tartışması başladı ki bu tartışma değişik şekillerde Sanayi Devrimi’nden beri devam ediyor.
Aslında herhangi bir sonuç üretmiyor, sadece bir tercihe karar vermeniz gerekiyor.
Bunun 2 ucu var:
1- Devlet hiçbir ekonomik alanda olmasın, buna “liberal ekonomi” diyoruz ki kısa tanımı “altta kalanın canı çıksın.” Ekonomik olarak verimli ama sorunu aşırı yoksulluk üretmesi.
2- Devlet her alanda olsun, her şeye karışsın ve her şeyi planlasın, buna da “sosyalist ekonomi” deniyor. (Komünist denmez çünkü o çok başka bir şey ve bu yazının konusu değil) Sorunu verimli değil, değer üretmiyor herkes eşit ama değer yaratılmadığı için herkes yoksul.
Her ikisi de sosyolojik olarak sürdürülemez ama liberal ekonomi yani kapitalizm az da olsa zengini olduğu için reklamı çok, bu nedenle tercih ediliyor.
Her ikisinin de sürdürülemez olması üçüncü bir alternatifi kaçınılmaz kılıyor; buna da “İskandinav demokrasisi” deniyor. Şimdilik yaygın değil ama yayılacak çünkü doğru sistem.
Devlet üretici değil ama üretene karışmıyor, düzenleyici oluyor ve artan oranlı vergilerle yoksulluğu vahşet olmaktan çıkarıyor. Olandan çok alıp, olmayana asgari yaşam standardını sağlıyor .
Her iki sistemin defoları dünyada önce sol bir akım yarattı, önce solcular denendi; Sryza, Five Stars, Podemos ama hiçbirinin sorun çözemeyen romantikler olduğu anlaşılınca her etki tepkisini yarattığı için sağ ve milliyetçi partiler yükseldi. Trump, Meloni vs.
Şimdi bunun devamında bir sol dalga gelecektir çünkü bu sağ dalga toplumda eski yaraları, ırkçılığı, köleliği, bireysel hakların yok sayılmasını gündeme taşıdı, kırılması kaçınılmaz.
Umarım sol akıllanmıştır, kapitalizmi yok etmek yerine İskandinavlar gibi ehlileştirmeyi düşünürler çünkü sosyalizm değer üretmede oldukça başarısız.
Yani sonuçta mesele “satalım satmayalım” değil, mesele elde edilen paranın kimler için harcanacağıdır.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
