“Bubi tuzağı”nı hemen herkes duymuştur, filmlerde, kitaplarda rastlamış ya da en azından nasıl çalıştığına ilişkin genel bir bilgisi vardır.
Bu aslında ortamın gereçlerinden yararlanarak avına tuzak kurma prensibine dayalı basit bir düzenektir. İnsanlık tarihinin en başından bu yana hayatta kalmak ve yiyecek sağlamak amacıyla bu tür tuzaklar kullanılmıştır. En basit örnekle bir çukur kazıp üzerini çalı çırpıyla örter, biraz da yiyecek koyarak avınızı beklersiniz.
Güçlü bir dalı gerer, hassas bir iple sabitler ve ucuna bir kement eklersiniz. Hayvan yeme doğru hamle yaptığı an ip çözülür ve serbest kalan dal kementle avı yakalar. Görsel olarak çevresinden ayırt edilemeyen bu zemine bastığınızda ise tuzak kapanır ve işte av hazır.
Ama bir ayrıntıyı atlamamalı: Usta avcı önce ortamı düzenler. Olası avın tuzağa yönelmesi için diğer yollar belli belirsiz kapatılır. Amaca uygun yöntem seçilir ve en uygun ortam aranır. Yem doğru seçilmeli, hatta av yeme özendirilmeli. Ön hazırlıklar ne kadar özenle ve bilgece yapılırsa tuzak o denli başarılı olur. [1]
Tuzağı tasarlayıp kuran, yerleştiren bir insan olduğu için tuzak hayvana karşı büyük olasılıkla başarılı olacaktır. Burada insan aklı, hayvan içgüdüleriyle karşı karşıyadır. Ne var ki tuzak bir insana ya da topluma karşı kurulacaksa işin rengi değişir; çünkü bu kez insan aklı, yine insan aklıyla yarışmaktadır. Bu durumda tuzağın işe yaraması için, av olan insanın dikkatinin başka bir yöne çekilmesi gerekir.
İnsan beyni sürekli tahminler üretir ve bu tahminleri duyu organlarından gelen uyarılarla kıyaslar. Örneğin evin salonunda kıvrılmış duran bir kemer kimseyi ürkütmez. O kemerin zehirli bir yılan olma olasılığı çok düşüktür. Bu nedenle davranışlarımızı kısıtlamaya gerek yoktur.
Ancak aynı kemeri, bir hortum parçasını ya da çürümüş, rengi değişmiş bir dalı yaban arazide çalıların arasında görürsek, beynimiz olası yaşamsal tehditlere karşı onun bir yılan olabileceğini varsayar ve davranışlarımız ona göre değişir.
Burada beyin görevini yerine getirmiş, bedeni korumuştur. Gerçekten yılansa tehlike öngörülmüştür, değilse en azından tedbirli davranılmıştır. [2]
Zihnimizin savunma mekanizmaları
İşte bu nedenle hep en kötü senaryoya hazırlıklı olan insan beyninin dikkatini farklı bir yöne çevirmek, tuzağın başarısını artıracaktır. Örneğin, yere kurulmuş bir tuzağın varlığını öngörmek, deneyimli bir asker için oldukça olasıdır.
Bu durumda son hamlesinde askerin gözü, mesela ilerideki dala asılmış sıra dışı bir bez parçasına, oyuncağa ya da değerli bir eşyaya takılacak biçimde yönlendirilir. Bu yönlendirme askerin son hamlesini dikkatsizce yapmasına ve tuzağa düşmesine yol açabilir. [3]
Bu küçük örnek aslında yaşadığımız hayatın içinde sıkça karşımıza çıkar ama çoğunlukla bunu fark etmeyiz. Markette dolaşırken sağda solda yığılmış üzerinde indirim etiketi olan ve o sırada gerek duymadığımız pek çok ürünle karşılaşırız. İndirim etiketleri yemdir.
Şarküteri bölümüne giderken koridorun önünde tuvalet kâğıdı yığınları ya da sigara, çikolata, çiklet, pil gibi ufak tefek ürünler bu yüzden kasanın yakınında sergilenir. Kasa kuyruğunda beklerken indirime girmiş bir çikolata çocuğun ya da anne babanın dikkatini kolayca çekebilir. [4]
Bir spor kulübü, siyasi bir hareket için en etkili tuzaklardan birine dönüştürülebilir. Büyük paralarla ünlü sporcular transfer edilir, kulübün adı hatta renkleri bu siyasi görüşe göre seçilir. Ana amaç o spor kulübünün başarısı değildir elbette ama bunu genelde sporseverler fark etmez.
Sporseverler tribünleri doldurmuş, dikkatlerini oyuna çevirmiştir. Maç başlar, sahada bir mücadele, skorlar takip edilir ve heyecan giderek yükselir. Ancak gözden kaçan bir durum vardır: Taraftarlar farklı görüşlere sahip olsalar da artık aynı takımın için birleşmiş, böylece siyasi hareketin karşısında güçlü bir engel oluşturma konumundan uzaklaşmışlardır.
Aynı ortamda birbiriyle taban tabana zıt siyasi görüşler yumuşamış, aralarındaki çatışma daha hoşgörülü tartışmalara dönüşmüştür. Sporun birleştirici gücü sayesinde siyasetin ayrıştırma planı kamufle edilir. Her türlü ayrıştırıcı görüş ve provokatif hareket, daha ılımlı olan fanatik taraftarlık potasında değerlendirilmeye başlamıştır artık. [5]
Mesela düşünün: Toplumun nefret ettiği bir suçluyu, suçsuz ve hatta yöntemi yanlış ama amacı haklı bir mağdura dönüştürmek için kurulan bir bubi tuzağında yalnızca dış görünüşünü değiştirmek yeterli olmayacaktır. Onun yaşam biçimini allayıp pullamak da çok işe yaramayacaktır.
Ama ulvi bir görev, lüks bir malikâne, değerli ve seçkin konuklar, belki bir evlilik töreni, şatafatlı olmayan ama şık bir düğün işe yarayabilir.
Özenle hazırlanmış bir damatlık içindeki bir kişi, yanında özenle seçilmiş medyatik bir gelin, toplumun saygın ve üst düzey kesiminden davetliler, zenginler, siyasiler ve iş insanları… Ardından gösterişli kutlamalar, takılar, yüzlerde yapmacık da olsa gülümsemeler ve sevinç sahneleri gelir. Bütün bu görüntüler toplumun dikkatini başka bir yöne çekerek arka planda yürütülen asıl felaket planının gözden kaçmasını sağlayabilir. [6]
İnsanın düşünce dünyasını hedef alan bu psikolojik tuzaklar, toplumun bütününe yayıldığında çok daha yıkıcı sonuçlar doğurur.
Demokrasinin temel dayanağı, bilimsel düşünceyi benimseyen aydın ve özgür bireylerin oluşturduğu toplumsal kültürdür. Bu tür toplumlar fikirleri öncelikle anayasa ve hukuk düzeni çerçevesinde tartışır. Kuruluş amacına, birlik ve beraberlik olgusuna zarar verecek hamleler sistemin ilgili organlarının tepkisini çeker.
Bu noktada toplumsal direnci aşmak için psikolojik bubi tuzakları devreye sokulur. Yapay gündemlerle toplumun dikkati asıl konudan uzaklaştırılır. Böylece insanların düşünce alanı farklı tartışmalarla kuşatılır ve büyük resmi görmeleri güçleştirilir.
Bir toplumda ayrıştırıcı fikirlerin başarılı olabilmesi için her zaman açık bir çatışma olması gerekmez. Bazen ortak değerlerin yerine başka kimlikler, başka öncelikler ve başka düşmanlıklar konulması yeterli olur.
Bubi tuzağının toplum için olan modeli tam bu noktada ortaya çıkar. Güçlü bir toplumun insanlarını birbirinden uzaklaştırmak için önce dikkatlerini ortak zeminden başka yöne çekmek gerekir.
Bu nedenle toplumsal sorumluluk hem kendi hakkını savunmak hem de toplumun hangi yöne sürüklendiğini görebilmektir. Onun gücünü ve varlığını koruyabilmesi, kurulan tuzakları zamanında fark etmesine ve ortak değerlerine bir bütün hâlinde sahip çıkmasına bağlıdır.
Kaynakça
[1] Bacon, F. (1597). Meditationes Sacrae, “De Haeresibus”.
[2] Friston, K. (2010). “The Free-Energy Principle: A Unified Brain Theory?” Nature Reviews Neuroscience, 11, 127–138.
[3] Simons, D. J. & Chabris, C. F. (1999). “Gorillas in Our Midst: Sustained Inattentional Blindness for Dynamic Events.” Perception, 28(9), 1059–1074.
[4] Rook, D. W. (1987). “The Buying Impulse.” Journal of Consumer Research, 14(2), 189–199.
Beatty, S. E. & Ferrell, M. E. (1998). “Impulse Buying: Modeling Its Precursors.” Journal of Retailing, 74(2), 169–191.
[5] Tajfel, H. & Turner, J. C. (1979). “An Integrative Theory of Intergroup Conflict.” İçinde W. G. Austin & S. Worchel (Ed.), The Social Psychology of Intergroup Relations, 33–47. Monterey, CA: Brooks/Cole.
[6] Thorndike, E. L. (1920). “A Constant Error in Psychological Ratings.” Journal of Applied Psychology, 4(1), 25–29.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
